Halkla İlişkilerde Tanımlar Ve Genel Kavramlar


Sponsorlu Bağlantılar


  1. Halkla İlişkilerde Tanımlar Ve Genel Kavramlar

    Sponsorlu Bağlantılar


    • Bir kuruluşun ilişkide bulunduğu kişilerde anlayış, sempati ve güven elde etmek için yaptığı sürekli yönetim işlevine denir
    • Halkla ilişkiler, belirtilmiş hedef kitleleri etkilemek için hazırlanmış inandırıcı haberleşme çabasıdır.
    • Halkla ilişkiler özel ya da tüzel kişilerin belirlenmiş kitlelerle dürüst ve sağlam bağlar kurup geliştirerek onların olumlu inanç ve eylemlere yöneltilmesi, tepkileri değerlendirerek tutuma yön vermesi ve böylece karşılıklı yarar sağlayan ilişkiler sürdürme yolundaki çabaları kapsayan bir yöneticilik sanatıdır.
    • Halkla ilişkiler bir kuruluşun iç ve dış çevresiyle iyi ilişkiler kurması ve bu ilişkilerin yönetimidir.
    • Halkla ilişkiler, organizasyon ile ilgili çevreleri (hedef kitle) arasındaki karşılıklı iletişimi, anlamayı, kabulü ve işbirliğini sağlayıp sürdürmeye yardımcı bir yönetim fonksiyonudur. Bu fonksiyon, kamuoyu hakkında yönetimin kamuya karşı sorumluluklarının neler olduğunun saptanması ve çevrede meydana gelen değişmeler konusunda yönetimin uyarılması görevlerini de kapsar. Ve bu görevler araştırma ve iletişim teknikleri kullanılarak yerine getirir.

    İdeal Halkla İlişkiler Fonksiyonu
    • Organizasyonun iç ve dış çevrelerini oluşturan kişi ve kurumların tutum ve davranışlarını izler
    • İşletme yönetimince yürütülen planlı ve sürekli bir programdır
    • Organizasyon ile iç ve dış çevreleri arasındaki ilişkilerle ilgilidir
    • İdeal Halkla İlişkiler Fonksiyonu
    • Örgütsel politikaların ve faaliyetlerin çeşitli çevreler üzerindeki etkilerini analiz eder.
    • Kamu yararı ile organizasyonun çıkarını dengelemek üzere bu örgütsel faaliyetleri ve politikaları gözden geçirir.
    • Organizasyon ile ilgili çevrelerine karşılıklı olarak yarar sağlayacak yeni politikaların oluşturulması konusunda yönetime danışmanlık yapar
    • İdeal Halkla İlişkiler Fonksiyonu
    • Organizasyon ile ilgili çevreleri arasında karşılıklı etkileşimi sağlayıp sürdürür
    • Organizasyonların iç ve dış çevrelerinde organizasyon lehine tutum ve davranış değişikliği yaratmaya çalışır
    • Organizasyon ile ilgili çevreleri arasında yeni yapıcı ilişkiler geliştirir.

    Ortak ve Temel Kavramlar
    Organizasyonlar,
    Kendini oluşturan kişilerden ayrı bir varlığa kişiliğe sahip kuruluşlardır. Dolayısıyla halkla ilişkiler özel kişiler için değil organizasyonlar için yapılan planlı iletişim faaliyetleridir.
    Ortak ve Temel Kavramlar
    Hedef Kitleler
    Organizasyonun amacına ulaşma düzeyine fiilen veya potansiyel etkisi olan özel veya tüzel kişilerden oluşan topluluklar söz konusudur ve bu başarımda dış çevreler kadar iç çevreler de etkilidir.
    Ortak ve Temel Kavramlar
    Karşılıklı İletişim, anlayış, kabul ve İşbirliği:
    Organizasyonla ilgili çevreleri arasında karşılıklı iletişim olmalı ve bu iletişim karşılıklı anlama kabul ve işbirliğiyle sonuçlanmalıdır.

    Etkin İletişim
    • Mesajın dikkat çekecek biçimde dizaynı
    • Simgelerin, hedef kitle tarafından da bilinen simgeler olması
    • Mesaj bireysel gereksinimlere seslenmeli, farkına varma ve gidermeye yaramalı ve aydınlatmalıdır.-
    • Hedef kitlenin temel değerlerinin tutumlarının grup standartlarının bilinmesi
    • Uygun medya türünün bilinmesi
    • Mesajı tamamen yabancı bir şey gibi göstermekten kaçınma ve bu gerekliyse hazırlayıcı iletişim süreci faaliyetlerinin gerçekleştirme

