Eski türk edebiyatına giriş (özet)


Sponsorlu Bağlantılar


  1. Eski türk edebiyatına giriş (özet)

    Sponsorlu Bağlantılar


    Eski Türk Edebiyatı

    XIII. asırdan sonra Türk cemiyet hayatında çeşitli zümre ve çevrelerin teşekkülü, değişik edebî mahsullerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Saray, konak, medrese çevrelerinde ve bunlara yakın topluluklarda okumuşlara mahsus yeni bir edebiyat doğmaya başlamıştı. Kaynağını ve örneğini daha çok İran edebiyatından alan, İslâm kültürünün bütün kollarından belenen, Türk ruhunun hususiyetlerini aksettiren ve mahallî çizgileri veren bu edebiyat, 600 yıldan fazla devam etmiş ve canlılığını kaybetmekle beraber günümüze kadar gelmiştir.

    Yüksek zümre edebiyatı denen ve asırlar boyunca dil ve muhteva bakımından örnek teşkil ettiği ve okullarda okutulduğu için "klasik" kabul edilen bu edebiyat, umumiyetle Divan edebiyatı ismiyle tanınmıştır. Bu suretle adlandırılmasına sebep, bu edebiyatın daha çok manzum eserlerden meydana gelmesi ve şiir kitaplarına "divan" denmesidir.
    Divan şiiri Anadolu'da XIII. asırda Selçuklular zamanında Hoca Dehhânî ile başlamıştır. XIV. asırda Ahmedî, Şeyhoğlu, Ahmed-i Dâî gibi şairlere sahip bulunan bu edebiyatın ilk büyük üstadı XV. asırda yaşamış olan Şeyhî'dir. Fatih devrinde Ahmet Paşa ve daha sonra Necâtî'yi yetiştiren Divan şiiri XVI. asırda Zâtî, Bâkî, Hayâlî, Taşlıcalı Yahya, Nev'î, Fuzûlî, Rûhî-i Bağdâdî, Hâkanî, XVII. asırda Şeyhülislâm Yahya, Nef'î, Nâilî, Necâtî, Nev'î-zâde Atâî, Nâbî, Sâbit. XVIII. asırda Nedim, Şeyh Galib, Râgıb Paşa, XIX. asırda Yenişehirli Avni, Ziya Paşa gibi büyük sanatkârların eserleriyle fevkalâde bir gelişme göstermiştir.
    İslâm kültürü kaynağından beslenen ve bilhassa başlangıçta İran edebiyatını örnek alan Divan edebiyatımız muhteva itibariyle çok çeşitli unsurlara dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginliğini ve özünü teşkil eden ve bugün onu iyi anlamak için bilinmesi gereken bu eski kültür ve bilgi malzemesi şunlardır :
    1- Dinî inançlar (âyet ve hadisler)
    2- İslâmî ilimler (tefsir, kelâm, fıkıh)
    3- İslâm tarihi
    4- Tasavvuf ve remizleri
    5- İran mitolojisi (şahsiyetler ve hâdiseler)
    6- Peygamber kıssaları, mûcizeler, efsaneler, rivayetler
    7- Tarihî, efsanevî, mitolojik şahsiyetler ve hâdiseler
    8- Çağın ilimleri (hikmet, kimya, hendese, tıp vs.)
    9- Türk tarihi ve millî kültür unsurları
    10- Devrin edebiyat anlayışı ve edebî bilgileri (belâgat)
    11- Dil malzemesi (deyimler, atasözleri; Arapça ve Farsça kelimeler, şekiller, tamlamalar, birleşik sıfatlar vs.)

    İslamiyet'in Kabulüne Kadar Olan Türk Edebiyatı

    a) Göktürk Edebiyatı: Türklerde yazılı edebiyat, mevcut bilgilerimize göre, Göktürkler zamanında, 7. yüzyılda başlamıştır. İlk yazılı metinlere bu dönemde rastlanır. Orhun Anıtları, Moğolistan'ın kuzeydoğusunda, Orhun ırmağının eski yatağı ile Koşuçaydan Gölü civarındadır. Bu anıtlar, üç yazıttan oluşmuştur:

    · Tonyukuk Yazıtı (miladi 720)
    · Kültigin Yazıtı (miladi 732)
    · Bilge Kağan Yazıtı (miladi 735)

    b) Uygur Edebiyatı: Uygurların tarihine bağlı olarak 745-840 arası ve 840'dan sonrası olmak üzere iki bölümde incelenmektedir. Dokuz Oğuzlar olarak da bilinen birinci döneme ait bilinen en önemli anıt, Uygurların 2. Kağan'ı Moyunçar adına dikilendir. On Uygurlar olarak da bilinen ikinci dönem ise oldukça farklıdır. Maniheizm dininin kabulü ile yeni bir alfabe kullanılmaya başlanmıştır.

