Ceza hukuku genel hükümler ders notları


Sponsorlu Bağlantılar


  1. Ceza hukuku genel hükümler ders notları

    Sponsorlu Bağlantılar


    CEZA HUKUKU GENEL HÜKÜMLER DERS NOTLARI

    A- CEZA HUKUKUNUN İŞLEVİ
    Suç adı verilen davranışlara uygulanacak olan yaptırımları belirleyen kurallar bütününe ceza hukuku adı verilmektedir. Ceza hukuku toplumsal yaşamda meydana gelen ihlallerde en son uygulanacak olan hukuk dalıdır. Toplumsal yaşamda ortaya çıkan her türlü hukuka aykırılık hallerinde ceza yaptırımı uygulanmaz.
    Örneğin kabahat teşkil eden eylemler hukuka aykırı olmasına rağmen bu tür hukuka aykırılık hallerinde ceza değil idari yaptırımlar uygulanmaktadır.
    Ceza hukuku günümüzde insancıl temellere dayandırılmaktadır. Nitekim, suçlanan her kim olursa olsun, suçluluğu bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz ( Masumiyet Karinesi ). Bu sebeple Ceza Muhakemesi hukukunda soruşturma aşaması ( İddianamenin kabulünden önceki aşama ) sırasında suç isnadı altında bulunan kimseye ŞÜPHELİ; İddianamenin kabulünden karırın kesinleşmesine kadar olan süreçte suç şüphesi altında olan kimseye ise SANIK denmektedir. Karar kesinleştikten sonra ancak HÜKÜMLÜ denilmektedir.
    Ceza hukukunun önleyici ve bastırıcı fonksiyonu vardır. Ceza kanunlarında belirlenen suç adı verilen normlar ve cezalar kişilerin bu hükümleri ihlal etmeleri durumunda karşılaşacakları yaptırımı önceden bilmeleri ve suç işlemek fikrinden vazgeçmelerini sağlar. Bu etki önleyici ( caydırıcı ) etkidir. İkinci etki ise suç işleyerek kamu düzeni ve toplumsal yaşayışın kurallarını bozan kimselerin eylemlerinin karşılığı olarak kanunda yazılı olan cezalara çarptırılması sebebiyle ortaya çıkan bastırıcı, ödetici etkidir.
    B- CEZA HUKUKUNUN KAYNAKLARI
    Ceza hukukunun temel kaynağı Anayasadır. Anayasa da ceza hukukuna ilişkin bir çok hüküm vardır. Ancak en temel ve en önemli hüküm 38. Maddededir. Suç ve cezalara ilişkin esaslar başlığı altında:
    - Suçta ve cezada kanunilik ilkesi,
    - Masumiyet Karinesi,
    - Kişinin kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunma ve bu yolda kanıt gösterme yasağı,
    - Kanuna aykırı delilerin kullanılamayacağı,
    - Ceza sorumluluğunun şahsiliği,
    - Sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılamayacağı,
    - Ölüm Cezası ve müsadere cezasının verilemeyeceği,
    - İdarenin kişi hürriyetini kısıtlayıcı yaptırımlarda bulunamayacağı,
    - Uluslar arası ceza divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülüklerden başka bir sebeple hiçbir surette vatandaşın yabancı ülkeye verilemeyeceği hususları düzenlenmiştir.
    İkinci kaynak da: 1 Haziran 2005 te yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunudur. İlk 76 Madde genel hükümler ve sonraki maddeleri ise özel hükümler içermektedir.
    Anayasanın 90/son cümle ( 2004 değişikliği ) uyarınca temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslar arası sözleşmeler kanunlardan öngelen, öncelikli bir uygulama alanına sahiptir. Bu sebeple ceza kanunu hükümleri yorumlanırken aynı konuda kanun ile uluslar arası sözleşme çatıştığı durumlarda uluslar arası sözleşme hükümleri uygulanabilecektir. Nitekim Yargıtay ifade özgürlüğü konusunda ve eleştiri hakkı ile ilgili durumlarda sıkça A.İ.H.S in 10. Maddesinde yer alan ifade özgürlüğüne atıf yapmaktadır.
    Ceza Kanunu ile Özel Ceza Yasaları Arasındaki İlişki
    Genel yasa niteliğinde olan 5237 Sayılı Kanunun genel hükümleri özel ceza yasaları ve ceza içeren yasalardaki suçlar hakkında da uygulanacaktır. ( 5237 S.K. m. 5 )
    Özel ceza yasaları ve ceza içeren yasalardaki suç ve cezalara ilişkin hükümler aynen uygulanmaya devam edilecek fakat TEŞEBBÜS, İŞTİRAK, TEKERRÜR, ERTELEME, ÇEVİRME, MÜSADERE vs. genel hükümler alanına giren konularda 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu uygulanmak zorundadır.
    5252 Sayılı Yürürlük kanunu bu durum için 31 Aralık 2006 ya kadar ilgili kanun hükümlerinin uygulanacağını ancak bu tarihten sonra ceza içeren yasalar ve özel ceza yasalarında yer alan suçlara 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanacağını düzenlemiştir. Nitekim 5728 Sayılı Yasa ile özel ceza yasaları ve ceza içeren yasalarda toplu değişiklikler yapılmış ve T.C.K. ile uyum sağlanmıştır.