    Google+

    YouTube


  2. I. HALKLA İLİŞKİLERİN TANIM VE AMAÇLARI
    Sosyal bilimler alanındaki bir çok kavram gibi, halkla ilişkiler kavramının da herkesin üzerinde birleştiği, kesin bir tanımı yoktur; neredeyse akademisyen ve uygulayıcı sayısı kadar farklı tanımı vardır. Bu kadar çok tanımın olmasında halkla ilişkilerin henüz belli standartlar ve normlar, dolayısıyla da genel ilkelerini üretememiş olması,1 halkla ilişkilerin değişik alanları kapsaması, çok geniş bir uygulama alanına sahip olması, halkla ilişkileri reklamcılık ve propagandadan ayrı tutma isteğine karşın yine de kesin sınırların çizilemeyişi, halkla ilişkilerin değişik amaçlara yönelik hizmet veren kuruluşlar tarafından uygulanması2 gibi birçok etkenin rölü vardır
    İngilizcedeki ‘‘Public Relations’’ terimi, dilimizde halkla ilişkiler olarak kullanılmaktadır. Literatürde, halkla ilişkilerin oldukça fazla tanımına rastlanmıştır. Halkla ilişkiler konusunda kabul gören tanımlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

    Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin (IPRA- Internatıonal Publik Relations Association) 1954 tarihli kongresinde kabul edilen tanımına göre halkla ilişkiler, bir işletmenin ya da özel veya kamusal bir kuruluşun bağlantı kurduğu veya kurabileceği kimselerin anlayış, sempati ve desteğini elde etmek ve bunu devam ettirmek için yaptığı sürekli ve örgütlenmiş bir yönetim görevidir.3

    Halkla ilişkiler, belli bir davranışı benimsetmek ya da belli yönde hareket oluşturmak için halkı inandırma (ikna etme) sanatıdır.4

    Halkla ilişkiler, belirtilmiş hedef kitleleri etkilemek amacıyla hazırlanmış, planlı,inandırıcı bir iletişim çabasıdır.5

    Halkla ilişkiler, kamuoyunu etkileme ve ondan etkilenme sürecidir.6

    Halkla ilişkiler, yönetimin izlemekte olduğu politikanın halka benimsetilmesi, çalışmaların sürekli ve tam olarak halka duyurulması, yönetime karşı olumlu bir hava yaratılması, bunun yanı sıra halkında yönetim hakkında ne düşündüğünü ve yönetimden ne istediğinin bilinmesi ve halkla işbirliği sağlanması işlevidir.7

    Daha kapsamlı bir tanımlamada ise halkla ilişkiler, özel ya da kamu kesimlerinde faaliyet gösteren bir kuruluş veya kurumun ilişkide bulunduğu kitlelerin anlayış, sempati ve desteğini elde etmek için giriştiği iki yönlü iletişime dayalı ve sonuçta kitlede kuruluşun, kuruluşta da kitlenin istekleri yönünde değişikliklerin gerçekleştirilmesine yönelik, sistemli ve sürekli çabaları içeren bir süreç8 olarak ifade edilebilir.

    Bu tanım hem özel kesimi, hem de kamu kesimini kapsamaktadır. Ancak, uygulamada iki sektör arasında farklılıklar olduğu söylenebilir. Kamu kuruluşlarının amacı halka hizmet, halkla ilişkiler biriminin amacı ise halka hizmetin en iyi şekilde sunulmasını sağlamaktır. İki kesimin arasındaki farklılık, özel kesimin kar amacına dayalı, genelde rekabet esasına göre belli bir mal ya da hizmet üreten bir sektör olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle özel sektörün halkla ilişkiler anlayışında bu özelliklerin etkisi görülmektedir.

    Özel kesimin halkla ilişkilerinde iletişim tek yönlü olarak düşünülmektedir. Toplumun tepkisinden ancak ileride gerekecek olan mesajları saptamak amacıyla yararlanılma yoluna gidilmektedir.9 Bu açıdan, özel kesimde geçerli olan halkla ilişkiler anlayışının “Özel kesimin çevreyi etkilemesi “ esasına dayandığı söylenebilir.

    Kamu kesimi halkla ilişkilerinde ise iletişim, tek yönlü değil, çift yönlüdür. Bu sektörde halkla ilişkiler; kamu kuruluşunun halka tanıtılması, halkta kuruluş için olumlu bir imaj yaratılmasının yanısıra, halkın beklentilerinin, istek ve şikayetlerinin kuruluşa iletilmesi ve kuruluşta da bu beklentiler doğrultusunda değişiklikler yapılmasına yönelik amaçları içermektedir.10

    II. HALKLA İLİŞKİLERİN TARİHÇESİ
    Yöneten - yönetilen ayrımının ortaya çıktığı dönemden bu yana, yani yönetimin (Devlet) ortaya çıkmasıyla birlikte, halkla ilişkiler uygulamasının değişik görünüm ve biçimlerine rastlanmıştır. Halkla ilişkiler çabalarının kökenini insanların toplum halinde yaşamaya başladığı en eski dönemlere kadar götürebiliriz. Eski Yunan ve Roma’da uygulanmakta olan “Forum” bir halkla ilişkiler aracı idi. Arkeologlar, Irak’ta M.Ö. 1800 yıllarına ait tablet tarım bültenleri bulmuşlardır. Bu bültenlerde sulamanın nasıl yapılacağı, hasatın nasıl kaldırılacağı konularında çiftçilere bilgi verilmektedir.11 Bu bağlamda eski Türk Devletlerinden Göktürk Devletinin Hakan’ı Bilge Kaan’ın “Ey Türk Milleti: üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça, senin il’ini ve töreni kim bozabilir.” sözlerinin yer aldığı Orhun Kitabelerini de hedef kitleye verilen mesaj açısından bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak değerlendirmek mümkündür.

