Sponsorlu Bağlantılar


ÜNİTE 2: SOSYAL ÇALIŞMANIN TARİHİ
Acar ve Çamur Duyan ‘ın anlatımı ilemesleğin doğuşu Kongar ’a göre sosyal hizmet mesleği iki temel kaynaktandoğmuştur. Birincisi, kapitalist kalkınma yöntemini kullanarak hızla kalkınanülkelerin bu kalkınma sonucunda ortaya çıkan toplumsal yaralarını sarmaçabalarıdır. İkincisi ise, daha soyut ve felsefi planda kalan insancılamaçlardır ki, derinliğine bir çözümleme sonunda bununda birinci noktayagittiği görülmektedir. Bu anlayış çerçevesinde sosyal hizmetin amacı; bir veriolarak ele alınan sosyo-ekonomik yapı içinde bireylerin sorunlarını çözmektirşeklinde ele alınmaktadır.
Çağdaşsosyal çalışma anlayışı ‘modern itenin’ bir ürünüdür. sosyal hizmetleringeliştirilmesinde din adamlarının ve gönüllülerin başlattığı hareketi sosyalçalışma mesleği yavaş yavaş devralmış, bilimsel ve mesleki tabana oturtmuştur.Dolayısıyla dünyada gelişmiş bu hizmetlerin günümüzde genel bir temeli ve niteliğivardır. Sosyal çalışma mesleği Batı’da gelişen bilimlerce çerçevelenmiş;teknolojideki ve sosyal bilimlerdeki muazzam gelişmelerle yönünü inşa etmiştir.Batı toplumlarının ‘eşitlik-özgürlük’ kavramlarının dengeli ve uyumludağıtımında üzerinde çalıştıkları sosyal düzenleniş kategorisi sosyalçalışmanın değerlerinde büyük pay sahibi olmuşlardır.

Sosyalçalışma etiği, ontolojisi, epistemolojisi bu analiz yolunu belirliyor. Bubilimsel yol, sosyal çalışmayı tanımlanabilir kılıyor. Günümüzde toplumsal koşullariçerisinde bireyin değişimine odaklanan sosyal çalışma mesleği, insanıngelişimini hedefler, küresel değişimin insan gereksinimlerini göz önüne almasısosyal çalışma mesleğinin hak mücadelesinde uluslararası alanda ortak bir tavırsergilemesini zorunlu kılmaktadır. Koşar’a göre; sosyal hizmet mesleğiningelişimine, başlangıçtan beri en önemli müracaatçı grubu olan yoksullarındertlerine çare aramak için yapılan çalışmaların büyük katkısı olmuştur. Mesleköncülerinin, yardım amacıyla baştan beri ilgilendikleri en önemli grup yoksullarolmuştur. Yoksullar dışında ilgilendikleri hasta, yaşlı, çocuk, sakat gibigruplar da yoksuldu. Bir başka deyişle yoksulluk bütün yardıma muhtaç grupların‘ortak paydası’ idi. Söz konusu gruplarla uğraşılırken bütün sosyal sorunlarlailgilenme durumunda kalındı. Yoksulun sağlık, barınma, topluma uyumsuzluk,sosyo-kültürel gerilik, cahillik ve becerisizlik gibi sorunlarıyla uğraşırkenneredeyse bütün sosyal sorunların altyapısı hakkında bilgi sahibi olundu.Yoksul bireye yönelik çalışmalarda toplanan verilerin değerlendirilmesi ilemakro düzeyde nedenlere tümevarım yoluyla erişildi; toplum çapında birçok reformhareketinin başlamasında, yapısal değişmelerde, yasal düzenlemelerde mesleköncüleri itici güç oldular. Yoksulluğun nedenleri ve sonuçları hakkındagörüşler edinildi, çözüm için denemeler yapıldı, deneyim sahibi olundu. Buçabalar ile elde edial sorun kategorilerine göre ayrışmasıyla her bir sorununçözümüne yönelik mesleğin hizmet alanı ortaya çıktı. Sosyal çalışlen bilgi vebeceri daha sonraları bilimsel temele oturtuldu ve böylece meslek gelişti.Yapılan çalışmaların zaman içinde sosyal mesleği, insan ilişkilerinde yaşanansorunları çözmek, sosyal değişim ajanı olmak, sorunları çözerkenmüracaatçılarını güçlendirerek insanların refahını artırmak için çalışır.


