Sponsorlu Bağlantılar


Aöf Hukukun Temel Kavramları Ders Notları/Kitabı

Hukukun Temel Kavramları Ünite 1-2-3-4-5-6-7-8 (Özetler)


HUKUKUN TEMEL KAVRAMLARI

SOSYAL HAYATI DÜZENLEYEN KURALLAR
• İnsanlar, toplumsal hayat içinde belli kural ve kaidelere göre yaşamaktadır. Sosyal hayatı düzenleyen bu kurallar, zamanla gelişen ve toplumların ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen kurallar bütünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
• Sosyal düzel kurallarına uymamanın sonucunda yaptırım ( müeyyide ) uygulanır.

SOSYAL HAYATI DÜZENLEYEN KURALLAR
• 1- Din Kuralları: Toplumları ve kişileri belli emir ve yasaklara sevk eden, ilahi bir güce dayanan kurallar bütünüdür. Kötülük yapmamak, yalan söylememek vs. Din kurallarına uymamanın yaptırımı günahkar sayılmaktır. Manevi yaptırıma sahiptir.

• 2- Ahlak Kuralları: Kişinin iyi yada kötü davranışları yapması veya yapmaması şeklindeki sorumluluklarla yüklenmesini ifade eden kurallar bütünüdür.
• Kişinin kendi nefsine karşı sorumlu oldukları ahlak kurallarına Sübjektif, başkalarına karşı sorumlu oldukları ahlak kurallarına Objektif ahlak kuralları denir.
• Yaptırımı ayıplama şeklinde ortaya çıkmaktadır. ve manevidir.

• 3- Görgü Kuralları: Nezaket Kurallarını içeren ve toplumu bu yönde düzenleyen kurallar bütünüdür. Yaptırımı kınama, dışlanma şeklinde ortaya çıkar ve manevidir. Yazılı olmayan kurallar bütünü olarak ortaya çıkan görgü kuralları genel ve soyut nitelikte değil, bölgesel ve dönemsel olarak ortaya çıkmaktadır.

• 4- Hukuk Kuralları: Hukuk Kuralları maddi yaptırıma sahip olan davranış kurallarıdır. Hukuk kuralları diğer kurallara nazaran cebri müeyyideye sahiptir. Hukuk kurallarında toplumun otokontrolü ortadan kalkar ve devreye devlet girer. Bu kurallar herkes için geçerli, ve bağlayıcı ve devamlıdır.

YAPTIRIM
Sosyal düzen kurallarına uymamanın sonucu olarak karşılaşılan tepkiye yaptırım, bir diğer adıyla müeyyide denilir. Müeyyide maddi ve manevi olarak ikiye ayrılır.

Yaptırımlar kendi içinde beş başlık altında toplanabilir;
1- Ceza: Kanunun suç saydığı fiillere karşı öngörülen yaptırım türüdür. Kanunsuz suç ve ceza olmaz, yani suçlar ve cezalar ancak kanunla konulur ve kanunla kaldırılır.

• 2- Cebri İcra: Sorumluluklarını yerine getirmeyen kişilere karşı öngörülen yaptırım türüdür. Devlet eliyle kişinin yükümlülüğünü yerine getirmesi sürecidir.

• 3- Tazminat: Kişiye verilen zarar karşılığında öngörülen yaptırım türüdür. Maddi ve manevi olarak ikiye ayrılır.

• 4- İptal: İdarenin yapmış olduğu yanlış bir işlem veya eylem sonucunda öngörülen yaptırım türüdür.

• 5- Hükümsüzlük: Hukuki işlemelerin kanunun öngördüğü şekillerle yapılmaması sonucu ortaya çıkan yaptırım türüdür. Yokluk, butlan ve tek taraflı bağlamazlık şeklinde ortaya çıkar.

• Yokluk: Hukuki işlemin kurucu unsurlarından birinde var olan eksiklik sonucu ortaya çıkan yaptırım türüdür.
( Resmi nikah memuru karşısında yapılmayan evlilikler)

• Butlan: Hukuki işlemin var olduğu, ancak geçersiz olduğu durumlarda ortaya çıkan yaptırım türüdür.
( ayırtım gücü olmayan kişilerin yaptığı evlilikler)

• Tek Taraflı Bağlamazlık: Hukuki işlemi yapan taraflardan birisinin sözleşme ehliyetinin olmaması durumunda ortaya çıkan yaptırım türüdür.

Hukukun Kaynakları
• Hukukun kaynaklarını üç ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlar; Yazılı Kaynaklar, Yazısız Kaynaklar ve Yardımcı Kaynaklardır.

• 1- Yazılı Kaynaklar: Devletin yetkili makamları tarafından oluşturulmuş hukuk kurallarıdır. Bu kuralların bir diğer adı Mevzuattır. Anayasa, Kanun Hükmünde Kararname, Kanun, Tüzük ve Yönetmelik örnek olarak gösterilebilir.

• Anayasa: Anayasa devletin temel yapısını, yönetim biçimini, devlet organlarının birbirleriyle olan ilişkilerini, kişilerin temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen temel metindir.

• Kanun: Anayasanın yetki verdiği organ tarafından( TBMM ) yazılı bir şekilde oluşturulan, genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarından ibarettir. Kanunlar geriye yürütülemez. Kanunların genel olması demek herkese aynı şekliyle uygulanması demektir.

• Kanun Hükmünde Kararname: TBMM’nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından, belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır. KHK’ler aynı kanunlar gibi resmi gazetede yayımlanır ve yürürlüğe girer. KHK’ler, Kanunlar kadar bağlayıcılık arz eder. KHK çıkarma yetkisi, ülkemizde ilk defa 1961 Anayasasında 1971 yılında yapılan bir değişiklikle ortaya çıkmıştır.