    İnsanlar arasında okur yazarların pek azınlıkta olduğu yüzyıllarda halkı belirli konularda aydınlatmanın ve inandırmanın diğer bir yolu da söylevler, konferanslar (Yüzyüze ilişki) idi. Eski Yunan’daki Sofistlerin ve eski Roma’daki Çiçeron’un ün kazanmaları bu tip halkla ilişkiler çabası göstermeleri ile bağlantılıdır.

    Gutenberg’in 1440‘daki büyük buluşu basılı araçların geniş ölçüde kullanılmasını, kitle haberleşmesinin karşılıklı ilişki şeklinden çıkarak kalabalık grupları kapsamasını, yani kolaylaşmasını ve yayılmasını sağlamıştır. Ancak yüzyıllar boyu süregelen bu gelişim, halkla ilişkilerin 20. yüzyıla özgü bir yeni sanat, uğraş olduğu görüşünü yine de değiştirmez. Çünkü araştırması, planlaması, değerlendirmesi, radyosu, televizyonu, gazetesi ve diğer yayınları ile gelişmiş bir halkla ilişkiler oluşumu, 20’nci yüzyılda, özellikle de II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir.

    Yönetimin olduğu kadar, özel kesimin halkla ilişkilerinin düzenli bir çaba olarak ortaya çıkması, birbirini tümleyen teknolojik, toplumsal değişikliklerin bir sonucudur. Halkla ilişkilerin 20’nci yüzyılda daha çok işlerlik kazanmasının nedenleri “gerek kamu gerek özel kesim örgütlerinin toplumsal sorumluluk duygularının güçlenmesi, iletişim teknolojisindeki büyük gelişmeler, devletin görevlerinin giderek çoğalması ve yönetimin karmaşıklaşmasının olumsuz sonuçlarını gidermek”olarak görülmektedir.12

    III. HALKLA İLİŞKİLERİN SINIRLANDIRILMASI
    Halkla ilişkiler, çok geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu açıdan halkla ilişkilerin kapsamı geniş tutulduğunda, reklamcılık ve propagandayı da içine alacak şekilde tanımlanmakta ve bu iki teknikten ayırt edilememektedir.13 Çünkü hem halkla ilişkiler, hem reklamcılık, hemde propaganda; amaçları, çalışma biçimleri, kullanıldıkları yöntem ve teknikler açısından birbirlerine çok benzemektedirler.

    Halkla ilişkilerin reklam ve propaganda ile karşılaştırılması, kendi alanının ne olduğunu anlamamız açısından yararlı olacaktır.

    A. Halkla İlişkiler ve Reklam
    Bir tanıma göre; reklamcılık diğer bir ifade ile tanıtımcılık, bir malın veya hizmetin satışını arttırmak amacıyla basında yer, yayın kuruluşlarında ise zaman satın alma olarak tanımlanmaktadır.14 Reklamcılık, halkla ilişkiler faaliyetlerinde etkili bir biçimde kullanılabilecek bir araçtır. Kuruluşa güven ve saygınlık sağlamakta kullanılabilir.

    Reklam; üretilen herhangi bir mal veya hizmete olan talebi artırmaya yönelik ve kısa dönemde sonuç alınması istenen bir eylem biçimidir. Oysa halkla ilişkiler tam tersine, mesajlarını belirlediği hedef kitlelere dolaylı bir biçimde ve sabırla iletmeye çalışır. Reklamda ürün ön planda yer alırken, halkla ilişkilerde ise kuruluşun kendisi ön planda yer almaktadır.15 Reklamın amacı ticaridir. Buna karşılık halkla ilişkilerin amacı ticari değildir, tam tersine daha geniş bir kitleyi olaylardan haberdar ederek onları bilgilendirmektir. Kamuoyunu belirli bir konuda etkilemek, halkın bu konuda bir görüşe sahip olmasını sağlamak, halkla ilişkilerde esas amaç olup, bunu da ancak uzun sürede gerçekleştirebilmektedir. Halkla ilişkiler ile reklamcılık arasında benzer yönler olduğu kadar, farklı yönler de bulunmaktadır.16 Ancak, ikisinin arasındaki en belirgin özellik reklamda paranın,halkla ilişkilerde ise inanç, ikna ve karşılıklı iletişim ve etkileşimin daha ağır biçimde kullanılmasıdır.