Sosyalçalışmanın epistemolojik dinamiğini biçimleyen üç temel faktör;
1-meslekleşmeninbaşladığı ve disiplinin temel bulduğu çağın sosyo-ekonomik yapısıdır.
2-doğabilimleri ve sosyal bilimlerdeki gelişmeler sosyal çalışma epistemolojisinibelirleyen ikinci önemli faktör kümesini oluşturmaktadır.
3-çağınsınıflaşma hareketleri, toplumsal hareketlilik, sosyal mücadeleler gibi sosyoekonomikdeğişkenlerdir.

Hermesleğin ve disiplinin ortaya çıkışını sağlayan, onu gereksinim olarak duyumsatanbir takım dinamikler olagelmiştir. Sosyal meslekler için bu dinamiği belirleyenunsurlar; insan-toplum etkileşimidir. Yaşanan sosyal sorunlardır. Ortak aklın,sorunların çözümünde gösterdiği bilimsel çabadır. İnsan-insan, insan-toplum,insan-çevre arasında yaşanan sorunları profesyonel yollarla çözme sürecimeslekleşmenin zemini olmuştur. Bu açılardan bakıldığında sosyal çalışmanıntoplumsal ve insansal anlamda birçok nesnel gereksinime bağlı olarak ortayaçıktığı bilinmektedir.

Bilimve meslek olarak varlığına gereksinim duyulan sosyal çalışmanın (social work) teknolojikgelişmeyi insancıllaştırma ve toplumları sosyalleştirme amacının yanı sırabireylerin gelişmelerine ve toplumun değişen koşullarına uyum sağlamalarınayardımcı olmak, kişilerin refahlarını sağlamak ve sosyal değişmeyi etkilemek,bireyin sosyal işlevselliğini engelleyen tıkanıklıkları açmak, birey-toplumetkileşimini güçlendirmek, sosyal bilinci geliştirmek, insan haklarını güvencealtına almak, toplumsal refah ve kaynakların dağılımını dengelemek gibiamaçları bu gereksinimlerin yaygınlaşması, yoğunlaşmasına bağlı olarakoturmuştur.

SosyalÇalışma uygulamalarında bulunan ilk temsilciler kilise temsilcileridir. 1800’lüyıllar henüz başlamadan, Katolik kilisesinin en önemli hayırsever yardım etkinliğiaktörlerinden 25birisi Fransa’da bulunan Papaz Vincent de Poul’dür. Aristokratkadınlar arasında kurmuş olduğu‘Hayırsever Kadınlar’ adlı dernek ileyoksulların evlerine gidilerek giyecek ve yiyecek dağıtılmakta idi.1633tarihinde hasta ve engellilerin bakımı için hemşirelik mesleğini geliştirmekamacı ile Papaz Vincentdiğer bir dernek kurmuş ve bunun adına ‘HayırseverKızlar’ demiştir. Bu derneğin üyeleri köylü kızları arasından hayır işlerindeçalışmak isteyenler eğitilerek hemşire olmakta idiler. Böylece eğitim görmüş buhemşireler sosyal çalışma mesleğinin öncüleri olmuşlardır. Papaz Vincent’infikirleri sadece Fransa’nın Katolik çevrelerinde değil bütün başkamemleketlerde de ilgi ile takip edilerek uygulanmıştır. Görüyoruz ki, sosyalçalışmanın ilk temsilcileri; sosyal yardım temelli, toplumsal koruma alanındaetkin olan aktörler; hayırseverler/iyilikseverler, din ve toplum önderleriolmuşlardır. Kuşkusuz sağlıkta sosyalleştirme yasasıyla kırsalda kurulan sağlıkevleri ve sağlık ocaklarında çalışan sağlık personelinin meslekietkinliklerinde de sosyal hizmet uygulamalarına örnek teşkil edecek çalışmalararastlamak mümkündür. Mesleğin karakteristik özellikleri iki odakta yoğunlaşançabalarla belirlenmiştir. Bunlardan birincisi sosyal reform, ikincisi ise stresaltında olan birey ve ailelere yapılan yardımlardır. Sosyal reform odağıbirtakım sosyal olanaklardan yoksun ya da özürlü olanların refahlarınıiyileştirme yönünde çeşitli toplumsal çabaların ortaya koyduğu sosyalsorumluluk duygusunun gelişmesini amaçlamıştır. Sosyal çalışmacılar rollerinitoplumun vicdanını uyaran sorunlara dikkat çekmek, bu sorunlardan etkilenenlerisavunmak, ihtiyaçlarının niteliğini kanıtlayacak verileri toplamak ve uygunönleyici ve iyileştirici önlemler almaktan sorumlu elemanlar olarak algılanmışlardır.Sosyal çalışmanın bir meslek olarak sosyal tarihini okuduğumuzda, gördüğümüz şuki; devlet, zamanla hayırsever bireylerin ve gönüllü kuruluşların başaçıkamadığı sorunlarla çok daha düzenli ve kapsamlı ilgilenmeye başlamıştır. Buamaçla özellikle 20. Yüzyıl’da çoğunluk Batı’da olmak üzere, sorun alanlarınahizmet sunan bir teşkilatlanmaya gitmişlerdir. Kurumsallaşma adına Aile veÇocuk Bakanlığı, Sosyal Refah ya da Sosyal Yardım Bakanlıkları gibi bakanlıklarörnek verilebilir.