    Google+

    YouTube


  2. C- CEZA HUKUKUNA HAKİM OLAN İLKELER
    1- Hukuk Devleti İlkesi
    Anayasamıza göre Yargı yetkisi bağımsız mahkemeler tarafından kullanılan bir yetkidir. Ceza hukuku bağlamında bakıldığında hukuk devletinin üç niteliği bulunmaktadır. İnsan haklarına saygı ve insan haklarının güvenceye bağlanması, adaletin sağlanması ve güvenliğin tesis edilmesidir.
    2- Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi
    Suç adı verilen insan davranışının ve bunun karşılığında uygulanacak yaptırımın ANCAK YASA İLE belirlenmesini öngören ilkedir. Yasallık ilkesi ilk kez 1876 Kanuni Esasi ile düzenlenmiştir.
    Kanunilik ilkesinin beş adet sonucu vardır. Bunlar:
    - Belirlilik: Bir eylemden dolayı her hangi bir kimsenin cezalandırılabilmesi için o eylemin açık ve seçik bir biçimde yasada suç olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Hangi eylemin suç olduğu açık bir biçimde yasada yazmalıdır. Nitekim T.C.K nın 2. Maddesine göre: Kanunun AÇIKÇA suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Yasa koyucu ceza kanunlarında belirsiz ve elastik kavramlar kullanmaktan kaçınmalıdır. Ceza yasaları açık ve net olmalıdır.
    - Aleyhe Kanunun Geçmişe Yürütülmesi Yasağı: Kişinin suç sayılan eyleminden sonra yürürlüğe giren ve durumunu ağırlaştıran yasalar aleyhe yasadır.
    Eylemin işlenmesinden sonra yürürlüğe giren yasa failin durumunu önceki yasaya göre daha da ağırlaştırıyorsa yani failin aleyhine ise fail hakkında sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri uygulanamaz.
    T.C.K nın 7. Maddesine göre: “ İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.
    İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.”
    Türk Ceza Kanunun ikinci maddesine göre ise, Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.
    - Kıyas YASAĞI: Kıyas bir hukuk boşluğunun benzer kuralları yardımıyla doldurulmasıdır. Ceza hukuku açısından açıkça suç olarak düzenlenmeyen bir eylemin suç olarak düzenlenmiş başka bir eyleme benzetilerek cezalandırılması ya da failin ceza sorumluluğu ile ilgili kurallarda boşluk bulunması halinde benzer kurallardan yararlanılması kıyastır. Ancak T.C.K. m.2/3 uyarınca:
    “ Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında KIYAS YAPILAMAZ. Suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz. ”
    Bu sebeple suç ve ceza içeren hükümlerin uygulanmasında ve yorumlanmasında kıyas mutlak olarak yasaktır. Kıyas failin lehine yada aleyhine olsun yasaktır.
    Kanunda yasaklanan suç ve ceza içeren hükümlerde KIYAS yapılmasıdır. Kıyas failin lehine olsa da yasaktır.
    Ceza hukukunda kıyas ile birlikte KIYASA YOL AÇACAK BİÇİMDE GENİŞ YORUM YAPMAK da yasaktır. Ancak kıyasa yol açmayacak surette yorum yapmak mümkündür ve hatta gereklidir de. Kanunun somut olaya uygulanması için yorumlanması gerekmektedir. Bu sebeple yasak olan Kıyasa yol açacak biçimde GENİŞ YORUM dur.
    - İdarenin Düzenleyici İşlemlerle Suç Oluşturması ve Hürriyet Bağlayıcı Ceza Vermesi YASAĞI: İdare tüzük, yönetmelik gibi işlemlerle suç oluşturamaz ve ceza veremez. Türk Ceza Kanunun 2. Maddesine göre: “ İdarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamaz ”.
    Kanun Hükmünde Kararnameler ile ( Olağan Dönem K.H.K ları ) temel haklar, kişi hak ve ödevleri ve siyasal hak ve ödevler konusunda düzenleme yapılamaz. Suç ve ceza koymak ise temel haklar ve kişi hak ve ödevleri bölümünde yer alan bir konudur. Bu sebeple OLAĞAN DÖNEM K.H.K ları İLE SUÇ ve CEZA KONULAMAZ.

    __________________


  3. Anayasa’nın 38. Maddesine göre: “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ANCAK KANUN İLE KONULUR ”.
    - Örf Adete Dayanılarak Suç Oluşturma ve Ceza Verme YASAĞI: Ceza hukukunda örf adete dayanılarak suç oluşturulamaz, ceza verilemez. Kişi neyin suç olduğunu kolayca öğrenebilmelidir. Oysa örf adet yazısız kurallar olduğu için bireylerin sağlıklı bir bilgi edinebilmesi güçtür. T.C.K nın 2. Maddesine göre: “ Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz .”
    Örf adet yalnızca yasa hükümlerinin somut olaya uygulanmasında kaynak oluşturabilir. Örneğin hayasızca hareketler suçundaki teşhircilik kavramının kapsamı örf ve adetten yararlanılarak belirlenir.
    Yargıtay; birkaç elma çalmanın hırsızlık suçunu oluşturmadığına karar verirken, bunun toplumsal alışkanlığın ve genel hoşgörünün bir yansıması olduğunu çalma eyleminin ihlal ettiği hukuksal değerin, toplumda yaygın ve genel anlayışa göre belli ve gözetilebilir bir düzeyde zarara uğramadığını kabul ederek örf adet kurallarından yararlanmıştır.
    3- Kusursuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesi
    Failin suç oluşturan bir eylemini gerçekleştirmesinde kusuru olmadıkça, ceza yaptırımına maruz kalamayacağını ifade eden ilkedir. Kusur; bir eylemin isnad kabiliyeti bulunan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek ya da en azından bilerek yapmasıdır. Bilmeden ya da istemeden yapılan bir hareketten dolayı kimse cezalandırılamaz. Bu ilkenin üç önemli sonucu vardır:
    - Kusursuz bir fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz.
    - Ceza failin kusurunun derecesini aşamaz.
    - Ceza failin hak ettiğinden az olamaz.
    4- Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği İlkesi
    5237 Sayılı T.C.K nın 20. Maddesine göre. “ Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri uygulanabilir.”
    Bu hüküm uyarınca ceza sorumluluğunun kişisel olduğu ve hiç kimsenin bir başkasının işlemiş olduğu fiil nedeniyle sorumlu olamayacağı ortaya konulmuştur. Bu maddede eski yasada olmayan tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması hükmü YENİ BİR HÜKÜMDÜR.
    Tüzel kişilere ceza verilemez. Ancak tüzel kişiler hakkında eşya müsaderesi, kazanç müsaderesi ve faaliyetin durdurulması ( Faaliyet izninin iptali ) güvenlik tedbirlerine müracaat edilebilir. Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanabilmesi için her suç tipinde AYRICA BU DURUMUN BELİRTİLMESİ GEREKMEKTEDİR.
    5- Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi
    Suç işleyen kişi hakkında işlenen eylemin ağırlığı ile orantılı olarak ceza ve güvenlik tedbirine hükmedilmesine adalet ilkesi adı verilir. T.C.K nın 3. Maddesinde: “ Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur ” denilerek adalet ilkesine yer verilmiştir.
    Ceza yasasının uygulanmasında kişiler arasında din, dil, ırk ya da sair her hangi bir sebeple ayrım yapılmamasına ise eşitlik ilkesi adı verilmektedir. Bu durumda T.C.K.m. 3 hükmü ile düzenlenmiştir.
    6- İnsan Haysiyetinin Korunması İlkesi
    Suç işlediği için ceza yaptırımına tabi tutulan kişinin yeniden topluma kazandırılmasını amaç edinen ilkedir. Bu ilke gereği kişi suç işlese de insan haysiyetini yaraşır bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmedilmelidir. Anayasamızın 17. Maddesinde: “ Hiç kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz… ” hükmü ile insan haysiyetinin korunması güvence altına alınmıştır. Bu amaçla ölüm cezası, kırbaç, genel müsadere, taşlama ve sair cezalar kabul edilmemiştir. İnsan suç işlemiş olsa dahi insanlık sıfatına yaraşır bir muameleye tabi tutulmalı ve insan gibi yargılanmalıdır. Bu sebeple ceza usul hukukunda sanık- şüpheli haklarına yer verilmiştir. Bu haklar kişiye insan olması sıfatıyla verilmiş olan haklardır.
    7- Non Bis İn İdem İlkesi
    Failin işlemiş olduğu bir fiil nedeniyle tek bir ceza verilmesi, bir suça bir ceza şeklinde formüle edilen ilkedir. Bu ilke uyarınca yargılama yapılarak hüküm verilen bir konu hakkında yeniden yargılama yapılamaması ( kesin hüküm dava engeli- ön şart ) gerekir. Bu ilkenin yurt dışında işlenen suçlarla ilgili istisnaları vardır. Uluslar arası suçlarda bu ilkeye geçerlilik tanınmamıştır. Örneğin uyuşturucu madde imal veya ticareti suçu.
    Bir kimse yurt dışında yargılansa ve hüküm verilse dahi istisnaen Türkiye de tekrar yargılanmaktadır. Ancak kişi ikinci kez yargılansa dahi, kişinin YURT DIŞINDA OLSA BİLE maruz kaldığı bütün ÖZGÜRLÜK KISITLAMALARI cezadan mahsup edilecektir.