    B.Halkla İlişkiler ve Propaganda
    Propagandayı en geniş anlamı ile bir fikri yayarak ona taraftar bulma tekniği olarak tanımlamak mümkündür.17

    Başka bir tanıma göre ise propaganda, bir amaca hizmet ya da karşı bir amaca zarar vermek için fikirlerin, olayların, iddiaların amaçlı olarak yayılması18 şeklinde tanımlanabilir. Kamuoyunu ve toplumun güdümünü etkilemek için yapılan bir hareket olarak da tanımlanan propaganda ile varılmak istenen amaç, insanlara belirli bir düşünceyi, fikri, inancı, davranış biçimini benimsetmektir.19 Propagandada amaç, mesajı hedef kitleye tek yönlü olarak aktarmaktır. Tek yönlü olduğu için de tartışmaya açık olamamaktadır.

    Örgütsel bir çaba olarak nitelendirilebilen propagandada genellikle duygusal sözcükler kullanılarak ve bunu birçok kez tekrarlayarak halk üzerinde belli davranışların özendirilmesi sağlanmaktadır.20 Bu noktada halkla ilişkiler ile propaganda birbirinden ayrılmaktadır.

    Halkla ilişkiler doğruluk, iyi niyet ve dürüstlüğü esas ilke olarak kabul ederken propaganda, abartmalı olarak kuruluşu tanıtma amacı taşımaktadır. Propaganda gerektiğinde yanlış bilgiler vererek, tekrarlar yapıp kişileri belli bir tutumu kabule zorlamaktadır. Oysa halkla ilişkiler yanıltıcı değildir. Kişileri ikna etmek için gerçekleri olduğu gibi açıklamaktır.21

    Halkla ilişkilerin propaganda ile olan farkı daha çok serbesti yönünde olmaktadır. Propagandada siyasi, dini, ideolojik konularda insanlar etki altına alınarak kandırılmaya,inandırılmaya çalışılırken halkla ilişkilerde bilgi vermek,belgeler sunmak sureti ile insanlar ikna edilmeye çalışılmaktadır. Halkla ilişkilerde inancın serbest oluşumu sözkonusu iken, propagandada ise inanç aşılama sözkonusu olmaktadır. Kamuoyunun hizmetinde olan halkla ilişkiler, tanımı ve niteliği gereği kamuoyunun hizmetinde olmayan propagandadan bu noktada ayrılmaktadır.

    Propagandada aynı mesajın defalarca tekrarlanması önem taşımakta olup, bu tekrarda ise kitle iletişim araçları kullanılmaktadır.22 Kaldı ki, halkla ilişkilerde başarı, kuruluşların eylem ve işlemlerindeki başarıları ile kenetlenmiş olmasına rağmen, propagandada kuruluşun başarısı ile propagandanın başarısı arasında kesin bir ilişki bulunmamaktadır.23 Bu yüzden halkla ilişkiler iki yönlü bir akım olarak her zaman dürüstlük ve açıklık ilkesi ile hareket ederken, kazanacağı başarının da hedef kitle ile kuruluşa ait olacağı söylenebilir.

    IV. YÖNETİMİN HALKLA İLİŞKİLER GEREKSİNİMİ
    A. Toplumun Bilgi Edinme İhtiyacı ve Türk Kamu Yönetiminde Bilgi Verme
    Modern devletin gelişmesinin temel çizgilerinden biri, kamu yönetiminin faaliyetlerinin gittikçe artan bir önem kazanmasıdır. Bu gelişmenin sonucu olarak, bireyler ve gruplar sürekli bir şekilde yönetimin fonksiyonlarıyla ve hizmetleriyle karşılaşmaktadırlar. Haberleşme,eğitim, sağlık, güvenlik, adalet ve savunma v.b. gibi hizmetler devlet veya devletin yakın gözetimi altında özel teşebbüs tarafından yürütülmektedir. Önceleri hiç bilinmeyen bir çok faaliyet, bugün devletin ilgilendiği veya yoğun olarak düzenlediği alanlar haline gelmiştir.

    Yönetimin elindeki imkanların ve araçların artması, vatandaşın kamu bürokrasisi karşısında korunmasının ve yönetimin hukuka ve ihtiyaçlara uygun davranmasının sağlanması gereğini ön plana çıkarmıştır. Kamu yönetiminin genişlemesi, yapı ve işleyiş itibariyle karmaşık bir nitelik göstermesi, ayrıca günlük hayata artan orandaki müdahalesi,etkin bir kamuoyu denetimini de gerekli kılmaktadır. Böyle bir denetim ise, yönetimin kendisini dışa açmasını ,kamuoyunun, yönetimin eylem ve işlemleri hakkında bilgi sahibi olmasını, kararların nasıl ve kimler tarafından alındığının bilinmesini gerektirir. Dolayısıyla, yönetilenlerin de elde ettiği bilgiler ışığında yönetime aktif katılabilmesiyle denetimin daha etkin hale gelebileceği ileri sürülmüştür.24 Yönetimde açıklık düşüncesi ve uygulamaları, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren hızla gelişmeye başlamıştır. Bütün dünyada, yönetimin kendini daha çok halka yaklaştırması ve faaliyetlerini topluma açması gerektiği kabul edilmektedir.25

