Sponsorlu Bağlantılar


Açıköğretim Türkiye'nin Toplumsal Yapısı Dersi 5.Ünite Ders Notları

Türkiye Ekonomisinin Kurumsal Yapısı ve Dönüşümü

Ekonomi, Yunanca aslı iki sözcükten oluşan bileşik bir isimdir (oikonomia; oikos=ev ve nomos = idare) ve anlamı ev idaresidir. Kelime ile büyük bir aile olan şehir devletinin ihtiyaçlarını karşılayacak faaliyetler tasvir edilmektedir. Ekonominin kurumları; mal ve hizmet üreten, dağıtan ve satın alan ve bu birimlerin kararlarını etkileyen birimlerin oluşturduğu ağdır.
Kapitalizm; üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bu araçların onlara sahip olmayan işçi sınıfı tarafından işletilmesine dayanan toplumsal yapıdır. Kapitalizmde kâr elde etmek için özel girişimciler tarafından üretilen mal ve hizmetler, serbest piyasada alınıp satılmaktadır.
İktisadi hayatta düzeni sağlayan ve hangi malların, kimler tarafından, kimler için, ne miktarlarda üretileceği gibi temel ekonomik sorunları çözümleyen bir görünmez el (serbest fiyat) mekanizması vardır.
Kurumsal iktisat ekolü neoklasik iktisatın soyut varsayımlarına karşı çıkarak, iktisadi olayların ve faaliyetlerin analizinde sosyal, politik, tarihsel ve psikolojik yapıları da dikkate alır. Alman Tarihçi Okul’un görüşlerini temel alan ekolde, her dönem ve her toplum için geçerli olan doğal (mutlak) iktisat kanunları bulunmamaktadır. Bu nedenle mülkiyet, piyasa gibi kurumsal yapılar da değişmektedir.
Yeni Kurumsal İktisat ekonomik düzenin sağlanması için kural ve kurumların önemine işaret eden çeşitli iktisat okullarının ortak adıdır. Oliver Williamson, Friedrich August von Hayek ve Ronald Coase bu ekolün en önemli isimleri arasındadır.
Karma ekonomi, ekonomik faaliyetlerde hem devletin hem de özel teşebbüsün birlikte yer aldığı ekonomik sistemi ifade etmektedir
İthal ikameci sanayileşme: Bir malın yurt dışından ithal edilmesi yerine yurt içinde üretilmesini öngören, böylece döviz tasarrufu sağlayan sanayileşme stratejisidir.
İhracata yönelik sanayileşme: Ülkenin iç üretim için kullanabileceği kaynaklar ihracat amacıyla yapılacak üretime yönlendirilir. Ulusal malların dış ülkelerde rekabetine önem verilerek karşılaştırmalı üstünlükler esas alınmaktadır.
1970’ten sonra IMF ve Dünya Bankası ülkelerin orta ve uzun vadede ekonomik büyümelerinin önündeki en büyük engel serbest piyasa güçlerine dayanmayan ekonomik yapılarıdır. Bu nedenle izlenecek yapısal uyum programı sayesinde, kamu harcamaları azaltılmalı, devletin ekonomik hayattan çekilmeli, mal, hizmet ve sermaye hareketlerin önündeki engellerin kaldırılmalı böylece ülkelerin dünya ekonomisi ile bütünleşmesi sağlanmalıdır.
Dış piyasaların da desteklediği bu “yapısal uyum programı”nın hedefi piyasa ekonomisi yaratmaktır. Kullandığı iktisat politikası araçları da neo-liberal politikalar olarak bilinir.
Gümrük Birliği gerçekleştiren ülkeler arasında gümrük vergisi gibi ticarete konulan her türlü kısıtlamalar kaldırılır ve ulusal piyasalar birleştirilir. Gümrük birliğine taraf ülkeler, birlik dışındaki ülkelere karşı ortak ticaret politikası yürütür.
Bütçe, hükûmetlerin kamu kaynaklarının toplanması ve harcamaların yapılması için ulusal egemenliği temsil eden parlamentodan aldığı bir yetkidir; bu bağlamda toplum ile siyasi iktidar arasında kaynakların kullanımı konusunda yapılan bir sözleşme olarak görülebilir.
Kalkınma planı, bir ülkenin belirli bir dönem için sahip olduğu kaynakları etkin bir şekilde kullanmak amacıyla hazırladığı belgelerdir. Ülkemizde hızlı ve dengeli bir kalkınmayı gerçekleştirmek amacıyla hazırlanan Beş Yıllık Kalkınma Planları, kamu için emredici, özel sektör için özendirici ve yol gösterici bir nitelik taşımakta, yıllık programlar aracılığı ile kamu yatırımlarını belirlemektedir.