  4. CEZA KANUNUNUN UYGULANMASI
    A- ZAMAN BAKIMINDAN UYGULAMA
    Kural: Kişi suç işlediğinde yürürlükte olan yasanın DERHAL uygulanmasıdır.
    Kişinin hareketi gerçekleştirdiği anda yürürlükteki yasa hükümlerine göre eylem suç teşkil etmiyorsa kişiye ceza verilmez. Sonradan çıkan bir kanun kişinin eylemini suç yapsa daha bu durum kişinin aleyhine olduğu için kişi hakkında uygulanamaz. ( Aleyhe Kanunun geçmişe yürümesi yasağı )
    İstisna: Suç işledikten sonra yürürlüğe giren yasa hükümleri failin lehine ise yasa geçmişe yürür ve fail bu hükümlerden yararlanır.
    LEHE OLAN YASA NASIL BELİRLENİR:
    - Bir eylemi suç olmaktan çıkaran yasa lehedir ( Örneğin yasa zinayı suç olmaktan çıkarırsa bu failin lehinedir )
    - Suçun oluşmasına ek koşullar bağlayarak zorlaştıran yasa lehedir. ( Örn. Suçu özel kast ile işlenebilir hale getiren, ya da yargılama için bir makamdan izin alınması şartını getiren yasa lehedir. )
    - Resen kovuşturulan suçu Takibi Şikayete Bağlı Hale getiren yasa lehedir.
    - Zamanaşımı süresini kısaltan yasa lehedir.
    - Yaptırım olarak adli para cezası öngören yasa lehedir. ( İlk yasa hapis cezası sonradan yürürlüğe giren yasa sadece adli para cezası öngörüyorsa lehedir. )
    - Tür ve miktar olarak daha az ceza öngören yasa lehedir. ( Süreli hapis cezası öngören yasa müebbet hapis cezasına göre lehedir. Yine müebbet hapis cezası öngören yasa ağırlaştırılmış müebbet cezası öngören yasaya göre lehedir. )
    - Her iki yasa da sabit ceza öngörüyorsa daha az ceza öngören yasa lehedir. Örneğin, ilk yasa 3 yıl hapis cezası öngörüyor sonraki yasa da 2 yıl öngörüyorsa sonradan yürürlüğe giren yasa lehedir.
    - Her iki yasada aralıklı ( hakime takdir yetkisi tanıyan ) bir ceza öngörmüş ise üç ihtimal vardır:
    1- Üst sınırlar aynı fakat alt sınırlar farklı ise; alt sınırı daha az olan yasa lehedir. Örneğin İlk yasa 2 yıldan 5 yıla hapis cezası öngörmekte iken sonradan yürürlüğe giren yasa 1 yıldan 5 yıla hapis cezası öngörüyorsa ikinci yasa lehedir, çünkü alt sınırı daha azdır.
    2- Alt sınırları aynı fakat üst sınırları farklı ise; üst sınırı daha az olan yasa lehedir.Örneğin ilk yasa 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası öngörmekte iken sonradan yürürlüğe giren yasa 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası öngörüyor ise sonradana yürürlüğe giren yasa üst sınır olarak daha az hapis cezası öngördüğü için lehedir.
    3- Alt ve üst sınırlar farklı ise; önceki ve sonraki yasa bir bütün halinde olaya AYRI AYRI uygulanarak lehe olan yasa tespit edilmeye çalışılır. Bu şekilde lehe olan yasa tespit edilip o yasa olaya uygulanır. Bir yasanın sadece lehe olan hükümleri olaya uygulanamaz. Lehe olan yasa bütün hükümler tespit edildikten sonra belirlenir ve lehe olan yasa BİR BÜTÜN HALİNDE olaya uygulanır.
    Suç Ne Zaman İşlenmiş Sayılır
    T.C.K da bu konuda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte; öğretide çoğunlukla suçun icra hareketlerinin tamamlandığı anda oluşmuş sayılacağı belirtilmektedir. T.C.K nın 7. Maddeisnde yer alan “. .. hareketlerin kısmen veya tamamen Türkiye de yapılması ” ibaresi de bunu desteklemektedir.
    İnfaz Rejimine ve Güvenlik Tedbirlerine İlişkin Yasaların Zaman Bakımından Uygulanması
    İnfaz rejimine ilişkin yasalar kural olarak derhal uygulanır. Kural olarak failin lehine ya da aleyhine olup olmadığına bakılmaksızın hemen uygulanır. Örneğin mahkumlara günde 3 saat kitap okuma şartı getiren bir infaz yasası mahkumların aleyhine bile olsa derhal uygulanır. Ancak üç halde hükümlünün aleyhine hükümler içeren yasa uygulanmaz:
    - Hapis Cezasının Ertelenmesi
    - Koşullu Salıverme.
    - Tekerrür.
    Bu haller derhal uygulama ilkesinin istisnalarıdır. Bu durumlarda ancak failin lehine ise yasa hükümleri uygulanabilir. Aleyhine ise uygulanamaz. Aleyhe kanun geçmişe yürümez yasağı bu hallerde geçerlidir.
    Güvenlik tedbirlerinde TEKERRÜR HARİÇ derhal uygulama ilkesi geçerlidir.
    Geçici ve Süreli Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması
    Geçici ceza yasaları, belli dönemlerde yürürlükte olan ceza yasalarıdır. Süreli ceza yasaları ise yürürlükte kalacakları zaman açıkça düzenlenmiş olan yasalardır. OHAL yasaları süreli ceza yasalarıdır.
    Geçici ve süreli yasalar bakımından ileriye yürüme ilkesi geçerlidir. Yani yasaların geçerli olduğu dönem içerisinde suç işleyen fail; yasanın yürürlükte olduğu süre geçtikten sonra da yine geçici ve süreli yasa hükümlerine göre yargılanacaktır. Lehe kanunun geçmişe yürümesi durumu söz konusu olmayacaktır. SADECE ZAMANAŞIMI HÜKÜMLERİ BAKIMINDAN lehe kanun uygulanır.
    Yargılama Hukuku Yasalarının Zaman Bakımından Uygulanması
    5237 Sayılı Türk Ceza Kanununa göre Ceza Muhakemesi ve güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar failin lehine veya aleyhine olup olmadığına bakılmaksızın DERHAL UYGULANIR.