• Tüzük: Tüzük herhangi bir kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla Danıştay’ın incelemesinden geçirilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılırlar. Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve Kanunlar gibi resmi gazetede yayımlanır. Tüzük çıkartma yetkisi Anayasamızca sadece Bakanlar Kuruluna tanınmıştır.

• Yönetmelik: Başbakanlık, Bakanlıklar, Bakanlar Kurulu ve Kamu Tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzel kişilerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkarttıkları yazılı hukuk kurallarıdır.
• 2- Yazısız Kaynaklar: Toplumda uzun yıllar uygulana gelen ve herkesçe kabul gören, bu kurallara uyulmasının mutlak kabul edildiği örf ve adetler, hukukun yazısız kaynaklarını oluşturmaktadır.
• 3- Yardımcı Kaynakları: Bunlarda Yargı içtihatları ve Doktrin ( Bilimsel Görüşler ) olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.


Hukukun kaynakları
Yargı organları, görevleri itibarıyla kararlarını hukuka dayandırırlar. Dolayısıyla kararlarını, hukuka dayanan, hukuktan kaynaklanan, hukukun gerektirdiği kararlar olarak sunarlar. Bu açıdan yargı kararlarına gerekçe olabilen her şey hukuk kaynağıdır. Bununla birlikte hukukun bazı kaynakları, vazgeçilmez ve zorunlu niteliktedir. Yargı organlarının bu kaynakları ihmal etmesi, bizatihi hukuka aykırılık oluşturur. Söz konusu kaynaklar ‘asli kaynaklar’ olarak adlandırılır. Asli kaynaklar öncelikle yazılı hukuk kurallarıdır.

Yazılı hukuk kuralları, anayasa, kanunlar, uluslararası antlaşmalar, kanun hükmünde kararnameler (KHK), tüzükler ve yönetmeliklerdir. Bu kurallar bir hiyerarşi oluşturur. Anayasa, hukuk kurallarının temelinde yer alır. Kanunlar meclis tarafından çıkarılan kurallardır. Usulüne uygun bir şekilde yürürlüğe girmiş uluslararası antlaşmalar kanun hükmündedir. İnsan hakları alanındaki uluslararası antlaşmalar ile kanunlar arasında bir çatışma yaşandığında, uluslararası antlaşmaya öncelik tanınır.
KHK’lar, Bakanlar Kurulu tarafından meclisten alınan yetki kanununa da-yanılarak çıkarılan kanun hükmündeki düzenlemelerdir.

Tüzükler ve yönetmelikler kanunların düzenlediği alanlarda ihtiyaç duyulan daha ayrıntılı düzenlemeleri içerir. Tüzükler Bakanlar Kurulu tarafından Danıştay incelemesinden geçirilmek suretiyle çıkarılır. Yönetmelikler ise Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu kurumları tarafından kanunlara uygun olarak çıkarılır.
Yargı kararları oluşturulurken bazı kaynaklar yardımcı niteliktedir. Bağlayıcı olmadıkları gibi, kararlara gerekçe yapılmamaları mümkündür. Bu kaynaklara ‘tali kaynaklar’ adı verilir. Tali kaynaklar içtihatlar ve bilimsel görüşlerdir. İçtihatlar, mahkemelerin alışılmış uygulamanın dışında karar vermek durumunda kaldıkları ilke niteliğindeki kararlardır. Bilimsel görüşler ise hukukçu bilim insanlarının görüşleridir.

Hukuk sistemleri
Hukuk sistemlerini kabaca dört alt başlıkta kümelendirme eğilimi vardır:

  1. Kıta Avrupası Hukuku,
  2. Anglo-Amerikan Hukuku,
  3. Sosyalist Hukuk
  4. İslam Hukuku…


Kıta Avrupası Hukuku’nu karakterize eden temel özellik onun Roma Hukuku’na dayanıyor olmasıdır. Hukuk tarihi açısından Roma Hukuku, Roma şehrinin kuruluş tarihi olarak kabul edilen MÖ 753 yılından, Doğu Roma İmparatoru Iustinianus’un M.S 565 yılında ölümüne kadar geçen zaman içinde Roma’da ve egemenliği altındaki Akdenizi çevreleyen topraklarda uygulanmış olan hukuktur. Roma Hukuku’nun kavramsal yapısını anlayabilmek için başvurulabilecek kaynak Institutiones’lerdir. Roma’da hukuk okullarında, hukuk eğitimine giriş amacıyla hazırlanmış Institutiones’lerden günümüze intikal etmiş olan büyük hukukçu Gaius’unki, Corpus Iuris Civiliste yer alan InstitutioneSlere de kaynaklık etmiştir. Roma Hukuku’nun Almanya’da geçerli olduğu bölgenin ve zamanın gereklerine göre düzenlenmiş hali olarak Pandekt Hukuku, Cermen Hukukuyla harmanlanmış bir hukuktu.

Böylece Pandekt Hukuku, bir yan-dan Almanya’da Roma Hukukunun benimsenmesi, öte yandan Roma Hukukunun Cermenleşmesi gibi iki işlevli bir süreci ifade eder oldu. Kıta Avrupası hukuk sisteminden farklı olarak İngiliz Hukuku genel kavramlara ve bağlantılı oldukları yasalara değil, örnek olay gruplarına ve bunların konu edinildiği yargı kararlarına dayalıdır. Bir Avrupalı için hukuk deyince zihninde canlanan imge yasa ve yasama etkinliği iken, bir İngiliz için bu yargılama etkinliğidir. Amerikan Hukuku’nda da İngiliz Hukuku’nda da önceki örnek kararların sonrakiler için bağlayıcı olması ilkesi geçerlidir.
Gerek eski sosyalist, gerekse halen sosyalist olan ülkeler anayasalarında sosyalist hukuk başlıca üç temel ilkeye dayandırılmıştır:

  • Sosyalist demokrasi,
  • sosyalist yasallık,
  • demokratik merkeziyetçilik.