    İslami Dönem Türk Edebiyatı

    11. Yüzyıl: İslami Dönem Türk Edebiyatı'na ait ilk eser 11.Yüzyıl'a ait olan 'Kutadgu Bilig'dir. Yusuf Has Hacip tarafından yazılmış öğretici bir eserdir. Siyaset-nâme niteliğindedir ve 6500 beyitten oluşur. Bu döneme ait diğer bir önemli eser de 'Divânû Lügâtit Türk'tür. Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçe'yi öğretmek amacıyla yazılmış bir lügâttır. Bu döneme ait önemli bir eser de Edip Ahmet Yükneki'nin öğretici nitelikteki dini kitabı 'Atabetül Hakayık'tır.

    12. Yüzyıl: Bu yüzyılın en önemli ismi Hoca Ahmed Yesevi'dir, Türk tasavvuf tarihinin ilk önemli şairidir. Hikmetleriyle büyük ün kazanmıştır. Bu yüzyılın diğer önemli ismi ise Kitab-ı Meryem, Kitab-ı Bakırgen ve Kitab-ı Âhirzaman adlı eserlerin sahibi, aynı zamanda Hoca Ahmed Yesevi'nin öğrencisi olan Hakim Süleyman Ata'dır.

    13. Yüzyıl: Bu yüzyılda Anadolu'da edebiyat üçe ayrılır.

    1- Divan Edebiyatı (Yüksek Zümre Edebiyatı)
    2- Tasavvuf Edebiyatı
    3- Halk Edebiyatı

    A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI

    Türkler, yerleşik hayata geçmeden önce atlı-göçebe medeniyeti denilen bir medeniyet tarzı içinde yaşamaktaydı. Adından da anlaşılacağı gibi, bu medeniyet tarzında atın önemli bir yeri vardır. At, ehil hayvanlar içinde en hızlısıdır. Türkler, ehlîleştirdikleri atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır. Divânü Lûgati't-Türk'te yer alan "Kuş kanadı ile Türk atı ile." ata sözü, atın Türklerin hayatında oynadığı rolü çok güzel anlatır.
    At, eski Türklerde binek hayvanı olması yanında aynı zamanda yiyecek, içecek ve giyecek kaynağı olmuştur. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için at sürüleri besleyen Türkler, yaylak ve kışlak hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır.
    Türkler, geçimlerini sağlamak için akıncılığı bir meslek hâline getirmişlerdir. Akıncılığın en önemli iki silâhı ok ve yaydır. Bunları kullanmakta çok usta olan Türkler, akıncılık dışında avcılık ile bu maharetlerini geliştiriyorlardı. Sonuç olarak atçılık, avcılık ve akıncılık, atlı-göçebe medeniyetinin temelini oluşturuyordu. Bu hayat tarzı, kuvvetli, cesaretli avcı ve akıncı tipini gerekli kılıyordu. Türk destanlarındaki kahramanlar, bu medeniyetin hayat anlayışını ve ideal insan tipini temsil ederler. Destan kahramanlarının hayatlarına hâkim olan ve şahsiyetlerini şekillendiren, bu medeniyet tarzının temel değerleridir. İslâmiyet öncesindeki edebî eserleri değerlendirirken, toplumun bu özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

    Genel Özellikleri

    a) İslâmiyet öncesindeki Türk edebiyatı yabancı etkilerden uzak bir edebiyattır.
    b) Dil, saf Türkçe olup, yabancı kelime yok denecek kadar azdır.
    c) Edebiyat, atlı göçebe hayatının özelliklerini yansıtır.
    d) Eserler, genellikle anonimdir; pek azının sahipleri bilinmektedir.
    e) Eserlerin tamamında milletin ortak duygu ve düşünceleri hâkimdir.
    f) Nazım birimi genellikle dörtlüktür. Dörtlüklerin kafiye şeması aaab şeklindedir.
    g) Şiirde hece vezni ve daha çok yarım kafiye kullanılmıştır.
    h) En eski eserlerde bile işlenmiş bir dil ve edebî üslûp görülür. Bu durum, bilinenlerden daha eski metinlerin olduğunu düşündürmektedir.
    i) Yiğitlik, yurt ve tabiat sevgisi, büyüklere saygı, işlenen başlıca temalardır.
    ________________________________________
    B) GEÇİŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ

    Türkler X. yüzyılda İslâmiyeti kabul ettikten sonra Türk dili ve edebiyatında değişiklikler görülür.
    İslâmî devir Türk edebiyatının ilk ürünleri XI ve XII. yüzyıllarda ortaya çıkar. Bunlardan ilki, Karahanlı Devleti zamanında Hakaniye Türkçesi ile yazılmış olan Yusuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig'idir. Aynı yüzyılda yazılmış bulunan Kâşgarlı Mahmut'un Divânü Lûgati't-Türk'ü de İslâmî devir Türk edebiyatının ilk ürünlerindendir. Bu eserler arasına XIII. yüzyılın başında Yüknekli Edip Ahmet'in kaleme aldığı Atabetü'l-Hakâyık'ı da katmak gerekir.
    XII. yüzyılda Orta Asya'da Ahmet Yesevî ve Hakim Süleyman Ata, dinî-tasavvufî halk şiirinin ilk güzel örneklerini vermişlerdir.
    İlk İslâmî eserlerin meydana getirildiği bu yüzyıllarda edebiyatın her alanında bir ikilik bulunmaktadır. Bu da, geçiş döneminin bir özelliğidir.

    Genel Özellikleri
    a) Türk edebiyatı bu yüzyıllarda bir geçiş dönemi yaşar. Bir yandan, eski edebiyat anlayışı sürdürülürken, öbür yandan yeni medeniyetin edebiyat anlayışına uygun eserler verilir.
    b) Dilde Arapça ve Farsça kelimeler görülür.
    c) Uygur alfabesi yanında, Arap alfabesi de kullanılır.
    d) Şiirlerde, hem millî nazım birimi olan dörtlük, hem de yeni şiirin nazım birimi olan beyit kullanılmıştır.
    e) Hece vezni ile birlikte aruz veznine yer verilmiştir.
    ________________________________________
    C) HALK EDEBİYATI

    a) Âşık edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyattır.
    b) Âşık veya saz şairi denilen sanatçılar tarafından daima müzik eşliğinde söylenir.
    c) Âşıklar, bu edebiyatın mensur kısmını oluşturan halk hikâyelerinin oluşumu, gelişimi ve aktarılmasında da önemli rol oynarlar.
    d) Şiirde nazım birimi dörtlüktür.
    e) Koşma, semâî gibi nazım şekilleri ile güzelleme, koçaklama, ağıt ve taşlama türlerinde şiirler yazılmıştır.
    f) Yaygın olarak hece ölçüsü kullanılmıştır.
    g) Klâsik edebiyatın etkisiyle, aruz ölçüsü ve beyitlerden oluşan divan, kalenderî gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır.
    h) Âşık edebiyatı doğaçlamaya (irtical) dayanır. Âşıklar, eserlerini bir ön hazırlık olmaksızın, doğrudan sözlü olarak meydana getirirler.
    ı) Söylendikleri, yaşatıldıkları devir ve çevrenin yaygın Türkçesi kullanılmıştır.
    j) Dinî-tasavvufî edebiyatın etkisinde kalmıştır.