    __________________


  5. YER BAKIMINDAN UYGULAMA
    Ceza kanunun yer bakımından uygulanmasında farklı sistemler mevcuttur. Bunlar:
    1- Mülkilik:
    Failin veya mağdurun vatandaşlığına bakılmaksızın suç nerede işlenmiş ise o ülkenin ceza kanunlarının uygulanmasını ifade eder.
    Türk Ceza Kanununun 9. Maddesine göre: “ Türkiye de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse Türkiye de yeniden yargılanır ”.
    Suç olarak sayılan hareketlerin bir kısmı veya tamamı Türkiye de gerçekleştirilmiş ise ya da netice Türkiye de gerçekleşmiş ise SUÇ TÜRKİYE DE İŞLENMİŞ SAYILIR.
    - Türk kara ve hava sahalarında ve Türk Karasularında,
    - Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında,
    - Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,
    - Türk deniz veya hava savaş araçlarında veya bu araçlarla,
    - Türkiye kıta sahanlığı ya da Münhasır Ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karış işlenmiş ise suç TÜRKİYE DE İŞLENMİŞ SAYILIR.
    2- Şahsilik:
    Şahsilik sistemi ikiye ayrılır. Bunlardan birisi failin vatandaşlığını esas alan faile göre şahsilik diğeri ise mağdurun vatandaşlığını esas alan mağdura göre şahsilik.
    Faile GÖRE ŞAHSİLİK: Failin işlemiş olduğu suçtan ötürü failin vatandaşı olduğu ülkenin ceza kanunları uyarınca cezalandırılmasıdır. Bu sistemde bir Türk Vatandaşı yurt dışında suç işlediğinde TÜRKİYE de yargılanması için:
    - İşlediği suçun en az 1 yıl hapis cezası gerektirmesi, ( Adli Para cezası gerektiren suç olmayacak )
    - Zarar gören ülkenin veya zarar gören mağdurun fail ( Türk Vatandaşı ) Türkiye ye girdikten sonra 6 Ay içinde şikayetçi olması,
    - Fail Türk Vatandaşının TÜRKİYE de BULUNMASI,
    - Bu fiilden dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması gerekmektedir.
    - Fail Türk Vatandaşının işlemiş olduğu suça ilişkin olarak yabancı ülke ceza kanununda hem hapis cezası hem de adli para cezası seçimlik olarak uygulanıyor ise mağdurun şikayeti olsa bile suç SORUŞTURULMAZ.
    Ancak yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen kimse bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hüküm verilmiş olsa bile TÜRKİYEDE YENİDEN YARGILANIR. ( Yurt dışında hüküm verilmiş ve ceza almış ise çekmiş olduğu ceza TÜRKİYE de verilen cezadan düşülür )



    Mağdura GÖRE ŞAHSİLİK: Suçtan zarar gören mağdurun vatandaşı olduğu devletin ceza kanunlarının uygulandığı sistemdir.
    Türk Ceza Kanuna göre:
    - Türkiye nin zararına,
    - Türk Vatandaşı zararına,
    - Türk Kanunlarına göre kurulmuş ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİSİ ne karış suç işlenmiş ise mağdura göre şahsilik sistemi uyarınca Türkiye de yargılama yapılabilecektir.
    Mağdura göre şahsilik sistemi uyarınca yargılama yapılabilmesi için:
    - Suç en az 1 yıllık hapis cezasını içerecek,
    - Türkiye zararın işlenmiş ise ADALET BAKINININ TALEBİ,
    - Türk Vatandaşı ya da özel hukuk tüzel kişisi aleyhine işlenmiş ise bu kimselerin ŞİKAYETİ,
    - Yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması,
    - En önemlisi de FAİLİN ( YABANCI ÜLKE VATANDAŞININ ) TÜRKİYE DE BULUNMASI gerekmektedir.
    Türkiye zararına işlenmiş bir suçta yabancı ülkede yargılama yapılsa ve hüküm verilse bile Türkiye de ADALET BAKANININ talebi üzerine yeniden yargılanabilir. Yurt dışında almış olduğu ceza Türkiye de verilecek cezadan mahsup edilir.
    Ancak suç Türk Vatandaşına karşı ya da Türk Özel Hukuk Tüzel Kişisine karşı işlenmiş ise bu halde yurt dışında yargılama yapılmış ve hüküm verilmiş ise Türkiye de yeniden Yargılama YAPILAMAZ.
    3- Koruma SİSTEMİ:
    Failin vatandaş ya da yabancı olup olmadığına bakılmaksızın devlet varlığına yönelik bir suçun yurt dışında işlenmesi halinde bu suçun mağdur devletin kendisi tarafından cezalandırılmasına imkan tanıyan sistemdir.
    Bu suçlar: İşkence, Soykırım, Fuhu, Parada Sahtecilik, Mühür Sahteciliği, Devletin Egemenlik Alametlerine Karış işlenen suçlar, Devlete karşı işlenen suçlar, Anayasaya karşı işlenen suçlar, Casusluk, Rüşvet, vs.
    Bu sistemde devletin kendisine karşı işlenen suçlarda kendisini koruması amaçlanmıştır.
    Soykırım ve insanlığı karşı işlenen suçlar ve Devletin varlığına yönelik suçlarla ilgili olarak yabancı ülkede mahkumiyet ya da beraat kararı verilmiş olsa dahi, ADALET BAKANININ TALEBİ ÜZERİNE TÜRKİYE DE YENİDEN YARGILAMA YAPILABİLİR.

    4- Evrensellik Sistemi:
    Dünyanın neresinde olur ise olsun, hiçbir suçun cezasız kalmaması amacıyla kabul edilen sistemdir. Bu durumda mağdur da fail de yabancıdır. Ancak işlemiş olduğu suç çok vahim bir suç olduğu için hangi ülkede olursa olsun suç işleyen kişi yargılanabilir ve cezalandırılabilir.
    GERİ VERME
    Geri verme devletler arasında imzalanan ikili anlaşmalarla düzenlenmiştir. Geri verme ancak Türkiye nin egemenlik sahası dışında işlenen suçlar için söz konusu olabilir. Çünkü Türkiye nin egemenlik alanında işlenen suçlara mutlak surette TÜRK KANUNLARI UYGULANACAK ve fail Yabancı olsa da Hiçbir surette GERİ VERİLMEYECEKTİR.
    Geri verme sadece yabancı failler için söz konusudur. Anayasaya göre VATANDAŞ ULUSALARARASI CEZA DİVANININ GEREKTİRDİĞİ YÜKÜMLÜLÜK DIŞINDA HER NE SEBEPLE OLURSA OLSUN GERİ VERİLMEZ.
    Geri verme için:
    - Suçun düşünce suçu, siyasi suç veya askeri suç olmaması,
    - Türkiye ya da Türk Vatandaşı ya da Türk özel hukuk tüzel kişisine karış işlenmemiş olması,
    - TÜRK HUKUKUNA GÖRE DAVA VE CEZA ZAMANAŞIMINININ DOLMAMASI veya Affa UGRAMAMIŞ OLMASI gerekmektedir.
    - Eylemin Türk Kanunlarına göre de suç olması,
    Bu şartlar sağlanmış ise ve Türkiye ile geri verme talebinde bulunan ülke arasında suçluların iadesine ilişkin ikili anlaşma var ise Geri verme talebi ilgilinin bulunduğu yer AĞIR CEZA MAHKEMESİnde değerlendirilir.
    Bu karardan sonra nihai olarak geri vermeye YALNIZCA BAKANLAR KURULU YETKİLİDİR. Bakanlar Kurulu siyasi gerekçelerle kişiyi talep eden devlete geri vermekten kaçınabilir. Failin geri verilmesi halinde faile insanlık dışı muamele edileceği ya da ayrımcılık yapılacağı söz konusu ise fail geri verilmez.
    Geri verilen kimse yalnızca geri vermeye ilişkin suçlardan dolayı yargılanabilir ( ÖZELLİK KURALI )