Adli yargı, idari yargı ve anayasa yargısı,
Adli yargı olağan ve genel yargı koludur. Adli yargıda mahkemeler üç derecelidir:

  • ilk derece mahkemeleri,
  • bölge adliye mahkemeleri ve
  • Yargıtay.

İlk derece mahkemeleri hukuk mahkeme-leri ve ceza mahkemeleri olarak ikiye ayrılır. İlk derece hukuk mahkemeleri, genel mahkemeler ve özel mahkemeler olarak ikiye ayrılır.

Genel hukuk mahkemeleri;

  • sulh hukuk ve
  • asliye hukukmahkemeleri, özel hukuk mahkemeleri;


  • asliye ticaret mahkemesi,
  • aile mahkemesi,
  • tüketici mahkemesi,
  • icra mahkemesi,
  • iş mahkemesi,
  • fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi,
  • denizcilik ihtisas mahkemesi ve
  • kadastro mahkemesidir.


İlk dere-ce ceza mahkemeleri

  • sulh ceza,
  • asliye ceza ve
  • ağır ceza mahkemeleridir.
  • Özel ceza mahkemeleri ise;


  • çocuk mahkemesi,
  • trafik mahkemesi,
  • fikri ve sınai haklar ceza mahkemesidir.


>Bölge adliye mahkemeleri ilk derece mahkemelerince verilen kararların istinaf incelemesini yapar,

>Yargıtay ise bölge adliye mahkemelerince ve bazı hal-lerde ilk derece mahkemelerince verilen kararların temyiz incelemesini yapar.

İdari yargı kolu da üç derecelidir:

  • İlk derece mahkemeler,
  • idare mahkemeleri ve
  • vergi mahkemeleridir.

İkinci derece mahkemeler bölge idare mahkemeleridir. İdari yargıdaki en üst mahkeme ise Danıştaydır.

> Bölge idare mahkemeleri, ilk derece idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerince tek hâkimle verilen kararlara karşı başvurulan itirazları inceler.

> Danıştay ise, idare mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerince verilen hüküm ve diğer kararların temyiz incelemesini yapar. Danıştay, aynı zamanda, kanun tasarıları, kamu hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin imtiyaz sözleşmeleri hakkında görüş bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idari uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla da görevlidir.

Anayasa yargısında görevli mahkeme Anayasa Mahkemesidir. Anayasa mahkemesinin asli görevi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve diğer bazı yasama işlemlerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir. Bunun yanında Cumhurbaşkanı veya bakanlar ya da yüksek yargı organlarının üyeleri gibi bazı kişileri, görevleri ile ilgili suçlardan dolayı yüce divan sıfatıyla yargılamak; siyasi partilerin kapatılması davaları hakkında karar vermek gibi başka görevleri de vardır.

Diğer yargı kolları askerî idari yargı, askerî ceza yargısı ve uyuşmazlık yargısı olarak üçe ayrılabilir. Askerî idari yargı, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı deneti-mini yapan yargı koludur. Askerî idari yargı tek derecelidir ve bu yargı kolunda Askerî Yüksek İdare Mahkemesince yargılama yapılır. Askerî ceza yargısında, asker kişilerce işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakılır. Ancak asker kişilerce işlenmiş olsa dahi, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, adli yargı kolunda görevli olan mahkemelerde görülür. Askerî ceza yargısındaki ilk derece mahkemeleri, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleridir. Askerî mahkemelerin karar ve hükümlerinin temyiz incelemesi ise Askerî Yargıtay tarafından gerçekleştirilir. Mali yargıda görevli organ ise Sayıştaydır. Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve ayrıca sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla görevlidir.

Uyuşmazlık yargısı ise farklı yargı kolları arasında ortaya çıkan yargı yolu uyuşmazlıklarını gidermek amacıyla teşkil edilen yargı koludur. Adlî, idari ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmekle görevli ve yetkili yüksek yargı merci Uyuşmazlık Mahkemesidir. Ancak, diğer yargı mercileri ile Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin korunabilmesi için kurulan mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşmeci devletlerin sayısına eşit sayıda hâkimden oluşmaktadır. Mahkemede görev alan hâkimler, mahkemeye geldikleri devlet adına değil, kendi adlarına katılırlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin organları Genel Kurul, Komiteler, Daireler ve Büyük Dairedir. Sözleşme ve Eki Protokollerin sözleşmeci devletlerden biri tarafından ihlal edilmesi nedeniyle zarar gören gerçek kişiler, hükümet dışı kuruluşlar ve kişi grupları, Mahkemeye başvurabilirler. Kişiler, Mahkemeye ancak iç hukuk yollarını tükettikten sonra başvurabilirler. Mahkeme, inceleme sonucunda Sözleşme veya Eki Protokollerin ihlal edildiği sonucuna varırsa gerektiğinde hakkaniyete uygun bir tazminata hükmederek başvuruda bulunan tarafın zararlarının giderilmesini sağlar.