Sosyalçalışma, endüstriyel toplumda bilimsel olarak üretilmiş sosyal refah, sağlık,eğitim, konut vb.alanları üzerindeki insan bilimleri bilgisini içermekteydidaha başlangıçta. Zamanla insan ve toplum bilgisinin genel yasalarını kavrayıpbir görüş tipolojisi geliştirmeye çalışmıştır. Bu, sosyal hizmetlere olan talepve varolan sosyal olanakların paylaşımının düzenli-dengeli olması ve sosyalrefah hizmetlerinin organizasyonu için gerekli olmuştur. Kısaca, endüstrininyarattığı mesleklerden ve disiplinlerden biridir sosyal çalışma. Süreğenliğindebir dönem her ne kadar dinsel-flantropik güdülere yer vermiş olsa da…. İşte buinsani süreçleri içerikleştiren olgu, Yirminci Yüzyıl’da ancak meslekleşebilmiştir.Sosyal hizmette vurgu 20. yüzyıldan itibaren bireyin yaşadığı koşullar, yanisosyal çevre üzerinde odaklanmıştır. Hayırseverlik (charity) terimi, sosyaldüzensizliğin (disorder) önlenmesi ve insan refahının sağlanması üzerine dahaolumlu bir vurgu yapan hayırseverlik kavramının gelişmesine yol açmıştır.Sosyal hizmet yoksulluk, bağımlılık ve hastalık sorununu çözmek için, bireyinsosyal çevresine doğru keskin bir dönüş yapmıştır. Sanayileşme eksenindegelişen sosyal çalışma, daha çok sanayi toplumlarının mesleği olagelmiştir. Bunedenle her şeyden önce bir toplum ve birey düşüncesine ulaşılması için temelhak ve özgürlükler, halkın egemenliği ve siyasal demokrasi kavramlarının doğupgelişmesi gerekmiştir. Ancak bu tür gelişmelerden sonra bireyi koruyucu vegeliştirici önlemler alma görevini yüklenen sosyal politika uygulamalarına vesosyal devlet düşüncesine gelinmiştir. Aslında sosyal çalışma mesleği, sosyalrefah kurumunun işlevsellik kazanmasının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır.Sosyal refaha ilişkin ilk sosyal düzenlemeler 1601’de İngiltere’de Kraliçe I.Elizabeth zamanında çıkarılan ‘Yoksullar Yasası’ ile gerçekleştirilmiştir