    Google+

    YouTube


  2. DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ VE TÜRLERİ

    Her edebiyatın kendi bünyesi ve özelliklerine uygun nazım şekilleri vardır. Türklerin islâmiyet'i kabul etmelerinden sonra Türk edebiyatı Arap ve Acem (Fars) edebiyatlarının etkileri altına girmiş, bu arada bu iki edebiyatın nazım şekilleri de benimsenerek kullanılmaya başlanmıştır. Bunlara yanında milli nazım şekilleri olan dörtlüklerin de az çok değiştirilerek ve yeni adlar altında kullanıldıklarını görüyoruz.
    Nazım şekilleri, eski edebiyat kitaplarında "Eşkâl-ı nazm" adı altında incelenirdi.
    Arap ve İran (Fars) edebiyatlarında ve bu arada Türk edebiyatında nazmın en küçük birimi mısra'dır. Mısra'ları değişik kafiye düzeni içinde ve değişik sayılar da birleşmelerinden ayrı ayrı adlandırılan nazım şekilleri ortaya çıkmıştır.
    Nazım biçimlerine geçmeden önce bazı kavramları bilmekte yarar var.
    Mısra
    Mısra 'Arapça'da "kapı kanadı, çadır kapısının iki yan parçası" anlamlarına gelir. Nazım terimi olarak da mısra, tam bir aruz kalıbıyla söylenmiş olan beytin yarısına denir. Ya da daha geniş bir anlamda bir nazım parçasını oluşturan her bir satıra mısra adı verilir.
    Araplarda ev çadırdır. Çadır kapısının iki yanının bir çadırı meydana getirmesi gibi nazımda da iki mısra bir beyti oluşturur. Bazen nazmın içinde göze çarpan güzelliği ve anlamın dolgunluğu ile dillerde dolaşan bir mısra atasözü gibi kullanılmaya başlar. Böyle mısra'lara Mısra'-ı berceste "sıçramış, fırlamış mısra" adı verilir:
    Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
    "Bakî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş" (Bakî)
    Çeşm-i insaf kadar kamile mizan olmaz
    "Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz" (Bursalı Talip)
    "Eğer maksûd eserse mısra'-ı berceste kâfidir"
    Aceb hayretdeyim ben Sedd-i iskender hususunda (Koca Râgıb Paşa)
    Miyân-ı güft-gûda bed-meniş îhâm eder kubhun
    "Şecât'at arzederken merd-i kipti sirkatin söyler" (Koca Râgıb Paşa)
    Yukarıdaki tırnak içine alman mısra'lar birer mısra'-ı berceste'dirler. Berceste sözü aynı zamanda bir şiir ya da bir fikri övmek için de kullanılır: Şi'r-i berceste, fikr-i berceste gibi.
    Bir manzum parça içinde olmayan veya öteki mısra'lan bütünüyle unutulan, anlamı kendi içinde tamamlanan ve mısra'-ı berceste gibi dillerde dolasan tek mısralara Mısra'-ı âzâde ya da sadece Âzâde denir. Dr. Abdülhak Molla'nın kapısı üzerine yazdırdığı:
    "Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı"
    Kırımlı Rahmî'nin:
    "Gün doğmadan meşîme-i şebden neler doğar"

    mısraları bu tür âzâde mısra'lardandır. Berceste ve âzâde mısra'ları birbirinden ayırmak oldukça zordur. Bu yüzden edebiyat kitaplarında birinin diğeri yerine kuljanildiği çok görülmüştür.
    Ayrıca bir beytin anlam bakımından birbirine bağlı olmayan ya da çok uzak bir anlam ilişkisi bulunan iki mısra'nın her birine Âzâde adı verilmiştir:
    "Fikret-i hatt-ı yâr var serde"
    "Arzû-yı bahar var serde" (Nazîm)

    Beyit
    Beyt Arapça'da "çadır, ev, oda" anlamlarındadır. Nazmda iki mısra bir beyti oluşturur. Beytin ilk mısra'ına Sadr, ikincisine Acûz denir. Bir beytin mısraın birleşmesi gerekli, ama yeterli değildir. Ayrı vezinlerde iki mısra bir beyit halinde birleşemez. Beyt eski kitaplarda çok kere "şi'r" ile eşanlamlı kullanılmıştır.
    İki mısra'ı birbirine kafiyeli olan beyitlere Mukaffa, Musarrâ veya Matla'; mısraları kafiyeli olmayan beyitlere de Müfred ya da Ferd" adı verilir:
    Dağıtdun hâb-ı nâz-ı yârı ey feryâd neylersün
    Edüp fitneyle dünyâyı harâb-âbâd neylersün (Şeyhülislâm Bahâyi)
    Meyhâne mukassi görinür taşradan ammâ
    Bir başka ferah başka letâfet var içinde (Nedim)