Hak nedir?
Hak kavramı, özel hukuk alanının temel kavramıdır. Hak, “hukuk tarafından tanınan, yararlanılması hak sahibinin iradesine bırakılan ve korunmasını isteme hususunda bireyin yetkili sayıldığı menfaatlerdir.”Öğretide objektif hukuk, hukukun toplum yaşamını düzenleyen ve Devlet gücü ile yerine getirilen, hukuki yaptırımla kuvvetlendirilmiş olan kuralların bütününü ifade eden haline denilmektedir. Objektif hukuk, sadece “hukuk” sözcüğü ile ifade edilebilir. Öğretide subjektif hukuk, objektif hukukun kişilere sağladığı yetkileri ifade eden kısmıdır.

Subjektif hukuk için, “hak” sözcüğü kullanılabilir. Hukukta hak sahibi olan varlıklara “kişi (şahıs)” denir. Her hak daima bir hukuk kuralına dayanır. Hukuk kurallarının düzenlemekte olduğu ilişkiler çok çeşitli ve birbirinden farklıdır. Bu nedenle hukuk kurallarının tanıdığı yetkiler olarak nitelendirilen haklar da özleri itibarıyla birbirinden farklı ve çeşitlidir. Haklar doğdukları hukuk kuralının niteliğine göre kamu hakları ve özel haklar olmak üzere ikiye ayrılır.

Kamu hakları ve türleri,
Kamu hakları kamu hukukundan doğan, vatandaşların Devlet’e karşı sahip olduğu haklardır. Bu haklara örnek olarak;

  • kişisel özgürlükler,
  • seçme hakkı,
  • seçilme hakkı,
  • eğitim ve öğretim hakkı,
  • çalışma hakkı,
  • dilekçe hakkı

gibi haklar sayılabilir.

Kamu hakları kendi içinde

  • genel nitelikli kamu hakları ve
  • özel nitelikli kamu hakları

olmak üzere üzere ikiye ayrılır. Kamu haklarından yararlanabilmek için Türk vatandaşı olma zorunludur. Kamu haklarından yararlanmada vatandaşlar açısından eşitlik mevcut değildir.

>Genel nitelikli kamu hakları, kamu kuruluşları ile hukuken bir ilişkiye girilmeksizin, genel olarak kişilere verilen hukuki yetkilerdir. Bunlar,

  • kişisel kamu hakları,
  • sosyal ve ekonomik kamu hakları ve
  • siyasal kamu hakları

olmak üzere üç kategoride toplanmaktadır.

>Kişisel kamu hakları (negatif statü hakları), kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan, kişinin Devlet tarafından aşılamayacak ve dokunulamayacak özel alanının sınırlarını çizen hak ve hürriyetlerdir (kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve korunması vb.).

>Sosyal ve ekonomik kamu hakları (pozitif statü hakları), kişinin toplum hayatı içindeki sosyal ve ekonomik faaliyetleri ile ilgili olan, bireylere Devlet’ten olumlu bir davranış, bir hizmet, bir yardım isteme imkânını tanıyan haklardır (ailenin korunması ve çocuk hakları, eğitim ve öğretim hakkı, çalışma ve sözleşme hürriyeti, sosyal güvenlik hakkı vb.).

>Siyasal kamu hakları (aktif statü hakları), kişinin genelde seçim yolu ile Devlet yönetimine ve siyasal kuruluşlara katılmasını sağlarlar (seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları vb.). Özel nitelikli kamu hakları, belli kişilerin kamu kuruluşları ile olan ilişkilerini düzenlerler.

Medeni Hukuk nedir?
Özel hukukun dallarından en kapsamlısı olan Medeni hukuk, gerçek ya da tüzel kişilerin toplumsal ilişkilerinde ön plana çıkan haklarını inceler. Medeni hukukta esasen insanın doğumla kazandığı haklar dışında, sonradan elde ettiği haklar da düzenlenir. Bu alanın temel kanunları Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunudur. Medeni Kanun, toplam dört kitaptan oluşturulmuştur: Kişiler hukuku, Aile hukuku, Eşya hukuku ve Miras hukuku.

Medeni Kanun kişileri, gerçek ve tüzel kişiler olmak üzere ikiye ayırmıştır. Kişiler hukukunda, önce her insanın hak ehliyeti olduğu belirtilir. Fiil ehliyetine sahip olan kimsenin ise kendi fiilleriyle hak edinebileceği ve borç altına girebileceği belirtilir. Bunun dışında kişiler hukukunda erginlik, hısımlık ilişkileri, ikametgâh, kişiliğin korunması, vb. konular ele alınır. Aile hukuku; evlenme, nişanlanma, batıl olan evlilikler, boşanma, nafaka, mal rejimleri, hısımlık, soybağının kurulması, tanıma ve babalık kararı, evlat edinme, velayet, çocuğun malları, ev yönetimi, vesayet, kayyımlık vb. konularda düzenleme getirir. Miras hukuku, kişinin ölümü sonrasında geride kalan malvarlığı üzerindeki hakları ele alır. Yasal mirasçılar, mirasbırakanın birinci derece mirasçıları olan altsoyu, altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır. Evlatlık ve altsoyunun, evlat edinene mirasçılığı da kan hısmı gibidir. Eşya hukuku, taşınır ve taşınmaz malların üzerindeki hakları konu alır.

Eşya hukukunun temel kavramı mülkiyettir. Mülkiyet hakkına sahip olan kişiye malik denir. Malik, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Taşınmaz mülkiyeti, belki de eşya hukukunun en önemli bölümünü oluşturur. Arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ve kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler, taşınmaz mülkiyetinin konusunu oluşturur. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Eşya hukuku ayrıca, kaynak ve yer altı suları üzerindeki mülkiyet ve irtifak hakkını da konu alır. Taşınır mülkiyetinin konusu ise nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir. Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir. Bir taşınırın zilyetliğini iyi niyetle ve malik olmak üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin maliki olur. Eşya hukukunun en temel bölümlerinden olan sınırlı ayni hakların kapsamına ise irtifak hakkı, intifa hakkı, oturma hakkı, üst hakkı, kaynak hakkı girer.