2011 yılından itibaren eski DPT’nin tüm görevleri Kalkınma Bakanlığı tarafından üstlenilmiştir. Bu idari düzenlemeye rağmen DPT’nin Türkiye ekonomisinin gelişiminde oynadığı rolün büyüklüğü göz önünde bulundurularak konu Devlet Planlama Teşkilatı olarak başlıklandırılmıştır.
Bir ekonomide kurumsal yapının ne gibi fonksiyonları vardır? Bir ekonominin kurumsal yapısı kurallar, uygulama mekanizmaları ve organizasyonlardan oluşur. Kurumsal yapı ekonomide uygulanan politikaları ve bireylerin davranış biçimlerini etkiler. Sağlam kurumsal yapı, politikaların ve bürokratların kural dışı faaliyetlerini sınırlar ve engel olur. Politikalar ulaşılmak istenen amaçlar ve ulaşılacak sonuçları belirler. Kurumsal yapı ise bu sonuçlara nasıl ulaşılacağının kurallarını belirler. Serbest piyasa ekonomisi içinde kurumsal yapı:
• Piyasa koşulları, mallar ve piyasaya katılanlar hakkında gerekli bilgileri sağlar,
• Mülkiyet haklarını ve sözleşmeleri tanımlar ve kuvvetlendirir,
• Rekabetin piyasalarda olması gereken düzeyde olmasını sağlar.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda nasıl bir ekonomik sistem benimsenmiştir? Cumhuriyet’in ilk yıllarında izlenen temel ekonomi politikası, özel girişimci eliyle serbest piyasa koşullarında sanayileşmeyi hedeflemiştir. Ancak özel girişimcinin yetersiz olduğu birçok alanda devlet ekonomiye müdahale ederek bizzat üretim sürecinde yer almıştır.
İhracata yönelik sanayileşme stratejisi nedir? İhracata yönelik sanayileşme stratejisinde ülkenin iç üretim için kullanabileceği kaynaklar ihracat amacıyla yapılacak üretime yönlendirilir. Bu strateji doğal olarak serbest bir dış ticaret rejimini gerektirir.
Hazine Müsteşarlığının temel görevleri nelerdir? Devletin tüm mallarının sahibi ve devlet adına borçlanabilenkurum hazinedir. Dolayısıyla devletin mal varlığını temsil eder. Devletin nakit akışını düzenler, parasının tutulduğu kasa ve ödemelerinin yapıldığı veznedir. Yine hazine, bir ülkenin ulusal parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesinde ve bu değişimin yöntemlerinin belirlenmesinde kural koyucu ve uygulayıcıdır. Ülkede dolaşımda bulunan madeni paranın basılması yetkisi de hazineye aittir.
Ülkemizde Beş Yıllık Kalkınma Planları neden hazırlanmaktadır? Türkiye demokratik planlama mekanizmasını benimsemiştir. Kalkınma Planları hazırlanırken toplumun çeşitli kesimlerinin ekonomik ve sosyal politikalar ve hedefler konusundaki görüş ve istekleri değerlendirilir. Ardından Kalkınma Planı TBMM’de yasalaşır ve böylece kamunun ekonomik kurumları için zorunlu öncelikler, hedefler ve yatırım planları ortaya çıkar. Bu planlar özel sektöre yol gösterici olmakta, kamunun nasıl bir ekonomi politikası izleyeceği, özel sektörü nasıl destekleyeceğini görebilmektedir.
Ülkemizde etkin olan özel sektör kuruluşları hangileridir? Ülkemizde sıkça tanık olduğumuz özel sektör kurumları arasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu sayılabilir.

ÖZET
Ekonomi kurumunu tanımlamak.
İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek için besine, giysilere, ayakkabılara, konuta vb. maddi varlıklara ihtiyaç duyarlar. Bu varlıkları üretebilmek için ise çalışmak zorundadırlar. Bu nedenle toplumsal varlığın ve gelişmenin kökeninde mal ve hizmet üretimi yatmaktadır. Üretilen mal ve hizmetlerin üretim süreci, değişimi ve paylaşımı ise toplumdaki “üretim ilişkilerini” oluşturmaktadır. Marx’a göre ilkel toplum, kölecilik, feodalizm, kapitalizm ve sosyalizm insanlığın farklı üretim ilişkilerine dayanarak kurduğu toplumsal-ekonomik sistemlerdir. Toplumdaki mal ve hizmetlerin üretim ve bölüşümünün nasıl olması gerektiğine ilişkin uyumlu düşünce ve değerler toplamına “ekonomik sistem” adı verilmektedir. Toplumdaki mevcut üretim ilişkileri ise dayandığı temel kuralları koruyacak ve sistemin varlığını devam ettirecek kurumsal yapıları oluştururlar. Ekonomi de bir toplumdaki kurumlardan birini oluşturmaktadır. Bir ekonominin kurumsal yapısı kurallar, uygulama mekanizmaları ve organizasyonlardan oluşur. Kurumsal yapı ekonomide uygulanan politikaları ve bireylerin davranış biçimlerini etkiler. Sağlam kurumsal yapı, politikaların ve bürokratların kural dışı faaliyetlerini sınırlar ve engel olur. Politikalar ulaşılmak istenen amaçlar ve ulaşılacak sonuçları belirler. Kurumsal yapı ise bu sonuçlara nasıl ulaşılacağının kuralları nı belirler. Serbest piyasa ekonomisi içinde kurumsal yapı:
• Piyasa koşulları, mallar ve piyasaya katılanlar hakkında gerekli bilgileri sağlar,
• Mülkiyet haklarını ve sözleşmeleri tanımlar ve kuvvetlendirir,
• Rekabetin piyasalarda olması gereken düzeyde olmasını sağlar.
Serbest piyasa ekonomisi ve ekonominin kurumsal yapısı ilişkisini açıklamak.
Kapitalist sistem içinde ekonomik birimler (işletmeler ve bireyler) piyasada (pazar) karşılaşarak ekonomik faaliyete ilişkin kararlarını verirler. Teorik olarak hiçbir müdahalenin olmadığı ve tarafların eksiksiz bilgiye sahip oldukları varsayıldığından piyasada mal ve hizmetlerin fiyatı arz ve talebin dengesi sonucunda oluşur. Burada birey“homo economicus” olarak varsayılır. Bu varsayım bireyini mallar, piyasalar ve diğer ekonomik konularda tam bilgiye sahip olduğunu kabul etmektedir. Buna ilave olarak, homo economicus tüketicilerin faydalarını ve üreticilerin ise kârlarını maksimize edeceğini öngörmektedir. Bu birey, karşılaştığı seçenekler arasında mutlaka değerlendirme yaparak seçim yapar her zaman çoğu aza tercih eder ve yaptığı tercihlerde tutarlıdır. Günümüzde hâkim olan iktisat anlayışına göre bu tanım, sadece piyasa toplumlarının anlaşılmasını bir zorunluluk olarak görmektedir.Serbest piyasayı esas alan Yeni Kurumsal İktisatçılar, birey davranışlarının güçlü bir kurumsal yapının olması hâlinde etkinliğe kavuşacağını savunmuşlardır. Bu düşünceye göre servetin asıl kaynağı piyasadır. Güçlü bir kurumsal yapı iyi ve etkin işleyen piyasaya olanak sağlayacaktır. Günümüz küreselleşme süreci içinde “karşılıklı bağımlılık” sonucunda ulusal piyasalar, uluslar arası ekonomik entegrasyonlar (bütünleşmeler), bölgesel ekonomik işbirlikleri, çok uluslu şirketler ve hükümet dışı örgütler aracılığıyla birbirine bağlanmaktadır. Bu süreci inşa eden, kurallarını uygulayan ve yeniden üreten yapılar da uluslar arası ekonomik örgütler olmuştur. Küreselleşme sürecinde oluşan bu ağda kurumsal yapı da değişmektedir. Rekabetçi piyasalar, ulus devleti de değişerek rekabetçi devlete dönüşmeye zorlamaktadır.
Türkiye ekonomisinde yapısal değişimi açıklamak.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında izlenen temel ekonomi politikası, özel girişimci eliyle serbest piyasa koşullarında sanayileşmeyi hedeşemiştir. Buna rağmen özel girişimcinin yetersiz olduğu birçok alanda devlet ekonomiye müdahale ederek bizzat üretim sürecinde yer almıştır. Böylece devlet yatırımcı işletmeci ve denetleyici olarak ekonomik kurumsal yapıda büyük ölçüde egemen olmuştur. Uluslararası piyasalarda rekabet edebilir düzeye gelinceye kadar yurt içi üretimin dış ticaret politikaları ve çeşitli parasal ve mali araçlarla korunmasını amaçlayan ithal ikameci strateji izlenmiştir. Türkiye ekonomisi gerek kendi iç dinamiklerinden gerekse dünya ekonomisinde boy gösteren dinamiklerden etkilenerek birçok değişim geçirmiştir. Dünya ekonomisinde küreselleşmenin ve rekabetin arttığı, mal ve hizmet ticareti ile sermaye hareketliliğinin hız kazandığı bir dünyada, Türkiye ekonomisi de kurumlarıyla bu değişime uyum sağlamıştır. Türkiye için temel değişim dönemi 24 Ocak 1980 tarihli istikrar politikası kararları ile uygulamaya konulan ihracata dayalı sanayileşme stratejisi ile başlamıştır. Devletin düzenleyici olarak rol aldığı, ihracatı destekleyen bir büyüme modeli üzerine kurgulanmıştır. Dünya mal piyasalarıyla bütünleşebilmek mali piyasaların da serbestleştirilmesini ve uluslararası finans merkezleriyle bütünleşmeyi beraberinde getirmiştir.