    Yukandaki beyitlerden birincisi matla', ikincisi ise mısraları kafiyeli olmadığı için müfred'dir.
    Matla sözü daha çok kaside ve özellikle gazelin iki mısra'ı birbiriyle kafiyeli olan ilk beyitleri için kullanılmıştır. Kasidelerde bu matla'dan başka kasidenin içinde söylenen iki mısra'ı kafiyeli beyitlere de matla' adı verilmiştir. Ayrıca müretteb divanlann sonunda toplanan tek beyit ve mısra'lara da müfred denmiş ve bunlar Müfredat adı altında biraraya getirilmiştir.
    Eski edebiyatımızda her beytin bir anlam bütünlüğü vardır. Beytin anlamı kendi içinde tamamlanır. Ama çok az görülmekle birlikte bu kaidenin dışına çıkıldığı da olmuştur. Böyle, bir nazım parçasının içinde anlamı kendi içinde tamamlanmayıp alttaki beyitlere de geçen beyitlerin her birine Merhûn adı verilir. Nefi'nin Sultan Ahmed vasfında söylediği ve Edirne şehrini anlattığı kasidesinin bazı beyitleri bu tür merhûn beyitlere iyi bir örnek sayılabilir. (Prof.Dr. Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri)
    Divan edebiyatının başlıca nazım biçimleri ve türleri şunlardır:
    DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ
    Eski Türk edebiyatında kullanılan nazım şekillerini kafiye düzeni ve mısra sayıları bakımından 3 bölümde incelemek mümkün:
    Beyitlerle Oluşanlar: Gazel, Kaside, Mesnevi, Müstezat, Kıt'a
    Dörtlüklerle Oluşanlar: Rubai, Tuyuğ
    Bentlerle Oluşanlar: Murabba, Şarkı, Muhammes, Terkib-i bent, Terci-i bent
    A) BEYİTLERLE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ
    1. GAZEL
    — En az beş en fazla on beş beyitten oluşan, en yaygın lirik şiir türüdür.
    — Aruzun her kalıbıyla yazılabilir.
    — Âşk, şarap, ayrılık, hasret, zamandan yakınma, felsefi - didaktik düşünceler, din ve tasavvuf gibi konular bu nazım biçimiyle ele alınır.
    — Uyak düzeni "aa, ba, ca, da, ..."biçimindedir.
    — İlk beyitine "matla", ikinci beyitine "hüsn-i matla"; son beyitine "makta" veya "taç beyit", ondan bir öncekine de "hüsn-i makta" denir.
    — En güzel beyitine "beyt-ül gazel" denir.
    — Şairin adı veya mahlası son beyitte geçer.
    — Gazeller redifleriyle adlandırılır.
    — Konu bakımından Halk şiirindeki koşmaya benzer.
    — Gazellerde genellikle her beyit farklı konudan söz eder. Konu birliği yoktur.
    — Konu birliği görülen gazellere "yek-ahenk gazel" denir. Bütün beyitleri aynı güzellikte olan gazellere "yek-avaz gazel" denir.
    — Dize ortalarında iç uyaklı olan ve dörtlük haline getirilebilen gazellere "musammat gazel" denir.
    Örnek:
    Bu hüsnile o/ bi - vefa / şöhret-me'ab-ı şivedir.
    Hakka ki gün mihr-i semâ / âli-cenâb-ı şivedir.
    Meyden midir bu haleti / hep nâz ü fitne adeti
    Çeşm-i siyâh-ı afeti / mest-i harâb-ı şivedir. (Danîş)
    — Felsefi düşüncelerin dile getirildiği gazellere "hikemi gazel" adı verilir.
    — Divan şiirinde en ünlü gazel şairleri şunlardır: "Fuzuli, Nabi, Nedim, Baki, Naili"
    2. KASİDE
    — En az otuz üç, en fazla doksan dokuz beyitten oluşan kaside din ve devlet büyüklerini övmek ya da yermek amacıyla yazılan şiirlerdir.
    — Aruzun değişik kalıplarıyla yazılır.
    — Uyak düzeni gazele benzer: "aa / ba / ca / da /ea"
    — Gazelde olduğu gibi ilk beyte "matla", son beyte "makta", en güzel beyte "beyt-ül kasid", şairin adı veya mahlasının geçtiği beyte "taç beyit" denir.
    — Kasideler adını rediflerinden, uyaklarındaki son ünsüzden veya nesib bölümündeki tasvirlerden alır.
    — En ünlü kaside şairleri şunlardır: "Nefi, Nedim, Fuzuli, Baki..."