    _______


  6. KİŞİ BAKIMINDAN UYGULAMA
    Eşitlik ilkesi uyarınca suç işleyen kimsenin sıfatına bakılmaksızın kanun önünde eşitlik ilkesi uyarınca yargılanması ve cezalandırılması Ceza Hukukunun temel ilkelerindendir. Ancak bu kuralın istisnaları bulunmaktadır:
    1- Cumhurbaşkanı: Vatana ihanet dışında cezai sorumluluğu yoktur. Görevi nedeniyle işlemiş olduğu suçlardan ötürü tam olarak sorumsuzudur. T.B.M.M nin 1/3 ünün teklifi ve ¾ ünün kararı ile Yüce DİVAN da Vatana ihanet ile yargılanabilir.
    Cumhurbaşkanının hukuk davalarında davalı olmasında bir engel yoktur. Ancak mahkemelerde tanıklık yapmaya zorlanamaz. Kendisi isterse tanıklık yapar. Yoksa Zorla götürülemez.
    2- Yasama Dokunulmazlığı: Milletvekillerine tanınan bu dokunulmazlık iki türdür. Bunlardan birisi kürsü dokunulmazlığı ikincisi ise yargılamaya karşı tanınan kişisel dokunulmazlık.
    Mutlak Dokunulmazlık: Parlamenterlerin meclis çalışmalarındaki ( mutlaka meclis binası içinde olması zorunlu değil ) oyları, sözleri ve düşünce açıklamaları nedeniyle hiçbir surette sorumluluğu yoktur. Bu eylemler nedeniyle suç oluşsa dahi yargılama yapılamaz. Çünkü bu eylemler nedeniyle cezai sorumluluk yoktur. Kürsü dokunulmazlığı mutlaktır, kaldırılamaz. Milletvekilliği sona ermiş olsa dahi bu eylemlerden dolayı yargılama yapılamaz. Ağır Cezayı gerektiren suçüstü hali ve SEÇİMDEN ÖNCE SORUŞTURMAYA BAŞLANMIŞ OLMAK KAYDIYLA ANAYASA M. 14 Te yer alan durumlarda MECLİS KARARI OLMADAN HER TÜRLÜ YARGILAMA İŞLEMİ YAPILABİLİR.
    Nispi Dokunulmazlık: Seçimden önce ya da sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin MECLİS TARAFINDAN DOKUNULMAZLIĞI KALDIRILMADIKÇA tutulamaması, yakalanamaması, sorguya çekilememesi, tutuklanamaması ve yargılanamamasıdır. Bu dokunulmazlık mutlak değildir. Geçicidir. Milletvekilliği süresi bittiğinde dokunulmazlık da kalkar.
    Dokunulmazlık süresi boyunca ZAMANAŞIMI DURUR.
    Ancak Anayasanın 14. Maddesinde yazılı olan Devletin bütünlüğüne ve Anayasal düzene karşı işlenmiş olan suçlardan dolayı Seçimden ÖNCE SORUŞTURMAYA BAŞLANMIŞ ise milletvekili yargılanabilir.
    3- Yargı Bağışıklığı ( Diplomatik Dokunulmazlık ): Diplomatik dokunulmazlık sebebiyle sağlanan bağışıklıktır. Yabancı ülkede görev ile ilgili ya da görevi ile ilgili olmayan bir suç işleyen diplomat o ülkede yargılanamaz. Böyle bir suçtan dolayı sadece kendi ülkesinde yargılanabilir.
    Bu dokunulmazlık büyükelçiler ve büyükelçi seviyesinde devleti temsil eden kimseler için söz konusudur. Konsoloslar diplomatik dokunulmazlıktan yararlanamazlar.
    Bir yabancı ülkeyi ziyaret eden devlet başkanları, dışişleri bakanları, B. M Temsilcileri, Adalet Divanı ve devleti temsil eden kimseler bu bağışıklıktan yararlanırlar. Bu bağışıklıktan yararlanan kimseler yabancı ülkede cinayet işleseler dahi o ülkede yargılanamazlar. Kendi ülkelerinde yargılanırlar.
    4- NATO Askerleri: Türkiye de bulunan yabancı ülke askerleri de bazı suçlarda dokunulmazlığa sahiptir. Bu kimseler de bir takım suçları işlediklerinde kendi ülkeleri tarafından yargılanırlar.


  7. SUÇ GENEL TEORİSİ
    SUÇ:
    Kanunda yazılı olan suç tanımına uyan ( Kanunilik ), suç işleme kabiliyeti bulunan bir kimse tarafından işlenen ( Kusurluluk ), Hukuka Aykırı nitelik taşıyan ( Hukuka Aykırılık Unsuru ) insan davranışına ( Maddi Unsur ) suç adı verilir.
    Bu özellikleri taşımayan bir eylem suç olarak tanımlanamaz. Bu unsurlardan farklı olarak suç işleyen failin yargılanabilmesi için bir takım gerekliliklere ihtiyaç vardır. Bunlar:
    - Ön şartlar: Bir davranışın suç olabilmesi için o davranışta bulunması gereken ilk husus ön şarttır. Örneğin zimmet suçunun söz konusu olabilmesi için failin mutlaka Kamu görevlisi olması gerekmektedir.
    - Cezalandırılabilme Koşulları: Bu şartlar da ön şartlar gibi suçun unsurlarından önce bulunması gereken hususlardır. Örneğin, yabancı ülkede Türk vatandaşına karşı suç işleyen bir yabancı failin yargılanması için Türkiye de bulunması gibi. Bu yabancının eylemi suç olsa dahi Türkiye de değil ise yargılama yapılamaz.
    - Kişisel Cezasızlık Nedeni: Bu nedenler kişinin cezalandırılmasına engellerler. Örneğin milletvekillerinin söz, oy ve düşünce açıklamaları suç olsa dahi kişisel bir cezasızlık nedeni olduğu için cezalandırılamaz. Eylem suçtur fakat kişisel özel bir nedenden dolayı milletvekili cezalandırılamamaktadır. Ancak milletvekili ile birlikte normal bir vatandaş bu suça iştirak etmiş ( Milletvekili ile birlikte bir normal vatandaş meclis çalışması sırasında bir başkasına hakaret etmiş ise ) bu halde bu vatandaş cezalandırılır. Çünkü dokunulmazlık sadece milletvekiline sağlanan kişisel bir cezasızlık nedenidir.
    CEZA SORUMLULUĞUNU KALDIRAN VEYA AZALTAN NEDENLER
    Suç sayılan eylemlerin bazı şartlar altında gerçekleştirilmesi halinde suç olarak kabul edilmemesi ve bazı hallerde de suç sayılmakla birlikte ceza indirimi yapılması ya da hiç ceza verilmemesi sonucunu doğuran nedenlerdir.
    Bu sebepleri hukuka uygunluk nedenleri ve ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan diğer nedenler olarak ayırmak mümkündür.
    HUKUKA UYGUNLUK HALLERİ:
    1- Meşru Müdafaa.
    2- Kanun Hükmünün Yerine Getirilmesi.
    3- Hakkın Kullanılması.
    4- Mağdurun Rızası.
    Bu durumlarda işlenen fiiller suç değildir. Bu hallerde kişiye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz, dava açılmış ise BERAAT KARARI VERİLİR. Bu nedenler objektiftir. Kişiye bağlı nedenler değildir. Bu durumlarda bulunan bütün kimseler bu hükümler uyarınca değerlendirilir ve ceza verilmez.
    1- MEŞRU MÜDAFAA
    Bir kimsenin kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen veya gerçekleşmesi kesin olan haksız bir saldırıyı o anda durum ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde ortadan kaldırmaya meşru müdafaa denir.
    Meşru müdafaadan söz edebilmek için saldırı ve saldırıya karşı gösterilen savunmaya ilişkin bazı şartların bulunması gerekmektedir.