    Halkın kamu hizmetleri hakkında bilgi edinmesi, bugün dünyanın birçok ülkesinde bir hak olarak kabul edilmekte ve bilgi edinme hakkından söz edilmektedir. Bu arada gizli kalması gereken, açıklanmasında sakınca bulunan bilgilerinde bulunabileceği savunulmaktadır. Yönetilenlerle yönetenler arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi, halkın bilgi edinme hakkına saygınlığın geliştirilmesine ve açıklanması gereken bilgilerle gizli kalması gerekenler arasında makul bir dengenin kurulmasına bağlı olacağı ileri sürülmektedir.26

    Türk kamu yönetiminde de halkın bilgi edinme hakkına ve yönetimin bilgi vermesine dair çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır.Anayasanın 74’üncü maddesine göre “Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptirler. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir. bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir.” denilerek tüm vatandaşlara bu hak tanınmıştır.Anayasanın dilekçe hakkına ilişkin bu amir hükmü üzerine 10.11.1984 gün ve 18571 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01.11.1984 gün ve 3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Yasa, vatandaşlarla yönetim arasındaki ilişkilerin ve güven duygusunun geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Yasanın 7’nci maddesine göre Türk vatandaşlarının kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvurunun sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç iki ay içerisinde cevap verilir.İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.

    Ayrıca Türk kamu yönetiminde devlet memurlarının yaptıkları işler hakkında basına, haber ajanslarına veya radyo ve Tv kurumlarına bilgi ya da demeç vermeleri yasaktır. Bu bilgiler merkezde, Bakan veya Bakanın yetkili kılacağı görevli tarafından, taşrada ise illerde Valiler veya yetkili kılacağı görevliler tarafından verilebilmektedir.27

    Askeri hizmetlerle ilgili bilgilerin ise, özel kanunların yetkili kıldığı personel dışında hiçkimse tarafından açıklanması mümkün değildir.28 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 15’inci maddesindeki bu düzenleme, aynı Kanunun 31’inci maddesindeki “Devlet memurlarının kamu hizmetleriyle ilgili bilgileri, görevlerinden ayrılmış olsalar bile, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamasının yasak olmasıyla”29 daha da güçlendirilmiş bulunmaktadır.Kanun koyucu bu konuda KİT ve bağlı ortaklıklarını da unutmamış, onlar içinde kural getirmiştir.30 Zira KİT’lerdeki sözleşmeli personelin hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda bulunamayacağı; KİT ve bağlı ortaklıklarındaki her çeşit personelin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 31’inci maddesindeki düzenlemeye benzer bir şekilde görevlerini yaptıkları bir sırada öğrendikleri gizli bilgileri, görevden ayrılmış olsalar bile, yetkili amirin izni olmadan açıklayamayacakları 29 Ocak 1990 tarih ve 20417 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 399 Sayılı KHK ile düzenlenmiştir.

    B. Yönetsel Etkinlik ve Toplumda Olumlu Görüntü Yaratılması
    Halkın kamu yönetiminden beklentilerine, görüş, dilek ve yakınmalarına ilişkin bilgiler, iyi işleyen bir halkla ilişkiler düzeni kurulmuşsa, yönetime ulaşabilmektedir.Ama asıl amaç salt iyi işleyen bir yönetim olgusu yaratmak değil, bu bilgi akımının sonucunda yönetimin kendisine çeki düzen verebilmesidir.

    Günümüzün demokratikleşmiş toplumlarında kamu yönetiminin bir çok programının başarıyla uygulanmasının, bu programlarla ilgili toplum kesimlerinin yönetimi desteklemesine ve kimi durumlarda bundan da öte katılmasına ve işbirliği yapmasına bağlı olduğu bilinmektedir.31

    Kalkınma planları, programları, yeni vergi uygulamaları gibi toplumun büyük kesimlerini ilgilendiren konulardan, belediyelerin zabıta önlemleri gibi belli çevreleri ilgilendiren konulara kadar çok sayıda yönetsel etkinlikte başarı, ilgili toplum kesimlerinin destek ve işbirliğinin sağlanması oranında artmaktadır. Toplumun bunlara tepkisinin ters-yönlü olması ise etkili hizmet yürütülmesi açısından yönetimlere türlü sorunlar yaratmaktadır.

    Halkla ilişkilerin, yönetsel etkinliğin gerçekleştirilmesi açısından rolü ve önemi bu bağlamda sözkonusu olmaktadır. Çünkü yönetimler etkili ve sistemli hakla ilişkiler programları aracılığı ile hizmet ilişkisi içinde oldukları toplum kesimlerinin katılımını, desteğini ve işbirliğini sağlayabilmektedirler.

    Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için halkla ilişkiler programlarından iki yönlü olarak yararlanılması gerekmektedir. Bir yönüyle bu programlar, yönetimlere hizmet politikalarını saptarken ve uygulama kararlarını alırken bunların halkın beklenti ve gereksinimleriyle tutarlı olmalarına yardımcı olmalı, öte yandan gene halkla ilişkiler programları aracılığıyla bu politikaların ve uygulama kararlarının halka benimsetilmesi ve halkın desteğinin sağlanmasına çaba harcanmalıdır.

    Halkla ilişkiler programlarının yukarıdaki amaçlara dönük birinci yönü, halktan yönetime bilgi akımı sağlamakla ilgili olan ya da kısaca halkı tanıma diyebileceğimiz yol ve yöntemler, ikinci yönüyle ilgili çalışmalar ise, tanıtma başlığı altında toplayabileceğimiz programlardır.

    Toplumun desteğini ve güvenini sağlamak kamu kuruluşları için yaşamsal önem taşımaktadır. Toplumsal destek, kamu kuruluşlarının başarısının ilk koşuludur. Çünkü toplum üzerinde olumlu izlenim yaratacak bir örgütsel yapı, işleyiş ve çaba içinde olmak, kamu kuruluşları için, aynı zamanda bir görevdir.

    Bunun nedeni, yönetimin toplumun hizmetinde bir araç olması gerçeğinde yatmaktadır. Kuşkusuz yönetimin bu niteliği ancak demokratikleşmiş toplumsal yapılar için sözkonusudur ve toplumların bu evreye gelebilmeleri kolay olmamıştır. Ama demokratik değerlerin yerleşmiş olduğu toplumsal sistemlerde ya da bu değerleri oluşturmaya çalışan toplumlarda kamu yönetiminin kendisini hizmet eden, toplumu ise hizmet edilen olarak görmesi, dolayısı ile toplumsal yararı sağlayacak, halka dönük, toplumsal beklentilere uygun bir hizmet anlayışına ve halka karşı sorumlu, duyarlı ve saygılı bir örgütsel davranışa sahip olması, demokratik değer sistemlerinin egemen olduğu yapılarda artık tartışılmamaktadır.

    Konu ülkemiz açısından özel bir önem taşımaktadır. Yüzyılı aşkın bir süreden beri toplumsal yaşantımızı demokrasi ilkelerine göre düzenleme çabası içerisindeyiz. Demokratik değer ve uygulamalar toplumda giderek artan ölçüde yerleşip yaygınlaşmaktadır.

    Türk kamuoyunun, bireysel ya da örgütlenmiş-örgütlenmemiş birey grupları olarak birçok nedenlerle,Kamu yönetiminden yakınmakta olduğu bilinmektedir. çeşitli bilimsel çalışmalar ve kamuoyu yoklamaları yanında, hergün gazete sütunlarını boy boy dolduran haberler, röportajlar, okuyucu mektupları Türk insanının kişisel deneyimleri ve gözlemleri hep bu yargıyı doğrulamaktadır. Halkın gözünde kamu yönetiminin ağır, pahalı çalışan yine de istenen hizmetleri veremeyen, kalabalık görevlilerden oluşan, giderek karmaşıklaşan ve ulaşılması zorlaşmakta olan bir yapıda olduğu belirtilmiştir.32 Bu yapıda görev alanların vurdumduymazlığı, sorumsuz hatta saygısız davranışları,işlemlerdeki bürokratik sorunları ve tüm bunlar nedeniyle ortaya çıkan, aracılık, kayırmacılık,rüşvet gibi uygulamalar, artık Türk insanının nerede ise çözüm bulunmasından umudunu kestiği kimi sorunlar olarak, yönetimin kamuoyundaki görüntüsünü sürekli bozan etkenleri oluşturmaktadır.

    Toplumda tüm kurumların giderek yerli yerine oturma sürecine girdiği günümüzde, kamu bürokratlarının yöneten-yönetilen, hizmet eden-hizmet edilen gibi toplumsal denge öğelerinin sürekli gözönünde tutulmaları gerekmektedir. Çağımız Türkiye’sinde kamu yönetimi, tarihten miras kalmış bürokrasi-halk zıtlaşması yerine kamu yönetimi ve bürokrat-halk bütünleşmesi, kaynaşması konusunu gündeminin öncelikli maddesi haline getirmelidir. Halkla ilişkilerin, kamu yönetimi ile çevresi arasında denge ve uyum sağlama çabası olduğu savının ancak böyle bir yaklaşımla gerçek anlam ve içeriğine kavuşabileceği ileri sürülmüştür.33 Halkla ilişkilerin katkısı bu açıdan önem kazanmaktadır.