    Kasidenin Bölümleri:
    Nesib - Teşbib: Bu bölümde kasideyle ilgisi olmayan tasvirler yapılır (yaz, taş, saray, bahar, bahçe...).
    Girizgâh: Asıl konuya giriş bölümüdür. Bir veya birkaç beyitten oluşur.
    Methiye: Allah'ın, peygamberin, padişahın veya önde gelen kişilerin övüldüğü bölümdür.
    Fahriye: Şairin kendini övdüğü bölümdür.
    Tegazzül: Kasidenin ölçüsüne uygun olarak araya sıkıştırılan gazeldir.
    Dua: Bu bölümde kasidenin sunulduğu kişiye sağlık ve zenginlik dilenir.
    Not: "Fahriye" ve "tegazzül" her kasidede bulunmayabilir.
    Konularına Göre Kasideler:
    Tevhid: Allah'ın birliğini, varlığını anlatan kasidelerdir.
    Münacaat: Allah'a yakarışı dile getiren kasidelerdir.
    Naat: Peygamberi öven kasidelerdir.
    Medhiye: Devrin önde gelen kişilerini; din ve devlet adamlarını öven kasidelerdir.
    Hicviye: Devrin yöneticilerini yermek için yazılan kasidelerdir.
    Mersiye: Önemli birinin ölümünden duyulan acıyı dile getiren kasidelerdir.
    Cülûsiyye: Padişahın tahta oturması münasebetiyle yazılan kasidelerdir.
    Sûriyye: Düğün ya da sünnet gibi şenlikleri ele alan kasidelerdir.
    Bunların dışında kasidelere, kasidenin nesib bölümünde bahar tasviri yapılmışsa bahariye, kış tasviri yapılmışsa şitâiyye, yaz tasviri yapılmışsa sayfiyye, atların tasviri yapılmışsa rahşiyye, bayram tasviri yapılmışsa lydiyye gibi adlar verilir.
    3. MÜSTEZAT
    — Artmış, çoğalmış demektir. Gazelin her dizesine, kullanılan ölçüye uymak koşuluyla bir kısa dize eklenerek oluşturulan nazım biçimidir.
    — Kısa dizelere "ziyade" adı verilir.
    — Kısa ve uzun dizeler arasında anlam ilişkisi vardır.
    — Uzun dizeler kendi aralannda, kısa dizeler de kendi aralarında uyaklanır.
    Örnek:
    Çihre-i zibâsı anun gülşen-i cândur
    Halk-ı cihâna
    Mâ'i ridâsı sanasın âb-ı revândur
    Bâğ-ı cinâna
    Mutrib-i devrân ile cânânun elinden
    Nây gibi ben
    Nâle vü feryâd iderin hayli zamandur
    Kevn ü mekâna (Taşlıcalı Yahya)
    4. KIT'A
    — Parça, bölüm anlamı taşır.
    — Aruzun her kalıbıyla yazılabilir.
    — En az 2 en fazla 12 beyitten oluşur.
    — Dört beyitten fazla olan kıt'alara "kıta-ı kebire" denir.
    — Uyak düzeni xa/xa/xa/xa... şeklindedir.
    — Genellikle "matla" ve "makta" beyti yoktur.
    Örnek:
    İlm kesbiyle pâye-i rıf'at
    Arzû-yı muhal imiş ancak
    Işk imiş her ne var âlemde
    İlm bir kîyl ü kâl imiş ancak (Fuzûli)
    5. MESNEVİ
    — Fars edebiyatından alınan bir nazım biçimidir.
    — Her beyit kendi arasında uyaklıdır. "aa / bb / cc / dd..."
    — Divan edebiyatının en uzun nazım biçimidir. Hikâye ve romanın işlevini görür.
    — Aruzun kısa kalıplanyla yazılır.
    — Aşk, tasavvuf, kahramanlık, savaş gibi konuları işler.
    — Beyitler arasında anlamca bir bütünlük vardır.
    — Bir şairin beş mesneviden oluşan eserler bütününe "hamse" denir. Edebiyatımızda "Ali Şir Nevai, Taşlıcalı Yahya, Nevizade Atayi" hamse sahibi şairlerdir.
    — Edebiyatımızda ilk mesnevi Yusuf Has Hacip'in "Kutadgu Bilig' adlı eseridir. Eser, aruzun kullanıldığı ilk eserdir.
    Türk Edebiyatının Önemli Mesnevileri:
    — Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacip)
    — iskendername (Ahmedi)
    — Vesilet-ün Necat (Süleyman Çelebi)
    — Harnârne (Şeyhi)
    — Leyla vü Mecnun (Fuzuli)
    — Hüsrev-ü Şirin (Şeyhi)
    — Hüsn-ü Aşk (Şeyh Galip)
    — Mantık-ut Tayr (Gülşehri)
    — Hayriyye (Nabî)
