en guzel kısa cevaplarrrrr


Sponsorlu Bağlantılar


+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
12 SonSon
  1. en guzel kısa cevaplarrrrr

    Sponsorlu Bağlantılar


    ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ

    Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş:
    _Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
    Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
    - Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

    YIKA DA GETİR

    Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:
    -Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.

    SUSTURUCU TEDAVİ
    Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp:
    - Siz baytardınız, değil mi? Demiş.
    Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
    - Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?

    NE ALIRSINIZ?
    Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
    -Buyrun beyim ne alırsınız?
    Yahya Kemal tebessümle:
    -Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.

    SIR SAKLAMAK
    Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
    - Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
    Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle:
    -Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
    -Ben de bilirim.

    CENNETİN YOLU
    Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz:
    -Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim.
    Çocuk, papazın niyetini sezerek:
    - Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki?

    NE ALIRSINIZ ?
    Çok şişman olan Yahya Kemâl, bir yokuşun sonundaki lokantanın önünde dinlenirken,içeriden çıkan garson:
    -Buyurun beyim, diye atılmış. Ne alırsınız?
    Yahya Kemal, tebessüm edip:
    -Evlât, demiş. Müsaade edersen biraz nefes alacağım.

    ÇANAKKALE İÇİNDE
    İngiliz garson, Türk müşteriye:
    -Çanakkalede çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış:
    -Orada ne işiniz vardı?

    HASTANIN YEMEĞİ
    Lokman Hekime:
    -Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş:
    -Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.

    NEYZENİN NEZAKETİ!
    Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce:
    -Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.

    GÖNÜLSÜZ GÖNÜL
    Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamide döner ve:
    -Efendim, gönül kocamaz! der.
    Hamid cevap verir:
    -Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.

    BÖYLE KORUNUR
    Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.
    Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
    -Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!

    VELÂYETİN GÖRDÜĞÜ
    Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:
    -Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz diye çıkışır.
    Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:
    -Peder ne der, kader ne der.

    ÇIKMAYAN MANA
    Mehmet Akif, Baytar Mektebinde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendiyi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:.:
    -Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim cevabını verince, Akif dayanamaz ve:
    -Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.

    SOKRAT VE BİLEYTAŞI
    Talebelerden biri Sokrata sormuş:
    -Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun?
    -Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir amma, en sert demiri bile keskin eder...

    ANLADIĞININ İSPATI
    Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfike göstererek fikrini sorar:
    Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:
    -İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!
    Neyzen Tevfik şu cevabı verir:
    -Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.

    BİRBİRİNE BAĞLI
    Hâkim, kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan bir şoförün ehliyetini iptal edince, şoför:
    -Aman hakim bey, diye sızlanmış. Benim yaşayabilmem, şoförlük yapmama bağlı.
    Hâkim cevap vermiş:
    -Başkalarının yaşaması da sizin şoförlük yapmamanıza bağlı.

    AKŞAM YEMEĞİ
    Yahya Kemâl, dostlarından birine:
    -Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca, arkadaşı:
    -Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!
    Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:
    -İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.

    HAKLI ÖLÜM
    Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
    -Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya başlayınca,
    Sokrat:
    -Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?

    HZ. ADEMİN MİRASI
    Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca:
    -Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?
    Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci:
    -İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.
    Sultan Fatih:
    -Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.
    GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN
    Fatihe sorarlar:
    -İstanbulu niçin fethettin?
    Cevap verir:
    -Önce o benim gönlümü fethettiği için!

    DÜŞMANIN CANI
    Şair Nefi bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine:
    -Merhaba canım! demiş.
    Nefi durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:
    -Derhal çıkıyorum.

    FİKİR YAKALAMAK
    Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim'e:
    -Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:
    -Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?

    UYKU KARDEŞLİĞİ
    Mevlana Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.
    Yanındaki talebesi:
    -Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.
    Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir:
    -Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

    DÜNYANIN YÜZÜ
    Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyraniye:
    -Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
    -Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.

    BRAVO!..
    Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugoya okuduktan sonra:
    -Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?
    Victor Hugo:
    -Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.

    Google+

    YouTube


  2. gerçkten güzel cvplar bikaçını duymuştum....


  3. evet bende duydum bu yuzden paylasmak ıstedım hoslar


  4. Ne Zaman?
    Amerikalı iş adamı, Çinliyle alay ederek sormuş.
    - Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri ölüleriniz ne Zaman yiyecek?
    Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
    - Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı Zaman.

    Alanlar Gelseydi
    Bir sergide ünlü romancı, ressam arkadaşına: “Kutlarım sergi açılışına bakanlar gelmiş” Bunun üzerine Ressam: “Ne önemi var ki, bakanlar geleceğine, keşke biraz da alanlar gelseydi. ” der.