Türkiye’de ekonomi politikasına yön veren kamu ve özel sektör kuruluşlarını tanımak.
Türkiye’de kamu kesimi denildiğinde merkezi yönetim birimleri, sosyal güvenlik kuruluşları ve yerel yönetimler anlaşılmaktadır. Merkezî yönetim birimleri (yasama, yürütme ve yargı), merkezî yönetime bağlı özerk bütçeli birimler (üniversiteler gibi) ile düzenleyici ve denetleyici kurumlardan (RTÜK, BDDK, TMSF vb.) oluşmaktadır. Genel yönetim kuruluşlarının diğer iki kategorisi sosyal güvenlik kurumları ve yerel yönetimlerdir. Bunların dışında bir mal veya hizmet üretmek amacıyla kurulmuş Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT)’ni de kattığımızda toplam kamu kesimi tanımına ulaşırız.
Ekonomi politikası açısından bakıldığında yürütme organı (hükümet ve bakanlıklar) ve yardımcı kuruluşlar olarak niteleyebileceğimiz anayasal kuruluşlardan oluşmaktadır. Bu kuruluşlar Merkez Bankası Başkanlığı, Hazine, Gümrük,Dış Ticaret ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlıklarıdır. Türkiye’de çalışma hayatı ile ilgili iki temel kuruluş Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığıdır. Bunların dışında kamunun tekel olduğu hassas sektörleri rekabete açan, denetleyen ve düzenleyen kurumlardan oluşan yeni bir idari yapılanma modeli kurulmuştur. IMF ve Dünya Bankasının kamu kesiminin yeniden yapılandırılmasına (yönetişim) yönelik beklentileri ve teşvikleri kapsamında tüm sektörlere yayılmaya başlamıştır. Sermaye piyasası, bankacılık, enerji, şeker, tütün, telekomünikasyon alanlarında faaliyet gösteren denetleyici ve düzenleyici kurumlar bulunmaktadır.
Serbest piyasa ekonomisi içinde sermaye sahipleri, girişimciler, esnaf ve zanaatkâr, geçimini tarımdan sağlayanlar, memurlar, işçiler ve diğer tüm çıkar grupları örgütlenerek karar alma süreçlerini, siyaseti kendi lehlerine olacak şekilde etkilemeye çalışmaktadır. Çünkü izlenecek politikalar sonuçta bir grubun yaratılan ulusal gelirden aldığı payı etkileyecektir. Her grup da ulusal gelirden daha çok pay almak isteyecektir. Ülkemizde sıkça ismini duyduğumuz özel sektör temsilcilerinin yer aldığı kuruluşlar arasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu sayılabilir.
Türkiye ekonomisinin piyasa temelli yeniden yapı lanma süreci ile kuruluşların bu süreçteki rollerini değerlendirmek.
Günümüzde birçok alanda faaliyet gösteren denetleyici ve düzenleyici kurullar -bağımsız kurullar ilk olarak ABD’de bazı piyasaları kamu yararına düzenlemek amacıyla kurulmuştur. Siyaset ve siyasetçiden bağımsız ancak faaliyet gösterdikleri sektörde adeta yasama, yürütme ve yargı yetkileriyle donatılmışlardır. Yönetişim yaklaşımı çerçevesinde kamuya ait olan güç ve yetkinin piyasa güçlerine açılmasına yardımcı olan yapılardır. Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında dışa açılma politikaları çerçevesinde kamunun ekonomik faaliyetler içindeki yeri dünya ekonomisindeki trendlere uygun bir şekilde yeniden tanımlanmıştır. Öncelikle kamu mal ve hizmet üretiminden çekilmiş, mevcut işletmeler özelleştirmeler yoluyla özel sektöre devredilmiştir. Özellikle 1999 yılından itibaren IMF ve Dünya Bankası gözetiminde başta bankacılık olmak üzere, enerji, iletişim, şeker, tütün ve alkollü içecekler gibi kamunun ağırlıklı olarak yer aldığı piyasalarda denetleyici ve düzenleyici kurullar oluşturulmuştur. Böylece bu piyasalar siyasetin etkisinden uzaklaştırılarak, serbest piyasa koşullarında yeniden yapılandırılmıştır.