    B) DÖRTLÜKLERLE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ
    1. RUBAİ
    — İran (Fars) edebiyatından alınmış, tek dörtlükten oluşan bir nazım biçimidir.
    — Kendine özgü aruz kalıplarıyla yazılır. (Bunların sayısı 24 kadardır.)
    — Düşüncelerin özlü bir biçimde anlatılması temeline dayalı nazım biçimidir.
    — Genellikle felsefi konular, öğüt, aşk, şarap, din, tasavvuf konulan işlenir.
    — Uyak düzeni "aaxa" biçimindedir.
    — Genellikle mahlas kullanılmaz.
    — En büyük ustası Ömer Hayyam'dır.
    — Azmîzâde Haleti, sadece rubai yazan tek şair olarak bilinir.
    — Yahya Kemal Beyatlı, Arif Nihat Asya rubaileriyle tanınan şairlerimizdir.
    Örnek:
    Bir merhaleden güneşle derya görünür
    Bir merhaleden her iki dünyâ görünür
    Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer
    Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür (Yahya Kemâl)
    2. TUYUĞ
    Divan şiirine Türk şairlerin kattığı bir nazım biçimdir.
    — Tek dörtlükten oluşur, uyak düzeni maniye benzer.
    — Halk şiirindeki maninin, Dîvan şiirine yansımış biçimi kabul edilir.
    — Konu sınırlaması yoktur, rubaideki konular tuyuğda da vardır. En çok aşk, aşk acısı, şarap konu edilir.
    — Mahlas kullanılmaz. Aruzun sadece "fâilâtün / fâilâtün / fâilün" kalıbıyla yazılır.
    — Rubaiden vezin ve cinas yönüyle ayrılır.
    — Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin'dir.
    Örnek:
    Ben seven hûblar içinde şâh imiş
    Sanasın yılduz mâh imiş
    Ben denize salmışam bir cânumı
    Kamu işi başaran Allâh imiş (Kadı Burhâneddin)
    C) BENTLERLE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ
    1. MURABBA
    — Dört dizelik bentlerden oluşur. Uyak düzeni aaaa / bbba /ccca ... biçimindedir.
    — En az üç, en fazla altı bentten oluşur.
    — Övgü, yergi, din, felsefi konular işlenir.
    — Nedim ve Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini sunan şairlerimizdir.
    Not: Bir şairin bir gazelinin her beytinin üstüne başka bir şairin ikişer dize eklemesiyle oluşan murabbaya "terbi" denir.
    2. ŞARKI
    — Divan şiirine Türk şairlerin kattığı bir nazım biçimidir.
    — Halk edebiyatındaki türkünün etkisiyle oluştuğu ifade edilir.
    — Biçim bakımından murabbaya benzeyen şarkılar, genel olarak bestelenmek için yazılır.
    — Dörtlük sonlarında tekrar edilen bölüme nakarat adı verilir. Şarkılar bent ve nakarat bölümlerinden oluşur.
    — Dörtlük sayısı üç ve beş arasında değişir.
    — Genellikle aşk, sevgi, eğlence, kadın ve şarap konuları işlenir.
    — Uyak düzeni genelde abab (aaaa) / cccb / dddb... biçimindedir.
    — Lale devrinde gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Nedim ve Yahya Kemal bu türün önemli şairleridir.
    Örnek:
    Sevdiğim canım yolunda hâke yeksan olduğum
    Iyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum
    Ey benim aşkınla bülbül gibi nâlân olduğum
    Iyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum
    3. MUHAMMES
    — Beş dizelik bentlerden oluşan bir nazım biçimidir.
    — Bent sayısı 4 ile 8 arasında değişmektedir.
    — Muhammes nazım biçimiyle her konu ele alınabilir.
    — Uyak düzeni "aaaaa / bbbba / cccca..." şeklindedir.
    Uyarı: Beş dizeli bentlerden oluşan "tardiyye, tahmis, taştir" adlı nazım biçimleri de vardır:
    Tardiyye: Muhammesten farkı, başka bir aruz kalıbıyla yazılması ve uyak düzenidir. Tardiyeler "aaaab/ccccb/ddddb..." şeklinde uyaklanır.