Sosyalçalışma mesleği, sanayi zemini üzerinde üçayak üzerine oturmuştur. Bu ayaklar,insan hakları, toplumsal değişim ve mesleksel bilgidir. Bu üçayak üzerinde,meslek, becerisini, konuşturur; deneyimini dillendirir. İnsandan alır; insanaverir. Kendisini, a) bu –değişken yapıya göre, b) ulaşmak istediği amaca göresürekli, yeniden biçimlendirir. c) Bunları yaptıkça meslekleşir, dizgeleşir,disiplinleşir. Bunları yaptıkça toplumda işlevleşir, vazgeçilmezleşir,yaygınlaşır; aranır olur. Genel olarak sosyal çalışma iki temel kaynaktandoğmuştur. Bunlardan biri kapitalist kalkınma yöntemini kullanarak hızlakalkınan ülkelerin, bu kalkınma sonucu ortaya çıkan toplumsal yaralarını sarmaçabalarıdır. Öteki kaynak ise daha soyut ve felsefi planda kalan insancılamaçlardır ki, derinliğine bir çözümleme sonunda bunun da birinci kaynağa kadargittiğini göstermektedir. İkinci temel kaynak en belirleyici yönleriyle Doğutoplumlarıyla özdeştir. Batı toplumları bu benzer süreci büyük sosyal acılararağmen aşabilmişlerdir. Cılga’ya göre ise; sosyal çalışma düşüncesi,insanlığın ve toplumun tarihsel gelişim sürecinde, sanayi devriminindevingenliği içinde eleştirisel aklın, üretken, yaratıcı insan çabasının vebilimsel gelişmenin sonucudur. Sosyal çalışma düşüncesi bireyin ve toplumunmutluluğunu ve özgürlüğünü temel alır. Belirli bir toplumun tarihsel toplumsalkoşulları ile entelektüel koşulları insan ve toplum düşüncesinin oluşumunu ve gelişiminibelirler.18. Yüzyıl’da Osmanlılarda sosyal kurumlaşmalar daha bir kurumsallıkkazanıyor. İlkken 18. Yüzyıl’da sosyal yardım amaçlı vergi toplanmayabaşlanıyor. Emiroğlu’na göre, Osmanlılar döneminde sosyal hizmetler 19.Yüzyıl’a kadar vakıf kuruluşları tarafından veriliyordu. Bu konuda hizmet verenkamu kuruluşları ve hayır kurumları 19. Yüzyıl’da kurulmaya başlanmıştır. Bukuruluşlar diğer ihtiyaç gruplarının yanında yaşlılara da hizmetgötürüyorlardı. Bunlar arasında 1868 yılında kurulan Kızılay Derneği ve 1895yılında kurulan Darülaceze, Osmanlılar döneminde kurulup günümüze kadar yaşayankurumlardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde özellikle, II. Abdülhamit dönemi,sosyal hizmet alanında kurumsallaşmanın başlangıç izlerini taşır. Darülaceze,1899 yılında Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi; toplumsal korumaya muhtaç kadın veçocuklara sosyal hizmet verirken, Darül hayr-ı Âli de 1902’de korunmaya muhtaççocuklar için sosyal hizmet vermeye başlamıştır.1923 yılında Cumhuriyetinkurulmasıyla mevcut sosyal hizmetler çağın ve Cumhuriyet düzeninin gerektiği hukukve örgütlenme düzeni içinde alınmağa başlanmıştır (Tomanbay, 1991, 209-212).Toplumumuzda, sosyal yardım düşüncesinin devlet görevleri arasına alınmasıkuşkusuz Cumhuriyet dönemiyle gerçekleşmiştir. Cumhuriyet döneminin sosyalkurumlarından söz ederken 23 Nisan 1920 tarihinin üzerinde önemle durulmasıgerekir. Gazi Mustafa Kemal’in Başkanlığında Türkiye Büyük Millet Meclisininkurulduğu bu tarihi, yepyeni bir devlet ve yepyeni bir sosyal politikaanlayışının gerçek başlangıcı olarak kaydetmek zorundayız. Atatürk’ün laikdevlet ve çağdaş uygarlık felsefesine uygun olarak, Cumhuriyet dönemininekonomik ve sosyal politikasına altyapı oluşturan yasal reformlar 1926’danitibaren Medeni Kanun ve Ticaret Kanunu, Türk Ceza Kanunu gibi yasalarınkabulünde de görüldüğü gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal politikadageleneksel İslam kurumları yerine, Batı uygarlığının çağdaş düşünce tarzınıbenimsemesini ve uygulamasını kolaylaştırmıştır.