Borçlar Hukuku
Borçlar hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenler. Borcun kaynağı kural olarak, kanun, sözleşme ya da hukuka aykırı fiil olabilir. Borçlar hukuku bu borç kaynaklarını, yarattıkları sorumluluk türünü ve sonuçlarını düzenler. Borçlar hukukunun temel kaynağı durumundaki Borçlar Kanunu, iki temel bölümden oluşur; ilk bölüm genel hükümler olarak adlandırılmıştır ve hemen her borç ilişkisine uygulanabilen hükümlerden oluşur, ikinci bölüm ise özel hükümler olarak adlandırılmıştır ve çeşitli sözleşme tiplerini ve onlara özgü hükümleri düzenlenmektedir.

Borçlar Kanunu’nda yer verilen sözleşmeler dışında, atipik, karma nitelikli sözleşmeler de borçlar hukukunun düzenleme alanına girmektedir. Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. Borçlar Kanunu’nda düzenlenen genel işlem koşulları, bir sözleşmenin yapılması sırasında sözleşmeyi düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri olarak ifade edilebilir. Temsil, haksız fiilin icra şekli ve sonuçları, sorumluluğun kaynağı olarak kusurlu eylemler ve istisnai nitelik taşıyan kusursuz sorumluluk halleri, sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri, borçların ifası, borç türleri, faiz, temerrüt borçlar hukukunda incelenen temel konulardır. Müteselsil borçluluk, bağlanma ve cayma parası, ceza koşulu, alacak devri, borcun üstlenilmesi, borca katılma, borçlar hukukunun ayrıntılı olarak ele aldığı diğer yapılardır.

İflas Hukuku
İş hukuku, çalışma yaşamına ilişkin kuralları ele alır. İş hukuku; Bireysel İş hukuku, Toplu İş hukuku, Sosyal Güvenlik hukuku gibi alt dallara ayrılır. Bireysel İş hukuku, 4857 sayılı İş Kanunu-nu temel alan bir alandır. İş hukuku, Borçlar Kanunu’nda düzenlenen hizmet sözleşmesini konu alsa da, serbest koşullarda yapıldığında pazarlık şansı olmayan işçinin aleyhine hükümler içermesi muhtemel bir hizmet sözleşmesine müdahale ederek işçiyi korumaya çalışır. Sözleşmenin niteliği, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ve sözleşmenin feshi, İş Kanunu’nda oldukça ayrıntılı düzenlenmiştir. İş Kanunu, hizmet (iş) sözleşmesi ile çalışan her işçiyi kapsamına almaz, sadece İş Kanunu’nun kapsamına giren işçilerle ilgilenir.

İş Kanunu, Borçlar Kanunu ile kıyaslanamayacak düzeyde geniş kapsamlı haklar içerir. İş Kanunu’nun kapsamına girmeyen işçiler, hizmet sözleşmesi ile çalışıyor olsalar da Borçlar Kanunu hükümlerine tâbi olacaklardır. İş güvencesi, sözleşmenin feshi, kıdem, ihbar ve iş güvencesi tazminatları, çıkarılan işçinin işe iade hakkı ve sonuçları, yeni iş arama izni, toplu işçi çıkarma, özürlü ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu, İş hukukunun karakteristik yapılarıdır. İş hukukunda işçinin güvence içinde olabilmesi için ücreti koruyan özel hükümler vardır. İş Kanunu’nun bir bölümü ise, iş sağlığı ve güvenliğine ayrılmıştır, işverene önemli mükellefiyetler getirilmiştir. İş belli düzeyde kamusal kontrole tâbi tutulur.

Toplu iş hukuku ise işçilerin Anayasa’dan kaynaklanan örgütlenme hakkını güvence altına alan Sendikalar Kanunu ile Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ile düzenlenmektedir. Sendikaların kuruluşu, işleyişi ve tasfiyesi, üyelerine sağladıkları haklar, sendikaların kendi iç işleyişindeki sendikal demokrasi, bu sendikaların imzaladıkları toplu iş sözleşmelerinin hukuki yapısı ve getirdiği haklar, toplu iş hukukunun ilgi alanına girer. Sosyal güvenlik hukuku, muhatap aldığı kit-le itibarıyla neredeyse Türkiye’nin kapsamı en geniş hukuk dalıdır denebilir.

Sosyal güvenlik sisteminin temel yasası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’dur. Sosyal güvenlik hukukunda, işçi ve memurlar dışında bağımsız çalışanlar (esnaf, sanatkar, şirket sahibi, …) da kapsama dahildir. Sigorta kollarının sunduğu yardımlar farklıdır; bir kısmı parasal yardım, bir kısmı ise sadece sağlık yardımı verir. Sosyal güvenlik hukuku kapsamında incelenen önemli konular arasında; isteğe bağlı sigortalılık, borçlanmalar, kurumun sigortalılara yapmış olduğu yardımları, bu yardımların yapılmasına neden olanlara rücü hakkı, prim hesabı ve sorumluluğu, sosyal güvenliğin finansmanı, sosyal yardım ve sosyal hizmetler yer almaktadır.