    Tahmis: Bir gazelin beyitleri önüne üçer mısra ilave edilerek oluşturulan nazım biçimidir. Uyak düzeni "aaaAA/bbbBA/cccCA..." şeklindedir.
    Taştir: Genellikle bir gazelin beyitlerinde mısralar arasına üç dize getirilerek oluşturulan nazım biçimidir. Uyak düzeni "AaaaA/BbbbA/CcccA..." şeklindedir.
    4. MÜSEDDES: Bentleri altı mısradan oluşan nazım biçimidir.
    5. MÜSEBBA: Bentleri yedi mısradan oluşan nazım biçimidir.
    6. MÜSEMMEN: Bentleri sekiz mısradan oluşan nazım biçimidir.
    7. MÜTESSA: Bentleri dokuz mısradan oluşan nazım biçimidir.
    8. MU'AŞŞER: Bentleri on mısradan oluşan nazım biçimidir.
    9. TERKİB-İ BENT
    — Bent sayısı 5-10 arasında değişir. Bentleri oluşturan dizeler, genelde gazeldeki gibi uyaklanır.
    — Her bendin sonunda bir vasıta beyiti vardır. Vasıta beyti, her bendin sonunda değişir, bentten ayrı olarak kendi arasında uyaklanır.
    — Vasıta beytinin üstündeki beyitlerin tümüne "terkibhâne" adı verilir.
    — Felsefi ve sosyal düşünceler, zamandan yakınmalar, mersiyeler bu biçimle yazılır.
    — "Kanuni Mersiyesi" terkib-i bent biçiminde yazılmıştır.
    — Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu nazım biçiminin ustalarıdır.
    10. TERCİ-İ BENT
    Birçok yönüyle terkib-i bende benzer. Fark şudur:
    — Vasıta beyitleri her bendin sonunda aynen kalır, değişmez.
    — Vasıta beyitlerinin üstündeki beyitlere "terci-hâne" adı verilir.
    — Daha çok Allah'ın varlığı, birliği, kâinatın sonsuzluğu gibi konular işlenir.
    TANZİMAT SONRASI TÜRK ŞİİRİNDE KULLANILAN NAZIM BİÇİMLERİ
    1. TERZA-RİMA
    — Üçer dizeli bentlerden oluşur. Uyak düzeni aba/ bcb/cdc/ ded ...
    — İtalyan şiirinden Fransız şiirine, Fransız şiirinden de Türk şiirine geçmiştir.
    — Türk şiirinde ilk kez Servet-i Fünun'da Tevfik Fikret tarafından kullanılmıştır.
    — Dante'nin "İlahi Komedya"sı bu nazım biçimiyle yazılmıştır.
    Detaylı bilgi için bakınız>> Terza-rima
    2. SONE
    — İlk defa Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in şiirimizde kullandığı bu nazım biçimi, İtalyan edebiyatından alınmıştır.
    — İki dörtlük ve iki üçlükten oluşan on dört di-zelik bir nazım biçimidir.
    — Uyak düzeni abba / abba / ccd / ede biçimindedir.
    Detaylı bilgi için bakınız>> Sone
    3. TRİYOLE
    — On mısralı bir nazım biçiminin adıdır.
    — Önce iki mısralı kısım, sonra dörder mısralı iki kısım gelir.
    — Uyak düzeni AB / aaaA / bbbB şeklindedir.
    4. BALAD
    Batı edebiyatlarında konusunu heyecan verici ya da romantik hikâyelerden alan halk türkülerine, halk şiirlerine "balad" adı verilir. Baladlar bentlerden oluşur. Bent sayısı ve bentlerdeki mısra sayısı bakımından bir sınırlama yoktur. Bent ve mısra sayısı şaire ve anlattığı konuya göre değişebilir. Bu nazım biçimi Türk edebiyatında fazla kullanılmamıştır.
    Detaylı bilgi için bakınız>> Balat
    5. SERBEST MÜSTEZAT
    — Hem hece hem de aruzun değişik kalıplarıyla yazılır.
    — Aynı şiirde farklı kalıplar kullanılabilir.
    — Kısa ve uzun dizeler düzenli ve düzensiz sıralanabilir.
    — Uyak düzeni şairin isteğine bağlıdır.
    — Fransa'da sembolizmin yaygın olduğu dönemde gelişmiştir.
    — Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin ve Ahmet Haşim'in sıkça kullandığı bir nazım biçimidir.


Eski türk edebiyatına giriş (özet) Yer İstanbul , 34, TR incelenme 10307 kişi oylama: 4.5 / 5

vBulletin® Jelsoft Enterprises Ltd Copyright © 2014
www.aofdestek.net 2007-2014
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1