Dahasonraki yıllarda ülkemizde sosyal hizmetlerin bilimsel yaklaşımlarla elealınması 1959 yılında yayımlanan 7355 Sayılı Sosyal Hizmetler Enstitüsükurulmasına dair kanun ile söz konusu olmuştur.1960’da çıkarılan bir yasa ileSağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde kurulan Sosyal Hizmetler GenelMüdürlüğü ve bu genel müdürlüğün il düzeyindeki sağlık ve sosyal yardım müdürlükleribünyesinde yer alan sosyal hizmet birimleri uzun yıllar ülkede sosyalhizmetlerin uygulanmasından sorumlu kuruluş olarak görevini yerine getirmiştir.Bu yapı içinde yer alan hizmetlerde 1965 yılından itibaren sosyal çalışmacılargörev almaya başlamışlardır. 1982 yılında 2828 sayılı yasayla Sosyal Hizmet veÇocuk Esirgeme Kurumu’nun kurulmasıyla sosyal hizmetler daha çağdaş biryaklaşımla ele alınmıştır. Sosyal yardımlar baştan beri Türk toplumsalyaşamında önemli bir yer tutuyor. Cengiz Han’ın koyduğu yasanın 31.maddesiyoksulları ve yaşlıları korumayı buyuruyor, aykırı eylemleri ölümlecezalandırıyor (12. Yy.).Aynı yüzyılda Halep ve Şam Atabeki Mahmut Zengi’ninçıkardığı bir emirname de çocukların koruması üzerine… Türk tarihindeçocukların korunmasıyla ilgili alınan ilk resmi ve düzenli önlemlere ilkMüslüman Şii kavimlerden İlhanlılar’da, Gazan Mahmut Han zamanında (1271-1304) rastlanıyor.Korunmaya muhtaç çocukların korunması ve bakımı için kurumlar açılıyor.Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması ile başlayan çağla birlikte insanıkorumaya yönelik yasal ve kurumsal önlemler Anadolu’ya taşınıyor. Selçuklulardasosyal hizmetler daha yaygın bir örgütlülük kazanıyor. Dinsel vakıflarörgütlenmeye başlıyor. 4. Yüzyıl’dan başlayarak Anadolu’da düşkünlere,yaşlılara, hastalara, yolculara, öksüz ve yetimlere, öğrencilere yapılandinsel, geleneksel temelli sosyal yardımların sürekliliği bu işlerle ilgilikimi kurumların geliştirilmesiyle sağlanmağa başlandı. Çeşitli hayır vakıflarınıngelirleriyle halk mutfakları, şifahaneler, hanlar, kervansaraylar,imarethaneler, yetim evleri kuruldu, finanse edildi. Sosyal çalışmaeğitiminin gelişimi için tek örgüt olan ve dünyanın her yerinde Sosyal ÇalışmaBölümünün tarihsel gelişimini anımsayalım: Siyasal Bilgiler Fakültesi çıkışlıEmre Kongar sosyoloji eğitimi görmek için gittiği ABD’de yeni bir meslekle veonun eğitim modeliyle tanışmıştır. Bu meslek İngilizce adıyla ‘Social Work’,eğitimi ‘Social Work Education’dır. 1966 yılında Amerika Michigan Üniversitesindeülkesi için yepyeni olan bu mesleğin yüksek lisans eğitimini alarak Türkiye’yedönmüştür. Türkiye’ye döndüğü yıl akademik yaşama başladığı yer HacettepeÜniversitesi’dir. Bu sırada Hacettepe Tıp Fakültesi’ni Hacettepe Üniversitesinedönüştürmek isteyen ve bu amaçla Sosyal Bilimleri kurmaya çalışan Prof. Dr.İhsan Doğramacı ile Prof. Dr. Nusret Fişek aracılığıyla tanışmış ve Doğramacıtarafından Sosyal Çalışma Yüksekokulunu kurmakla görevlendirilmiştir. Bugörevle, Rektörlüğe bağlı olarak‘SosyalÇalışma Yüksekokulu’nu kurmuştur.1967-1968 öğrenim dönemindekurduğu bu yüksekokulun ilk müdürü olarak göreve başladığı zaman 27yaşındaydı.Bu yüksek öğrenim kurumu, yukarıda anılan ‘Sosyal Hizmetler Akademisi’nden sonraTürkiye’nin ikinci, üniversite çatısı altında kurulan Türkiye’nin ilk sosyalçalışmacı yetiştiren yükseköğrenim kurumudur. 1971-1972’de Sosyal ÇalışmaBölümü Sosyoloji Bölümü ile bütünleştirildi; altprogram oldu. 1974-1975 öğretimdöneminde Bölüm Hacettepe Üniversitesinin o tarihlerde yeni oluşturulan Beytepeyerleşkesine taşındı. Daha bağımsız bir konum kazandı ve Kongar bu bölümeyeniden öğretim görevlisi olarak atandı. 1971’de 12 Mart asker müdahalesininardından bölüm başkanlığından uzaklaştı. Sonraki yıllarda istihdamsıkıntılarının önünü almak için Bölümün adı Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler(department for social work and social services) olarak genişletildi. 12 Eylülsonrasında kurulan YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) kararıyla bu bölüm kapatıldı veöğretim elemanları ve öğrencileri Sosyal Hizmetler Akademisine aktarıldılar.Kongar’ın Bölüm’ü üniversite çatısı altında disipliner ve mesleksel biçemolarak Akademi’den farklıydı. Toplum ve toplumbilim ağırlıklıydı. SosyalHizmetler Akademisi birey ağırlıklıydı ve sosyal çalışma eğitiminin baş sözcüsüolarak kabul edilen Uluslar arası Sosyal Hizmet Okulları Birliği ise (IASSW;Inernational Association of Schools of Work) 1928 yılında kurulmuştur. 90’danfazla ülkede 1800'ü aşkın sosyal çalışma okuluna ulaşmaktadır. Türkiye de buörgütün üyeleri arasındadır.