    V. TÜRKİYE’DE HALKLA İLİŞKİLERİN GELİŞİMİ
    Türkiye’de halkla ilişkiler bir yönetim fonksiyonu olarak bilinçli, örgütlü çabalar biçiminde 1960’lı yıllarda ve önce kamu yönetiminde görülmeye başlanmıştır.34

    Cumhuriyet döneminde, devlet-vatandaş ilişkileri çok partili hayata geçilmesinden sonra, hükümet programlarında, idari reform çalışma raporlarında, kalkınma planları ve yıllık programlarda önemli bir yer tutmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan, çok partili hayata geçilen 1946 yılına kadar görev yapan hükümetlerden, yalnızca 1 Kasım 1946’da göreve başlayan Celal BAYAR Hükümetinin programında polisin halkla ilişkilerine dair bir hüküm yer alırken, iktidarın demokratik seçimlerde halkoyu ile değişmesi gerçeği karşısında, devlet-vatandaş ilişkileri daha fazla sorgulanır hale gelmiş ve 1946’dan sonra görev yapan pek çok hükümetin programında devlet-vatandaş ilişkilerine dair görüş ve hedeflere yer verilmiştir. Örneğin, 1 Eylül 1947’de göreve başlayan I. Hasan SAKA Hükümeti’nin programında, “Cumhuriyet rejiminin başlıca gayesi idare teşkilatının halkın menfaatlerinin hizmetinde olmasıdır. Bu bakımdan bütün idare ve emniyet teşkilatımızın kanunları tatbik ederken, vazifelerini yaparken, bu zihniyetle hareket ederek halkla iyi muamelede bulunmaları lüzumunda ısrarla duracağız”35 ifadeleri yer alırken, 9 Mart 1951’de göreve başlayan II. Adnan MENDERES Hükümeti’nin programında konuyla ilgili şu satırlar bulunmaktadır. “İçişleri prensibimiz, bütün idare cihazını halkın hizmetine vermektir. Bununla kastettiğimiz mana, idare cihazımızın demokratlaşmasıdır.”36

    1962 Yılında hazırlanan Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi (MEHTAP) Raporu’nda, “devlet kuruluşlarının her kademesindeki çalışmalarda ve kararların alınmasında, halkla yakın temas sağlanmasının” zorunluluğu dile getirilip, Türk kamu yönetiminde çeşitli kademelerdeki her kurumun, kendi yapısına uygun biçimde halkla ilişkiler ve dinleme teknikleri kurması önerilmektedir.

    1965’te “İdareyi ve İdari Metotları Yeniden Düzenleme Komisyonu”çalışmaları çerçevesinde, “Merkezi İdarenin Taşra Teşkilatı” ile ilgili olarak Arif PAYASLIOĞLU tarafından yapılan araştırmaya göre, yönetim-halk ilişkilerinde kimi aksaklıklar sözkonusudur ve bunlar aracı koyma, kayırma, doğrudan ilgili kimse yerine daha üst düzeydeki görevlilere başvurma, rüşvet ve asılsız ihbar ve şikayetler gibi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Araştırmada, bir yandan yönetim halk ilişkilerini güçleştiren sorunların çözümüne çalışılırken, bir yandan da bu çalışmalara koşut olarak yönetimin varolan olanak ve koşullar içinde halkla ilişkilerini “daha sistematik ve iyi bir şekilde” düzenleme yollarını araması gereğine değinilmektedir.37

    1971 yılında hazırlanarak zamanın hükümetine sunulan “İdari Reform Danışma Kurulu Raporu”nda, halkla ilişkiler ve enformasyon hizmetlerini yerine getiren kuruluş ve birimlerin genellikle yeterli ve etkin olmaktan uzak bulunduğu, bakanlıklarda ve gerekli görülen öteki kuruluşlarda baş yöneticiye bağlı olarak halkla ilişkiler ve enformasyon birimleri kurulması gerektiği belirtilmekte, Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nün “Devlet Enformasyon Teşkilatı” adı altında Başbakanlığa bağlı olarak yeniden örgütlenmesi ve kuruluşlarca yerine getirilen halkla ilişkiler ve enformasyon hizmetleri arasında koordinasyon sağlanması öngörülmektedir.38 Nihayet, 1991’de tamamlanıp yayınlanan “ Kamu Yönetimi Araştırma Projesi” (KAYA) “Genel Raporu” nda, halkla ilişkiler hizmetlerinde merkezi düzeyde koordinasyon sağlamak üzere Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün Devlet Enformasyon Başkanlığı’na dönüştürülmesi, bakanlık ve kurum sözcülüğü uygulamasının getirilmesi, kamu kuruluşlarında halkla ilişkiler uzman yardımcılığı ve uzmanlığı şeklinde istihdam imkanlarının düzenlenmesi gibi önerilere yer verilmektedir.39

    Ayrıca, 7’nci Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporu’nda da halkla ilişkiler ve enformasyon hizmetlerinin yürütülmesinden sorumlu Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün görevleri genişletilerek Devlet Enformasyon Merkezi’ne dönüştürülmesi ve bu merkezin;