    Saldırıya İlişkin Şartlar:
    1- Saldırının halen var OLMALI güncel saldırı ): Saldırı ya halen sürüyor olacak ya da gerçekleşmemiş olsa da gerçekleşmesine kesin gözle bakılıyorsa ya da bitmiş saldırı tekrarlanacak ise meşru müdafaa söz konusu olur.
    Örn: A şahsının elinde bıçak ile B ye saldırması durumunda saldırı günceldir. Bu saldırı da meşru müdafaa söz konusudur.
    Örn: X in evi Y tarafından silahla taranmıştır. X evine silah ile ateş edilirken karşı koyar ise meşru müdafaa söz konusu olur. Fakat X o anda değil de ertesi gün Y ye silahlı saldırı da bulunursa meşru müdafaa olmaz.
    Bütünüyle sona ermiş bir saldırı için meşru müdafaa olmaz. Ancak saldırının tekrarlanacağına kesin gözle bakılıyor ise meşru müdafaa söz konusu olur. Örn: X elindeki bıçağı ile Y ye saldırmış ve Y kaçmaktadır. Elinde bıçağı ile Y yi arayan X in eylemi halen devam etmekte olduğu gibi Y ye karşı yaralama fiili de tekrarlanacağı kesin olan bir fiildir ve meşru müdafaa söz konusudur.
    2- Saldırı HAKSIZ OLMALI: Meşru Müdafaadan söz edebilmek için saldırının haksız olması gerekmektedir. Meşru müdafaa her türlü haksızlığa karşı değil yalnızca HAKSIZ SALDIRAYA karşı kabul edilmiştir.
    SALDIRI KONUSU EYLEMİN SUÇ TEŞKİL ETMESİNE GEREK YOKTUR. HAKSIZ EYLEM OLMASI YETERLİDİR.
    Meşru müdafaadan yararlanan kimse kendi kusurlu hareketi ile saldırıya neden olmuş olabilir. Bu halde de meşru müdafaa söz konusudur.
    Örn: F ye küfür eden ve onu sinirlendiren M; F nin kendisini öldürmek amacıyla ateş açması üzerine saldırıyı etkisiz kılmak için F yi yaralamıştır. Bu olayda M haksız saldırıya kendisi neden olmuştur. Ancak bir kimsenin bir başkasına küfür etmesi o kimsenin ölmesini gerektirmeyeceği için F nin ateş açması durumunda M nin meşru müdafaadan yararlanması mümkündür.
    Ancak: M bu durumu bilerek kurgulamış ise yani meşru müdafaadan yararlanarak F yi öldürmek ya da yaralamak istemişse bu durumda artık meşru müdafaa uygulanamaz.
    ÖRN: Kolluğun silah kullanma yetkisi olan bir durumda kaçmakta olan kişi kolluğun kendisine karşı silahlı saldırıda bulunduğundan bahisle meşru müdafaa hakkının bulunduğunu söyleyemez. Çünkü kolluğun eylemi haksız değildir. Kolluğun silah kullanması ( kanuni sınırlar içinde ) bir hukuka uygunluk nedenidir.
    3- Saldırı BİR HAKKA yönelmiş olmalıdır: Saldırının nefse veya ırza yönelmiş olmasına gerek yoktur. Bir kimsenin her hangi bir hakkına yönelik olabilir. 765 Sayılı Yürürlükten Kaldırılan Ceza Kanunu sadece nefse ve ırza yönelik saldırılarda meşru müdafaayı düzenlemişti. Oysa yeni ceza kanunu her hangi bir hakka yönelik saldırıya karşı meşru müdafaanın söz konusu olabileceğini düzenlemekle meşru müdafaayı genişletmiştir.
    Bu hak, yaşam hakkı, beden dokunulmazlığı olabileceği gibi mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı hakkı da olabilir.
    Her türlü hakka karşı saldırı da meşru müdafaa söz konusu olur. Hakkın önemli bir hak olup olmamasına gerek yoktur.