    İlk Ameliyat
    Hasta kendisini ameliyat edecek doktora titirek sesle – Doktor bey demiş biliyor musunuz bu benim ilk ameliyatım Doktor: – Farketmez diye cevap vermiş . Zaten benimde ilk ameliyatım bu olacak!

    Meslek Sırrı
    Yargıç, hırsıza şöyle sorar: “Söyle bakalım, soyduğun dükkana nasıl girdin?” Hırsız, biraz düşündükten sonra soruyu şöyle yanıtlar: “Efendim, biz buraya yargılanmaya mı, yoksa meslek sırrı vermeye mi geldik .” der

    Dünyalar Kadar
    Babama sordum: – Babacım beni ne kadar seviyorsun? Babam cevap verdi; – Oğlum,seni dünyalar kadar seviyorum. – Peki dedim, babacığım dünyanın değeri ne kadardır? – Beş para etmez oğlum..!


  5. Madalya
    Bir gün Bismark, harpte yararlılık gösteren bir askere madalya takarken: – Asker, yüz altın mı istersin, yoksa bu madalyayı mı? Asker: – Madalyanın kıymeti nedir? der.
    Bismark: – Maddi kıymeti aşağı- yukarı üç altın, diye cevap verir.
    Asker : – Öyleyse 97 altınla madalyayı isterim! der.

    Parmakla Alınabilseydi
    Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon’ un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
    - Önce şurasını almalıydinız, sonra buradan geçerek ötesini zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:
    - Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.

    Mikrop
    Yahudi hakimlerinin yönettiği meşhur Yahudi mahkemelerinde ölüm cezasına çarptırılan bir Alman generaline son arzusu sorulduğunda şu cevabı vermiş:
    - İdam edilmeden önce Yahudi olmak istiyorum. Böylece dünyadan bir mikrop daha eksilmiş olur.

    Fatih Niye Üstün
    Napolyon, S. Helen adasında sürgün bulunduğu sırada ‘Fatih mi yoksa siz mi büyüksünüz? Sorusunu soranlara şöyle cevap vermişti:
    Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. Çünkü ben, kılıçla zaptettiğim yerleri henüz hayattayken geri vermiş bir bedbahtım. O ise; fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.

    Hastalanınca
    Komedyen Eddie Cortarla hastalanınca ne yapmak gerektiğini sormuşlar Hemen cevaplamış: – Mutlaka doktora gidin zira doktorun yaşaması gerek. Verdiği ilacı alın çünkü eczacının yaşaması gerek. Ama ilaçları sakın içmeyin zira sizinde yaşamanız gerek…

    İğneleme
    Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, oyununun ilk akşamında, oyuna Churchill’i davet etmiş ve iki davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:
    “Size iki davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz.
    Tabii dostunuz varsa.”
    Churchill lâfın altında kalır mı, hemen cevap göndermiş:
    “Maalesef o akşam başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci akşam gelebilirim, tabii oyununuz ikinci akşam oynarsa.”

    Aynı dini Paylaşmak
    Eski ağır siklet boks şampiyonu Muhammed Ali, 11 Eylül günü yerle bir olan Dünya Ticaret Merkezi’ni olaydan bir ay kadar sonra ziyarete gittiğinde, gazeteciler kendisine; “şüpheliler ile aynı İslâm inancını paylaşmasından dolayı neler hissettiğini” sorarlar. Muhammed Ali nazikçe cevap verir:
    - Peki siz Hitler’le aynı dini paylaşmaktan dolayı ne
    hissediyorsunuz?


  6. ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ
    Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş:
    - Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne Zaman yiyecek?
    Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
    - Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı Zaman.

    YIKA DA GETİR
    Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:
    - Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.

    SUSTURUCU TEDAVİ
    Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp:
    - Siz baytardinız, değil mi? Demiş.
    Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
    - Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?

    NE ALIRSINIZ?
    Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
    - Buyrun beyim ne alırsınız?
    Yahya Kemal tebessümle:
    - Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.

    SIR SAKLAMAK http://resim.bilgicik.com/bunlari_bi...musunuz_19.jpg
    Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
    - Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
    Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle:
    - Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
    - Ben de bilirim.

    CENNETİN YOLU
    Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz:
    - Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim.
    Çocuk, papazın niyetini sezerek:
    - Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki?

    NE ALIRSINIZ ?
    Çok şişman olan Yahya Kemâl, bir yokuşun sonundaki lokantanın önünde dinlenirken,içeriden çıkan garson:
    - Buyurun beyim, diye atılmış. Ne alırsınız?
    Yahya Kemal, tebessüm edip:
    - Evlât, demiş. Müsaade edersen biraz nefes alacağım.


  7. AKŞAM YEMEĞİ
    Yahya Kemâl, dostlarından birine:
    - Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca, arkadaşı:
    - Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!
    Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:
    - İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.