    “Devletin halkla ilişkiler ve enformasyon politikası ve hükümet stratejilerinin saptanması ve uygulamaların sonuçlarının takibi,

    Merkezi düzeyde alınan karar ve uygulamalar konusunda kamuoyunun aydınlatılması, bunlara tepkilerin saptanması ve değerlendirilmesi,

    Kamu örgütlerince yürütülen halkla ilişkiler ve enformasyon hizmetleri arasında koordinasyon sağlanması, teknik ve standartların geliştirilmesi, yurttaşlık bilincini geliştirecek ve önemli konularda uzlaşma zemini oluşturacak şekilde karşılıklı etkileşimi arttırıcı danışmanlık hizmetlerinin sağlanması ve geliştirilmesi,

    Devletin çeşitli konulardaki politikalarının yurt içinde ve yurt dışında benimsetilebilmesi için propaganda, istihbarat ve izleme çalışmalarının yapılması.”

    konularında görev üstleneceği vurgulanmaktadır. 40

    Kalkınma planları ve yıllık programlarda da devlet vatandaş ilişkileri, kamu yönetimi -halk ilişkileri önemle ele alınmıştır. Daha Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda, “halkın hizmetlere gönüllü katılma isteğinin teşvik edileceği ve değerlendirileceği, kamu kurumları ile halkın temas ve işbirliğinin gelişmesi ve daha verimli duruma getirilmesinin sağlanacağı” belirtilmektedir.41 Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, konuya ayrıca “Toplum kalkınması” bağlamında da yer vermiş, yıllık programlarda da uygulamaya ilişkin öneriler yer almıştır. Örneğin, 1967 Yılı Programı’nda, “İşlemcilikle savaşta Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nce yapılan çalışmalar daha yoğun ve yaygın hale getirilecektir. Halkla münasebetlerin diğer kuruluşlara göre daha sık olduğu İçişleri, Maliye, Milli Eğitim, Sağlık ve Çalışma Bakanlıklarında muamele usullerinin kolaylaştırılmasına öncelik verilecektir.” şeklinde bir tedbir yer almaktadır.42 Yine Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda “Devlet-vatandaş ilişkilerinin sağlıklı biçimde oluşmasını sağlamak amacıyla vatandaşla devlet arasında karşılıklı bilgi akımını sağlayacak organizasyona ilişkin tedbirler alınacaktır.” hükmü yer alırken, Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda “Devlet-vatandaş ilişkilerinde vatandaşın beyanı esas alınarak idari usul ve işlemler sadeleştirilecektir. İşlemlerle ilgili olarak vatandaşa ve kamu görevlilerine yönelik rehber kitaplar hazırlanacaktır.” şeklinde bir tedbire yer verilmektedir.43

    Genel olarak, kalkınma planları ve yıllık programlarda, kırtasiyeciliğin azaltılması ve devlet hizmetlerinin yerine getirilmesinde halkın işbirliğinin sağlanması, devlet- vatandaş ilişkilerinde temel amaçlar olarak ele alınmaktadır.

    Bilimsel araştırmalar ve resmi metinlerde yer alan görüş ve önerilerin tam olarak hayata geçirildiğini söylemek mümkün olmamakla birlikte, 1960’dan sonra, kamu kuruluşlarında halkla ilişkiler hizmetleri veren çeşitli birimler kurulmaya başlanmış, basın-yayın yüksek okullarında (iletişim fakülteleri) halkla ilişkiler bölümleri açılmış ve bu alanda ihtiyaç duyulan nitelikli personel yetiştirilmesi amaçlanmış, halkla ilişkilerle ilgili yayınlar artmış, bu konularda kamu ve özel kuruluşlara hizmet veren özel şirketler kurulmaya başlanmıştır. Ancak, bütün bu çabaların ve gelişmelerin yeterli olmadığı; Türkiye’de devlet-vatandaş ilişkilerinin, kamu yönetimindeki halkla ilişkiler hizmetlerinin tatmin edici bir düzeyde ve çağdaş bir kamu yönetimi sistemine yakışır bir anlayışla yürütülmesi için, bilimsel araştırmalardan destek alan, kamu yönetiminde etkinlik ve verimliliği hedefleyen yeni politika ve örgütlenmelere ihtiyaç bulunmaktadır.44


  3. merhab canselen eger 2. sinif gecmis sorular varsa gönderirmisin?:o:o


  4. ya bende halkla ilişkiler okuyorum ve halkla ilişkiler dersinden kaldım daha fazla kaynak gerekli yardımcı olurmusunuz :D


  5. bende kaldım...ve hala doğru düzgün çalışmaya başlayamadım desem inanın:(


Halkla İlişkilerde Tanımlar Ve Genel Kavramlar Yer İstanbul , 34, TR incelenme 5754 kişi oylama: 4.5 / 5

vBulletin® Jelsoft Enterprises Ltd Copyright © 2017
www.aofdestek.net 2007-2015