Ticaret Hukuku
Ticaret hukuku bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlemleri, fiilleri konu alır ve ticari işletme, şirketler hukuku, deniz ticareti, kıymetli evrak ve sigorta olmak üzere beş bölümden oluşur. Ticari işletme hukukunda, ticari iş, ticari işletme, tacir kavramları yanında, ticari örf âdet ele alınır. Ticaret Kanunu’nda yer alan hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler, ticari hükümlerdir. Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir. Tacir, bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişidir. Esnaf, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan, geliri çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan, sanat veya ticaretle uğraşan kişidir. Tacir, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüşse, uygun bir ücret ve faiz isteyebilir.

Ticaret sicili, ticaret unvanı ve işletme adı, haksız rekabet, ticari defterler, cari hesap sözleşmesi, acente, ticari mümessil, ticari vekil, ticari işletme hukukunun önemli kavramlarındandır. Ticaret Şirketleri hukuku kapsamında ele alınan şirket, iki veya daha fazla kişinin ortak bir ekonomik amaca erişmek için emek ve sermayelerini bir araya getirmelerini ifade eder. Ticaret Kanunu’nda, kolektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket ise sermaye şirketi olarak belirtilmiştir. Şirketler hukukunda her şirket, kuruluşlarından işleyişlerine, ortaklık yapılarından tasfiyelerine kadar çok ayrıntılı hükümlerle ayrı ayrı ele alınır. Kıymetli evrak hukukunun temel kavramı olan kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez. Ciro, senette var olan bir hakkın, devir veya rehin edilmesi gibi hukuki sonuçlar doğuran bir irade beyanıdır. Nama yazılı senet, belli bir kişinin adına yazılı olup da onun emrine kaydını içermeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evraktır. Hamiline yazılı senet, senet metninden veya şeklinden, hamili kim ise o kişinin hak sahibi sayılacağı anlaşılan kıymetli evraktır.

Kambiyo senetleri (çek, bono, poliçe), kıymetli evrakın en yaygın modelidir. Deniz Ticareti hukukunun ise temel unsurlarından biri gemidir. Ticaret Kanunu’na göre gemi, kendiliğinden hareket etmesi imkânı bulunsun bulunmasın, tahsis edildiği amaç, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan araçtır. Deniz ticaret hukukunda, gemi, kaptan, gemi alacakları, çatma, kurtarma, donatanın, gemi adamlarının kusurundan doğan sorumluluk, geminin kimliği, bayrağı, bağlama limanı gibi konular ele alınır. Türk gemileri için, Denizcilik Müsteşarlığının uygun göreceği yerlerde gemi sicili tutulur. Deniz ticaret hukukunun bir diğer düzenleme alanı donatma iştirakidir. Gemisini menfaat sağlamak amacıyla suda kullanan gemi malikine donatan denir.

Sigorta hukukunda sigorta sözleşmesi ve çeşitli sigorta tipleri incelenir. Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir. Reasürans, sigortacının, sigorta ettiği menfaati, dilediği şartlarla, tekrar sigorta ettirmesine denir.

Devletler Özel Hukuku
Devletler özel hukuku, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlemlerde uygulanacak hukuktur, farklı vatandaşlığa sahip kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerini konu alır. Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular, yetkili yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir. Yabancı hukukun olaya ilişkin hükümlerinin tüm araştırmalara rağmen tespit edilememesi hâlinde, Türk hukuku uygulanır. Uygulanacak yabancı hukukun kanunlar ihtilâfı kurallarının başka bir hukuku yetkili kılması, sadece kişinin hukuku ve aile hukukuna ilişkin ihtilâflarda dikkate alınır. Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir.

Devletler özel hukukunun temel konularından birisi kanunlar ihtilafıdır. Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî hukukuna tâbidir. Devletler Özel hukukunun içeriğine, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tenfizi ve tanınması da dahildir. Vatandaşlık, devletler özel hukukunun bir diğer konusudur ve Vatandaşlık Kanunu’nda düzenlenir. Vatandaşlık Kanunu, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına dair işlemlerin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları belirler. Türk vatandaşlığı, doğumla veya sonradan kazanılır. Bir yabancı, Türk vatandaşlığını kazanmak istiyorsa, kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir.

Devletler özel hukuku kapsamında ayrıca, vatandaşlıktan çıkma, çıkarılma ve vatandaşlığın kaybı, çok vatandaşlık konuları incelenir. Yabancılar hukuku, Devletler Özel hukuku kapsamında ele alınan diğer bir alandır. Yabancılar hukukuna ilişkin temel bir yasa yoktur ancak, Pasaport Kanunu, İskan Kanunu, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, Yabancıların İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun ve bu kişilerin çalışma izinlerine ilişkin mevzuatta yabancıları ilgilendiren hükümlere yer verilmiştir.

Uluslararası Hukuk
Uluslararası hukuk, devletlerin birbirleriyle ve diğer devletler hukuku süjeleriyle olan ilişkilerini düzenleyen hukuk alanıdır. Uluslararası hukukun “hukuk” olma niteliği; milletlerarası üstün bir otoritenin mevcut olmaması, milletlerarası düzeyde, millî düzeydekine benzer bir yasama veya yargı organının bulunmaması ve uygulamada bu hukuk alanında sistemli bir yaptırım düzeninin eksikliği gibi gerekçelerle geçmişte sorgulanmıştır. Uluslararası hukukunun kaynakları arasında uluslararası antlaşmalar başta gelir. Uluslararası antlaşmalar ikili veya çok taraflı olabilir. Uluslararası antlaşmaların iç hukuktaki etkisi çeşitli hukuk sistemlerinde farklı biçimde karşımıza çıkar.

Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminde, uluslararası antlaşmalar kural olarak yasa hükmündedir (Anayasa, m. 90). Bununla birlikte, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Uluslararası hukukun asli kaynakları arasında ayrıca, uluslararası örf ve âdet ile iyiniyet ilkesi gibi genel hukuk ilkeleri ve iyi komşuluk ilişkileri gibi uluslararası hukuka özgü genel ilkeler yer alır. Yargısal kararlar (içtihat) ve doktrin (öğreti) uluslararası hukukun yardımcı kaynaklarındandır.

Devlet; ülke, insan topluluğu ve egemenlik unsurlarından oluşur. Uluslararası örgütler, esas olarak bir kurucu andlaşmaya dayanan ve hukuki kişiliğe sahip örgütlenmelerdir. Birleşmiş Milletler Örgütü ve benzeri uluslararası örgütlere ilişkin meseleler uluslararası hukuk alanında ağırlıklı bir yer tutar. Uluslararası hukuk kişileri arasındaki ilişkiler ve bu çerçevede doğabilecek uluslararası uyuşmazlıkların çözümü de uluslararası hukuk alanının inceleme alanına girer. Deniz, göl, kanal ve akarsuların ve hava ve uzayın uluslararası statüsü de uluslararası hukuk alanı içerisinde ayrıca incelenmektedir.

Anayasa Hukuku
Anayasa bir hukuk sistemindeki en üstün yasadır. 1982 Anayasası’nın 11. maddesine göre: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz.” Yasaların Anayasa’ya uygun olup olmadığını Anayasa Mahkemesi denetler ve Anayasa’ya aykırı yasaları iptal eder. Yasama organı, yürütme organı ve yargı organı Anayasa ile bağlıdır. Anayasa diğer yasalardan daha zor değiştirilir; Anayasaların bazı maddelerinin değiştirilmesi yasaklanabilir, Anayasada değişiklik yapılması için yasama organında yasaları değiştirmek için aranan çoğunluktan daha fazla bir çoğunluk aranabilir veya Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmeleri için halk oylamasına sunulmaları şartı getirilebilir.

Anayasaların çoğunda bir başlangıç bölümü, bazılarında başlangıç bölümünün ardından gelen genel esaslar bölümü bulunur. Çağdaş anayasaların birçoğunda temel hak ve özgürlükler de geniş bir yer tutmaktadır. Negatif statü hakları devlete; dokunmama, karışmama, müdahale etmeme gibi olumsuz anlamda bir görev yükleyen haklardır. Aktif statü hakları; seçme, seçilme, siyasal parti kurma, siyasal partiye üye olma gibi vatandaşların siyasal süreçlere katılmalarını sağlayan haklardır. İsteme hakları bireye devletten bir hizmet ya da edim isteme olanağı tanır. Anayasa devletin temel yapısını da kurar; devletin üç temel organının, yani yasama, yürütme ve yargının kuruluş ve işleyişine ilişkin esaslar Anayasa’da yer alır. Devletin temel organlarından “yasama”, yasa yapma işlevini yerine getirir.

1982 Anayasası’na göre yasama organı 550 milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisidir. “Yürütme” esas olarak yasaları uygulamakla ve yasaların verdiği yetki çerçevesinde ülke yönetimine ilişkin siyasal kararları almakla görevli organdır. 1982 Anayasası iki parçalı bir yürütme organı öngörmektedir: Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu, yani Başbakan ve bakanlar. “Yargı organı”, yöneticilerin ve yönetilenlerin hukuka uygun davranıp davranmadıklarını denetleyen ve eğer bir hukuka aykırılık varsa buna ilişkin yaptırımı tespit eden organdır. 1982 Anayasası’na göre: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” (m. 138).

Anayasa Mahkemesi ve Anayasa yargısı, Anayasa hukuku içerisinde ağırlıklı bir yer tutar. Devletin kendisine yüklenen görevleri yerine getirmesi için kullanması gereken yetkilerin kaynağı da Anayasa’dır. Bugüne kadar Osmanlı Türk Anayasa tarihinde beş anayasa yapılmıştır. Bunlar sırasıyla, 1876; 1921; 1924; 1961; ve 1982 Anayasalarıdır. Osmanlı İmparatorlu-ğunda ilan edilen ilk Anayasa 1876 Kanuni Esasi’dir. 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu, 24 maddeden oluşan çerçeve bir Anayasa’dır. “Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu” ilkesi ilk kez bu Anayasa’da ifade edilmiştir. Ülke vilayetlere, kazalara ve nahiyelere ayrılmış; bunlardan vilayet ve nahiyelere tüzel kişilik ve idari özerklik tanımıştır.

1924 Anayasası’nın “Esas hükümler” bölümünde Türkiye Devletinin cumhuriyet olduğu; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu; TBMM’nin ulusun tek ve gerçek temsilcisi olduğu ve egemenliğini TBMM eliyle kullanacağı belirtilmiştir. 1961 Anayasası, önceki Anayasalarımıza göre daha ayrıntılı ve uzundur, birçok açıdan Anayasa Hukuku’muza yenilikler getirmiştir. Anayasa’nın 2. maddesi cumhuriyetin niteliklerini sıralamıştır; devletin insan haklarına dayanması, aynı zamanda sosyal bir hukuk devleti olması önceki Anayasalarımızda yer almayan ilkelerdir. 1961 Anayasası, geniş ve ayrıntılı bir hak ve özgürlükler listesi sunmaktadır. Hak ve özgürlüklerin kullanımının güçleştirilmesi ya da engellenmesini önleyici güvenceler de getirmiştir.