    __________________



  8. Savunmaya İlişkin Şartlar
    1- Savunmada zorunluluk olmalı: Saldırıdan başka surette kurtulma imkanı bulunmamalı.
    2- Savunma ile saldırı arasında nedensellik bağı olmalı: Savunma saldırıya ve saldırıyı yapan kimseye karşı yapılmış olmalı.
    3- Savunma ile Saldırı Arasında ORAN bulunmalı: Savunma saldırıyı def edecek, uzaklaştıracak ölçüde olmalıdır. Oran saldırıda bulunan kişinin elindeki silah ile orantılı bir silah ile savunma, korunan menfaatler arasında da söz konusu olur.
    Saldırılan menfaat ile savunmada zarar verilen menfaat arasında mutlak bir eşitlik bulunması zorunlu değildir.
    Örn: Cemil yaralamak kastı ile Mehmet e karşı bıçak ile saldırmış ve onu yaralamıştır. Mehmet i Cemil e karşı savunma da bulunur ise meşru müdafaa olur. Fakat Cemil in olaya karışmamış olan kızı Serpil e karşı savunma da bulunamaz ona zarar veremez. Zarar verirse meşru müdafaa olamaz.
    Örn: Kısa boylu ve zayıf olan Recep e karış 2-00 boyunda ve elinde büyükçe bir döner bıçağı ile saldıran Yavuz arasında silahlar bakımından oran yoktur. Recep Yavuz un saldırısını daha etkili bir silah ile ( örneğin ateşli silah ) def edebilir. Bu halde araçlar arasında oran var kabul edilir.
    Örn: Afakan nın 2008 model Mercedes Marka otomobili hasmı Zeki tarafından camları kırılırken görülmüş ise Afakan saldırıyı def etmek için meşru müdafaadan yararlanabilir. Çünkü mülkiyet te bir haktır. Ancak burada konu bakımından bir oran bulunmalıdır. Yani Afakan arabasına yönelik saldırıyı Zeki yi öldürerek def edemez. Çünkü mal için meşru müdafaada kural olarak insan öldürülmez.
    Ancak kendisini yaralamak üzere elinde bıçakla saldıran birisine karşı başka şekilde karşı koyma imkanı kalmamış ise ve başka şekilde kurtulmak mümkün olmamış ise saldırıda bulunan kimseye karşı öldürmek suretiyle karşı koyulabilir.
    ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA MEŞRU MÜDAFAA
    Kanunda kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen bir saldırıya karşı meşru müdafaa düzenlenmiştir. Yani bir başkasına karşı gerçekleşen bir saldırıya karşı savunma yapılabilir.
    Örn: Ormanda piknik yaptığı sırada az ileride birinin bıçaklandığını gören K nın saldırganlara karşı savunmada bulunması mümkündür. K mağduru kurtarmak için faillere karşı her türlü savunma vasıtasını kullanabilir.
    MEŞRU MÜDAFAA İÇİN SALDIRININ SADECE KİŞİYE KARŞI İŞLENMİŞ OLMASI GEREKMEZ. BAŞKA BİRİSİNE GERÇEKLEŞEN BİR SALDIRIYA KARŞI DA MEŞRU MÜDAFAADA BULUNULABİLİR.
    MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE EYLEM SUÇ TEŞKİL ETMEZ, EYLEM NEDENİYLE YARGILAMA YAPILMIŞ İSE BERAAT KARARI VERİLİR VE EĞER BİR ZARAR MEYDANA GELMİŞ İSE TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ YOKTUR.
    2- KUNUN HÜKMÜNÜN YERİNE GETİRİLMESİ
    Yasa hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez ( T.C.K m. 24/1 )
    Kanun hükmünün yerine getirilmesi halinin hukuka uygunluk nedeni olması için şu koşulların bulunması gerekir:
    - Kanunun yetkili kıldığı kimsenin eylemde bulunması gerekir,
    - Kanunun öngördüğü şekilde davranılmış olmalıdır,
    - Kanunun öngördüğü sınır aşılmamalıdır.
    Örn: İcra iflas Kanununa göre hacze gidilen evde kimse yok ise ya da mal kaçırmak için evde bulunulmuyor ise bu halde icra müdürü kapıyı açtırabilir. Bu durumda kapının çilingir marifetiyle açtırılması halinde suç oluşmayacaktır.
    3- HAKKIN KULLANILMASI
    Türk Ceza Kanununa göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Örneğin evinin bahçe duvarına Dikkat Köpek Var uyarısı bulunan ev sahibi M nin, geceleri konutuna gelebilecek tehlikelere karşı kendini koruması söz konusudur. Eve hırsızlık amacıyla gece gelen hırsızın köpek tarafından yaralanması durumundan ev sahibi M nin ceza i sorumluluğu yoktur. Çünkü hakkını kullanmıştır.
    Hakkın kullanılmasının hukuka uygunluk nedeni olması için kötüye kullanılmamış olması gerekir.
    Örn: Bahçesindeki kirazların çocuklar tarafından toplanmasına engel olmak isteyen bahçe sahibinin ağaca elektrik vermesi durumundan hak kötüye kullanılmış olur. Çünkü bu durumda hak amacını aşacak ölçüde başkalarına zarar verecek bir biçimde kullanılmıştır.
    Zilyet ( Bir malı elinde bulunduran kimse ) malını her türlü gasp ve saldırıya karşı kuvvet kullanabilir ( M.K. m. 981-1 ).
    Tıbbi müdahaleler de de bir mesleğin icrası hukuka uygunluk nedenidir. Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası şarttır. Ancak hasta rıza beyan edebilecek durumda değil ise sağlığını düzeltmek için ( yüksek bir menfaat ) rıza aranmadan müdahale edilebilir. Yine üstün kamu menfaati için yapılan eylemlerde de rıza aranmaz. Bu eylemler hukuka uygun sayılırlar.
    4- İLGİLİNİN RIZASI
    Mağdurun rızasının hukuka uygun olarak kabul edilmesi için öncelikle RIZA GÖSTERMEYE EHİL OLMASI GEREKİR. Yani 15 yaşını tamamlamış olması ve ayırt etme gücüne sahip olması gerekir.
    Rıza kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin ise hukuka uygunluk nedenidir. Eğer böyle bir hak söz konusu değil ise rıza hukuka uygunluk nedeni değildir. Rıza sözlü, yazılı olarak açıkça verilebileceği gibi ZIMNEN ( Susmak suretiyle ) de verilebilir. Örneğin, bir başkasının kendisine ait olan kalemi aldığını gören fakat ses çıkarmayan kimsenin durumu zımnen rıza göstermektir.
    Örn: Kişi kendisinin öldürülmesine veya yaralanmasına rıza göstermesi söz konusu değildir. Çünkü bu haklar üzerinde mutlak tasarruf yetkisi yoktur. Ancak kişi malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etmek hakkına sahiptir. Bir kimse malının alınmasına rıza gösterirse hırsızlık suç oluşmaz.
    Rızanın hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için EYLEMDEN ÖNCE veya ENGEÇ EYLEM SIRASINDA VERİLMİŞ OLMASI GEREKİR. Eylemden sonra verilen rıza hukuka uyguluk nedeni değildir. Eylemden sonraki rıza şikayetten vazgeçme hükmündedir.
    Örn: Bir kimse bir eşyasının bir başkası tarafından alınmasına o kişi eşyayı almadan önce veya en geç aldığı anda rıza göstermelidir. Eğer eşya alınmış ise artık hırsızlık suçu oluşmuştur. Bundan sonra gösterilen rıza hukuka uygunluk nedeni değildir. Bu tür bir rıza şikayetçi olmamak şeklinde tezahür edecektir.