    HAKLI ÖLÜM
    Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
    - Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya başlayınca,
    Sokrat:
    - Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?

    HZ. ADEMİN MİRASI
    Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca:
    - Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?
    Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci:
    - İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.
    Sultan Fatih:
    - Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.

    GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN
    Fatihe sorarlar:
    - İstanbulu niçin fethettin?
    Cevap verir:
    - Önce o benim gönlümü fethettiği için!

    DÜŞMANIN CANI
    Şair Nefi bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine:
    - Merhaba canım! demiş.
    Nefi durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:
    - Derhal çıkıyorum.

    FİKİR YAKALAMAK
    Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim’e:
    - Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:
    - Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır? http://resim.bilgicik.com/hazir_ceva...plar_9.jpgUYKU KARDEŞLİĞİ
    Mevlana Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.
    Yanındaki talebesi:
    - Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.
    Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir:
    - Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

    DÜNYANIN YÜZÜ
    Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyraniye:
    - Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
    - Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.

    BRAVO!..
    Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugoya okuduktan sonra:
    - Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?
    Victor Hugo:
    - Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.




    Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
    - Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca, Sokrat:
    - Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!

    Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
    - 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
    Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
    - Biz de onlara yaklaşıyoruz.

    Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanırmısınız?
    Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım.

    Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
    - Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
    - Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
    - Ben de bilirim.


  8. Bir toplantıda bir genç, M. Akif’i küçük düsürmek için:
    - Afedersiniz, siz veteriner misiniz? demiş. M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
    - Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?

    Bir doktor alkolsüz bira içilir mi? diye soran hastasına, Nasreddin Hoca’nın şu fıkrası ile cevap vermiş:
    Adamın biri, Nasreddin Hoca’ya:
    - Tuvalette bir şey yemek caiz midir? diye sorunca, Hoca:
    - Caizdir, demiş. Ama içeride başka bir şey yediğini zannederlerse, ne diyeceksin?
    http://resim.bilgicik.com/hazir_ceva...cevaplar_2.jpg

    N.Fazıl Kısakürek,vapurla Kadıköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
    - Üstad, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu? Biz yolumuzu bulabilirdik.
    Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
    - Ne diye vapura bindin ki, cevabını vermiş. Yüzerek karşıya geçebilirdin.

    İmam- ı Azam hazretleri, üzerine doğru gelmekte olan bir hayvana yol vererek kenara çekildiğinde, yanındakiler neden böyle yaptığını sormuşlar.
    Hazret, düşünmeden cevap vermiş
    - Onun boynuzları var, benim ise aklım.

    http://resim.bilgicik.com/hazir_ceva...lar_7.jpgYavuz Sultan Selim,birçok Osmanlı Padişahı gibi sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında veziri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
    - Vezir, Yavuz’dan cevap alacağı ümidiyle:
    - Evet, Hünkarım bilirim, dediğinde; Yavuz cevabı yapıştırmış:
    - Ben de bilirim.

    Öğrenci;
    - Hocam,diye sormuş.İnsan,maymunun gelişmiş şeklidir’’diyorlar.Ne dersiniz?
    Seyid Ahmet Arvasi cevap vermiş.
    - O mantığa göre çınar ağacı da maydonozun gelişmiş şeklidir.

    Lokman Hekim’e:
    - Hastalarımıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş:
    - Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz olur.Bir Fransız yazar,Mehmet Akif’e:
    - Kadinlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu? diye sorduğunda Akif:
    - Daha önceleri öyleydi, karşılığını vermiş. Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve
    bir türlü içeri sokamıyoruz.

    Alaaddin Başar’a:
    - Şeytan,niçin meyhaneye gidenlere vesvese vermiyor? diye sorduklarında:
    - Vermez tabi, demiş. Eğer verse kazayla camiye giderler.

    Ne Yedirelim?
    Lokman Hekim’e:
    - Hastalarımıza ne yedirelim?diye sorduklarında,şu cevabı vermiş:
    - Acı söz yedirmeyin de,ne yedirirseniz olur.
    http://resim.bilgicik.com/hazir_ceva...cevaplar_8.jpg

    Selçuk Sultanlarından biri,Mevlana’yı ziyaret ederek,saltanatları arasında ne fark olduğunu sorduğunda, o büyük zattan şu cevabı almış:
    - Senin saltanatın, gözlerin açık kaldığı müddetçe bakidir. Benim saltanatım
    ise, gözlerimi kapadığımda başlar.

    Ben Çekilirim
    Dünya nimetlerine önem vermeyen yasayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karsılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek olanaksızdır. Mağrur zengin, filozofa:
    - Ben bir serserinin önünde kenara çekilmem.
    Bunun üzerine Diyojen kenara çekilerek,gayet sakin su karşılığı verir:
    - Ben çekilirim.