Sağlık, sosyal güvenlik, sendikal haklar gibi sosyal ve ekonomik haklar ilk kez bu Anayasa’da yer bulmuştur. Siyasal partiler de, bu anayasada “demokratik yaşamın vazgeçilmez unsuru” olarak tanımlanmıştır. Siyasal partilerin mali denetimleri ile gerektiğinde kapatılmaları görevi Anayasa Mahkemesi’ne verilmiştir. 1961 Anayasası 1971 ve 1973 yıllarında önemli değişikliklere uğramıştır. 1982 Anayasası ise temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümlerde aşırı sınırlama sebeplerine yer verilmiş oldukça ayrıntılı bir Anayasa’dır. 1982 Anayasası otorite özgürlük dengesinde otoriteye ağırlık vermiştir. Zaman içinde, özellikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin bölümde kapsamlı birçok değişiklik yapılarak otorite özgürlük dengesinde özgürlüğün ağırlığı arttırılmıştır. 1982 Anayasası’nın dayandığı temel ilkeler “Cumhuriyetin Nitelikleri” başlığı altında 2. maddede sayılmıştır. Buna göre; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

İdare Hukuku
İdare hukuku, idarenin kuruluşuna, yapısına, işleyişine ve idarenin yerine getirdiği işlevin düzenlenmesine ilişkin kuralları içerir. İdare, yürütme organının; Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlar dışında kalan kısmı ile il özel idaresi, belediye, köy, üniversite, TRT, meslek kuruluşları gibi diğer kamu tüzel kişilerini ifade eder. İdare hukukunun konuları arasında idarenin kuruluşu, yani idari teşkilat önemli bir yer tutar. Anayasa’mıza göre “İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.” İdari teşkilata hakim olan temel ilke idarenin bütünlüğü ilkesidir. İdare tek yanlı ve iki yanlı olmak üzere iki tür işlem yapar. Tek yanlı idari işlemler bireysel idari işlemler ve düzenleyici işlemler olmak üzere ikiye ayrılır. İki yanlı idari işlemler ise idari sözleşmelerdir.

İdarenin faaliyetleri açısından temel kavram kamu hizmetidir. Kamu düzenini sağla-maya yönelik kolluk hizmeti idarenin faaliyetleri arasında en önemlilerindendir. İdare kamu görevlileri eliyle ve kamu mallarını kullanarak faaliyetlerini yürütür. İdare tüm faaliyetlerini yürütürken, hukuk devleti ilkesi gereği Anayasa’ya ve yasalara uygun davranmak zorundadır. Anayasa’ya göre: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” İlk derece mahkemeleri (idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri) ve üst derece mahkemelerinden (bölge idare mahkemeleri ve Danıştaydan) oluşan idari yargı, idarenin hukuka uygunluğunu sağlamaktadır.


Ceza Hukuku
Suç olarak tanımlanan davranışlar gerçekleştirildiklerinde toplumsal barışı tehdit ederler. Ceza hukuku, suçları tanımlayan, suçlar için öngörülen yaptırımları ve bu yaptırımların nasıl uygulanacağını gösteren hukuk alanıdır. Ceza hukukunun cezalandırıcı bir işlevi vardır. Ayrıca ceza hukuku, koruyucu işlevi gereği, suçluların cezalandırılmasını sağladığı için başka kişilerin suç işlemesini de engeller. Ceza hukuku, suçları ve yaptırımları gösteren “”maddi” ceza hukukunu ve suçların ortaya çıkarılıp faillerinin yargılanması (ceza muhakemesi hukuku) ve yaptırımların uygulanması (infaz hukuku) ile ilgili konuları içeren “‘şekli” ceza hukukunu içerir.

Ceza normu iki unsurdan oluşur: Emir ve yaptırım. Ceza hukukunda yer alan kanunilik ilkesine göre; yasada açıkça gösterilmeyen bir fiil suç oluşturmaz ve bir suç için ancak yasada belirlenen ceza uygulanabilir. Bu ilkenin sonuçları şöyledir: Örf ve âdet kurallarıyla suç ve ceza yaratılamaz, ceza hukukunda kıyas yasaktır, ceza yasaları açık ve belirli olmalıdır, aleyhte yasalar geriye yürümez.

Vergi Hukuku
Devlet, kamu hizmetini yerine getirebilmek için mali kaynaklara (para ve mallara) ihtiyaç duyar. Mali hukuk, devletin bu mali kaynakları nasıl elde edeceği ve kullanılacağına ilişkin kuralları içerir. Mali hukuk iki altalanı içermektedir:
Devletin gelirlerine ilişkin “gelir hukuku (vergi hukuku)” ve devletin giderlerine ilişkin “gider hukuku (bütçe hukuku)”.
Geniş anlamda vergi hukuku verginin yanında resim, harç ve şerefiye gibi devletin kamu gücüne dayanarak elde ettiği tüm gelirleri kapsarken dar anlamda vergi hukuku yalnız vergilere ilişkin kuralları içerir. Dolayısıyla vergi hukuku, devlet ile vergi mükellefleri arasındaki vergi ilişkisinden kaynaklanan hak ve ödevleri inceleyen hukuk alanıdır.
Vergi hukuku içerisinde incelenen önemli konular; vergi yasalarının uygulanması meselesi, devletin vergilendirme yetkisi ve bunun karşılığında kişilerin vergi ödevi vb.dir. Vergilendirme işlemleri; tarih, tebliğ, tahakkuk ve tahsildir. Bu işlemlerde uyulması gereken süreler, vergi borcunun sona ermesine ilişkin kurallar, vergi hukukunun diğer önemli konularıdır. Ödeme, zaman aşımı, takas, terkin gibi nedenlerle vergi borcu sona ermektedir. Vergi uyuşmazlıkları ve çözüm yolları da vergi hukukunun önemli inceleme konularındandır.



Sınavlarda Hepinize Başarılar Diliyoruz..