  9. HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDE SINIRIN AŞILMASI
    Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılmasında üç durum söz konusudur:
    - Kasten aşılması: Sınır kasten aşılmış ise suç oluşur. Örneğin saldırgan saldırıyı bitirmiş ve arkasını dönüp gider iken ona karşı öldürme fiili gerçekleştirilirse kasten öldürme suçu oluşur.
    - Taksirle Aşılması: Eğer sınır dikkatsizlik ve özensizlik sebebiyle aşılmış ise eylem taksirli olduğunda cezalandırılıyorsa taksirli halden ceza verilir. Örn: Kendisine saldıran saldırgan a karşı savunmada bulunurken onun aşarı şekilde yaralanmasına neden olan kimse sınırı taksirle aşmış ise taksirle yaralama suçundan sorumlu olur.
    - Korku Heyecan ve Panik İle sınırın aşılması: SADECE MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE olayın olduğu sırada, heyecan ve panik ile sınırın aşılması durumunda failin SORUMLULUGU YOKTUR. Örn: gece vakti kendisine saldıran kişilere karşı güç kullanırken heyecan ve korku nedeniyle aşırı güç kullanan kimse saldırganlar ölmüş olsa bile sorumlu olmaz.
    CEZA SORUMLULUĞUNU KALDIRAN VEYA AZALTAN NEDENLER
    Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler şunlardır:
    1- Zorunluluk hali ( ıztırar )
    2- Haksız Tahrik
    3- Bağlayıcı Emrin Yerine Getirilmesi,
    4- Cebir, Şiddet, Korkutma ve Tehdit
    5- Hata
    6- Yaş Küçüklüğü
    7- Sağır ve Dilsizlik
    8- Akıl Hastalığı
    9- Geçici Nedenler, Alkol ve Uyuşturucu Etkisinde Olma.
    1- ZORUNLULUK HALİ ( IZTIRAR )
    Gerek kendisine ve gerekse bir başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka surette korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiilden dolayı kişiye ceza verilmez.
    Bu hallerde eylem SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR VE bu eylem nedeniyle BERAAT KARARI DEĞİL, CEZA VERİLMEYE YER OLMADIĞINA (ZORUNLULUK HALİNDE FAİLE CEZA VERİLMEZ.) karar verilir. Yine bu eylem nedeniyle ortaya çıkan zararların TAZMİNİ GEREKİR.
    Zorunluluk Halinden Söz edebilmek için aşağıdaki şartların bulunması gerekmektedir:
    Tehlikeye İlişkin Şartlar:
    - Kişinin KENDİSİNE ya da BİR BAŞKASININ BİR HAKKINA yönelik bir tehlike olacak,
    - Bu tehlike AĞIR VE MUHAKKAK olacak,
    - Tehlikeye bilerek neden olunmamış olacak,
    - Tehlikeye karşı koyma yükümlülüğü bulunmayacak ( örn: Yangın söz konusu ise itfaiye erinin yangına karşı koyma yükümlülüğü vardır. İtfaiye eri haklı bir durum söz konusu olmadıkça yangından kaçamaz. Eğer itfaiye eri yangından kaçarken bir kimseyi ezerse ve yaralanmasına neden olur ise, bu halde zorunluluk halinden faydalanamaz. Çünkü tehlikeye karşı koyma yükümlülüğü var.)
    Korunmaya İlişkin Şartlar
    - Başka surette korunma imkanı olmayacak,
    - Tehlikenin ağırlığı ile yapılan eylem arasında ORAN bulunacak.
    Örn: Karlı ve soğuk bir havada dağda mahsur kalan bir dağcı soğuktan donmamak için bir dağ evinin kapısını kırsa ve içine girse, içeride ısınsa ve nihayet dolaptaki yiyecekleri yese bu eylemi nedeniyle cezalandırılamaz. Ancak bu durumda eylem suç vasfını korumaktadır. Yine dağcının verdiği zararları tazmin yükümlülüğü vardır. ( MEŞRU MÜDAFAA DA EYLEM SUÇ DEĞİL VE ZARARLARI TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ de YOKTUR )
    MEŞRU MÜDAFAA DA BİR HAKKA SALDIRI SÖZ KONUSU İKEN ZORUNLULUK HALİNDE BİR HAKKA YÖNELİK TEHLİKE SÖZ KONUSUDUR.
    Örn: Evinde çıkan yangından kaçarken yerde yatan çocuğunu ezerek ölümüne neden olan kimsenin durumu ZORUNLULUK HALİDİR. Yine yokuş aşağı giderken arabasının freni boşalan kimsenin insanlara çarpmamak için yol kenarındaki arabaya çarpması da zorunluluk haline örnek teşkil eder.
    ÜÇÜNCÜ KİŞİNİNİ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMDAN KURTARILMASI İÇİN ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA ZORUNLULUK HALİ SÖZ KONUSU OLABİLİR.
    Örn: Komşusunun evini su bastığını gören bir kimsenin bir başka komşusunun camını kırarak içeri girmesi halinde de zorunluluk durumu söz konusu olur.
    2- HAKSIZ TAHRİK
    Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimsenin cezasında indirim uygulanmasına imkan sağlayan durum haksız tahriktir. Bu durumda fail suçu işlerken içinde bulunduğu ruh hali ve psikolojik durum itibariyle haddet ve elemin etkisi altında suç işlemektedir.
    Haksız tahrik ceza sorumluluğunu KALDIRMAZ, AZALTIR. Faile ceza verilir fakat İNDİRİM YAPILIR ( Tahrikin niteliğine ve olayın özelliğine göre 1/3- ¾ Arasında indirim )
    Hiddet ve elem HAKSIZ BİR FİİLDEN KAYNAKLANMAKTADIR. Haksız fiilin suç olmasına gerek yoktur. Haksız olması yeterlidir.
    Örn: Bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen ( cinsel saldırıya maruz kalmış mağdura yönelik- töre cinayeti ) fiiller dolayısıyla haksız tahrik indirimi uygulanamaz.
    Haksız tahrikin uygulanabilmesi için, suçun haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmesi gerekmektedir. Örn: Kendisi hakkında dedikodu çıkaran bir kimsenin oğluna karşı suç işlenmiş ise haksız tahrik söz konusu olmaz. Çünkü suç haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmemiştir.
    Örn: Bir kimsenin kendisine hakaret eden kimseyi darp etmesi halinde haksız tahrik söz konusudur. Çünkü hakaret haksız bir fiildir.
    Haksız fiilin bizzat suç işleyen kimseye yönelik olmasına gerek yoktur. Örn: küçük bir çocuğun birkaç yetişkin tarafından dövüldüğünü gören bir kimse bu durumun etkisi altında çocuğu döven kimselere karış suç işler ise bu durumda haksız tahrik söz konusu olur.
    Suç haksız eyleme tepki olarak işlenmiş olmalı ve haksız eylem ile tepki olarak işlenen suç arasında çok uzun süre geçmemiş olmalıdır.
    Örn: Kendisine hakaret eden bir kimseyi 2 yıl sonra öldüren bir kimsenin haksız tahrik altında suç işlediğini söylemek mümkün değildir.
    HAKSIZ FİİL İLE İŞLENEN SUÇ ARASINDA ORAN ARANMAZ. ÇÜNKÜ HAKSIZ TAHRİK BİR CEZASIZLIK NEDENİ DEĞİL SADECE İNDİRİM NEDENİDİR.


Ceza hukuku genel hükümler ders notları Yer İstanbul , 34, TR incelenme 10593 kişi oylama: 4.5 / 5

vBulletin® Jelsoft Enterprises Ltd Copyright © 2014
www.aofdestek.net 2007-2014
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1