    Sabır
    Cüneyd- i Bağdadi’ye “sabır nedir?” diye sorduklarında şu cevabı vermiş.
    - Yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır.


  9. (4)

    Tabip
    Beyazıd- i Bestami Hazretleri akıl hastahanesinin önünden geçerken, bir tabibin havanda ilaç dövdüğünü görerek:
    - Çok günahkarım, der. Bunun içinde ilaç var mı? Tabib daha cevap vermeden, konuşmaları dinleyen bir hasta, pencereden seslenir.
    - Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalb havanında tevhid tokmağı ile döv. İnsaf eleğinden geçir, göz yaşı ile yoğur. Aşk fırınında pişir ve sabah akşam bol bol ye. Göreceksin hastalığından eser kalmayacak.
    Bistami hazretlerinin gözleri dolar ve :
    - Ya Rabbi, der. Şu dünya hastanesinde ne tabipler var.

    Biz de Onlara Yaklaşıyoruz
    Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında
    ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
    - 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
    Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
    - Biz de onlara yaklaşıyoruz.


    Bal ile Sirke
    Hocaya “bal ile sirke uyuşmaz” derler. Niçin uyuşmasın der ve gider yarım okka bal yer, yarım okka da sirke içer, gelir oturur. Yüzünün yemyeşil olduğunu görenler sorar:
    - Bal ile sirke uyuşmadılar değil mi?
    Hoca hiç erkekliği elden bırakır mı?
    - Yo yo onlar uyuştular da, şimdi beni aradan çıkarmaya çalışıyorlar.

    Caize
    Şair Ebu Dellame ile Halife Mehdi arasında şöyle bir vakıa geçmiştir: Ebu Dellame, Abbasi hükümdarlarına bir kaside takdim eder. Halife kasideyi pek beğenir:
    - Sana bu kasiden için ne caize vereyim?
    - Efendimiz bendeniz bir av köpeği isterim.
    - Bu kadar güzel bir kasidenin caizesi bir av köpeği olur mu?
    - Efendim kulunuz böyle istiyor.
    Halife Mehdi işe şaşar, ama şairi de kırmak istemez:
    - Peki, istediğin gibi sana bir av köpeği versinler.
    - Fakat Efendim bendeniz ava ne ile gideceğim?
    - Hakkın var bir de at versinler.
    - Ata nasıl bineceğim?
    - Doğru, güzel bir eğer takımı da versinler.
    - Efendimiz ata kim bakacak?
    - Haklısın, bir de köle versinler.
    - Ama Efendim ben atı nerede barındıracağım?
    - Bir de ahır versinler.
    - Köleyi nerede yatırayım?
    - Bir ev versinler.
    - Bu kadar halkı ne ile doyuracağım?
    - Bin altın da haçlık versinler.
    - Efendim…
    Halife Mehdi şairin sözünü kesmiş:
    Eğer masrafı idare etmeye bir kethüda, hesapları tutmaya bir katip istersen köpeği geri alırım ha!..


  10. Ne Kadarda Fuzuli
    Fuzuli ile Ruhi beraberce yürürlerken bir köpek görürler. Ruhi köpeği göstererek;
    ‘Bu köpekte ne kadar fuzuli’ der. Fuzuli hemen cevabı yapıştırır:
    Çünki içinde Ruhi var.

    Yüzük
    Sultan III. Ahmed Han kendisine hediye edilen çok kıymetli zümrüt yüzüğü, bir gün, divan toplantısında vezirlere göstererek:
    - ‘Acaba bundan daha kıymetlisi var mıdır?’ diye sordu. Hazirûn:
    - ‘Hayır Efendim, sıhhat ve afiyetle takınız. Bundan daha değerli bir şey olamaz’cevabını verdikleri halde yalnız Nevşehirli İbrahim Paşa itiraz etti:
    - ‘Bundan daha kıymetli şey vardır padişahım!’ dedi. Padişah beklemediği cevap karşısında sordu:
    - ‘Nedir?’
    - ‘O yüzüğün takıldığı parmak Efendim’ diye cevap verdi.

    Ahmet Müsade Etmez
    Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa’ya yetmişlik bir kadinın otuz yaşında bir gençle evlenmek istediğinden bahsetmişler. Paşa hemen:
    - Ahmet müsaade etmez, demiş. Sormuşlar
    - Hangi Ahmet
    - Karaca Ahmet.


12 SonSon
en guzel kısa cevaplarrrrr Yer İstanbul , 34, TR incelenme 1651 kişi oylama: 4.5 / 5

vBulletin® Jelsoft Enterprises Ltd Copyright © 2017
www.aofdestek.net 2007-2015