Sponsorlu Bağlantılar


KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ 1.2.3.4.5.6. ÜNİTELER

DİKKAT BÖLÜMLERİ :


Kültür, insanın kendi varlığı üzerine düşünebilme, doğayı kendi varlığını anlamlandırma yönünde dönüştürebilme becerisinin sonunda ortaya çıkan bir simge üretme etkinliğidir

Kent yaşamı, düzenli tarım, istikrarlı ticaret ve sanayi gibi belli bir yerde sabit kalmayı gerektiren üretim ilişkilerine bağlıdır.

Her türlü eylem, insanın kendi üzerinde düşünmesi sırasında, kendi ölümlülüğünü anladığında bu durumuna direnme çabasıdır.

Modern düşünce, doğayı hesaplanabilir birimlere ayırıp kategorileştirmeyi, kapitalizm aracılığıyla da bunları, mümkün olduğu kadar piyasada ticarete konu olabilir nesnelere (metâlar) dönüştürme iddiasını içerir

İnsanın benzerleriyle etkileşim içinde olmayı arzulaması, modern bir olgu değildir; tersine her türlü mit, efsane, destan, masal, belli biçimler altında ve kültürel özelliklere göre değişiklik göstererek, bu temel insanlık durumunu ortaya koymak için oluşturulmuş anlatılardır.

Evrenin ve varlığın belli bir şekilde açıklanması, aslında, o topluluğu oluşturan bireylerin üretim ilişkilerine dair ipuçlarını da barındırır.

Belli bir kültürel özellik, üzerine inşa edildiği açıklama şemaları doğrultusunda anlam kazanır.

Değerler sayesinde, toplumun bireyleri, doğrudan iletişime gerek kalmadan eylemlerin anlamlarını üretir, algılar, paylaşır ve yeniden üretirler.

Kültür, hiç değişmeyen sabit bir alan değil; hatta tam tersine, değerlerin sürekli değişmesi sonucu yeni yapıların ortaya çıktığı bir süreçtir.

Çağdaş enformasyon toplumunda neredeyse sadece teknik nesnelere indirgenmiş olan teknoloji kavramı, aslında, araç-gereçten ziyade, onları ortaya çıkaran bilgi, algı, tasavvur, üretim, değerler bağlamının tamamıdır.

Kültür, somutlaşmış nesne ve kullanımlar düzeyinde kalmaz; bu üretimlerin soyut temsillerini de içerir.

Dil, sadece işlevsel olarak çalışan bir olgu değildir; aynı zamanda iletişimsel süreçte yeni anlamlar üretilmesini, mevcut kavram ve ifadelerin, hatta kimi zaman kuralların değişkenlik kazanmasına yola açan etkileşimlerin oluşmasını sağlayan bir düşünsel zemindir.
Kültürün, on sekizinci yüzyılda, toplumsal değer ve davranış biçimlerini ifade eden “toplumsal”a dair bir anlama kavuşmasında Aydınlanma düşüncesinin önemi büyüktür
İnsan türünün en özel ve eşsiz niteliği dünyayı kavramsallaştırma ve bunu simgelerle ilerletme yeteneğidir. Antropologlar bu yeteneğe kısaca kültür adını verir.

Boas ve öğrencileri için, etnik-merkezcilik ve ırkçılıkla savaşmak antropoloji disiplinin temel misyonudur.

Kültürel evrimci ve Marksist kuramlar arasında bâriz bir benzerlik vardır. Her ikisi de Tylor ve Morgan’daki ortak vurgulardan beslenir
Gelenek sadece geçmişle değil, bugün ve gelecekle ilgili bir olgudur.

Birkaç kuşak boyunca tekrar eden her olgu mutlaka gelenek olmayacağı gibi, kuşaklar boyunca tekrar etmeyen bir davranış da gelenek olabilir.

Toplumların uzun bir geçmişe dayandığını sandığı ve gelenek olarak gördüğü pek çok pratik aslında görece olarak yakın dönemlere ait “icatlar”dır.

Geleneksel olarak adlandırılan tüm pratikler aslında modern olarak düşünülen uygulamalarla iç içedir.
Kültür terimi çok farklı anlamlara sahiptir. Burada onun toplumu, bilgiyi oluşturan anla- mı ele alınmaktadır
Bilgi türleri içerisinde, sağduyu bilgisiyle gündelik bilgiyi birbirine karıştırmamak gerekir. Sağduyu bilgisi iç his ile belirlenirken gündelik bilgi, dış algı ve tecrübelerimize dayanır.




KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ SIRA SİZDE

ÜNİTE 1


SIRA SİZDE 1 :
İnsanın, ölümlü olduğunu bilmesine karşın ölümsüz kalma arzusunu nasıl açıklayabiliriz?

Sıra Sizde 1
Her ne kadar insan ölümlü bir canlı olduğunu bilse de, bütün yaşamını ölümsüz kalma yönündeki etkinliklere ayırır. Daha doğrusu, her eylemini ölümsüzlük arayışına yönlendirir. Bunun nedeni, öncelikle insanın kendi varoluşu üzerinde düşünebiliyor olmasıdır. Diğer bir deyişle, insan, kendisine dışarıdan bir gözle bakabilir; kendi varoluşunu, sanki bir başkasının bilinci ve bakışıyla değerlendiriyormuşçasına gözlemleyebilir. Bunun sonucunda, bir yandan kendi varlığının farkında olmanın ayrıcalığını yaşar (hayvandan ayrışma bu noktada gerçekleşir), diğer yandan ölümlü olduğu gerçeğini bilinciyle idrak eder. Bunun üzerine, insan her eylemine bir anlam katarak, simge üretir; benzerleriyle simge de ğişiminde bulunur. Bu etkileşimsel ortamdan toplumsal ilişki doğar. Birikerek giden simge değiş-tokuşu, sanatı, bilimi ve diğer insan etkinliklerini doğurarak insanlık belleğini, kültürü besler



SIRA SİZDE 2 : Değerler, bir toplumun yapılanan unsurlarıysalar, değişme olgusunu nasıl açıklayabiliriz?

Sıra Sizde 2
Toplumsal değerler sadece kalıcı ve değişmeyen unsurları oluşturmazlar; aynı zamanda değişmeye olan ihtiyacı da yine aynı toplumsal değerler harekete geçirir.Zira değerler, toplumsal yaşamın düzenlenişine ilişkindirler; bu nedenle, değişen tarihsel, ekonomik koşullar karşısında yeni uyma davranış ve biçimleri, köklerini, o toplumdaki geçerli ölçülerden almak zorundadırlar. Değerler, temelde doğru-yanlış, iyi-kötü, âdil-âdil olmayan ayrımlarını yapmamıza olanak sağlayan, üzerinde belli bir toplumsal uzlaşma olan ölçülerdir.Değerleri sabit, kültürü değişmez kabul etmek, bizatihi kültür kavramının doğasına aykırıdır. O nedenle kültürün temel bileşenlerinden biri olan değerler, hem kalıcı ve muhafazakâr özellikler arz eder, hem değişme ihtiyacının algılandığı, çözümlendiği yenileşme hareketlerini barındırır. Kültür, bu nedenle sabit bir olgu değildir; bazı temellere dayansa da bunlar, zaman içinde sürekli değişmeye açıktırlar.


SIRA SİZDE 3 : Günümüzde teknolojinin, diğer kültür bileşenleri arasında daha ağırlıklı bir konuma yerleşmesi neye bağlanabilir?

Sıra Sizde 3
Teknoloji, kültürü oluşturan temel unsurlardan biridir.İnsanın simge üretmek amacıyla doğayı dönüştürme çabasında kullandığı bütün araçlar ve bunlara dair bilgi, teknoloji başlığı altında toplanabilir. Ancak teknoloji, sadece araçsal bir özellikte biçimlenmez; tersine, çağının tarihsel özelliklerini, toplumsal-ekonomik yapılarını, kısacası bütün bir zihniyet dünyasının izdüşümünü içerir. Böyle bakıldığında teknoloji ideolojik bir olgudur. Günümüzde kapitalizm, temel kazancını (artı-değer) sanayi ürünlerinden ziyade finans hareketlerinden sağlamaktadır. Sanal değerlerin küresel ölçekte dolaşımının esas olduğu finans kapitalizmi, bu amacını gerçekleştirmek için, öncelikle enformasyon dolaşımını kolaylaştıracak, üstelik hızla yenilenecek araçlara ve bilgiye ihtiyaç duyar. Teknoloji, bu nedenle, hiç olmadığı kadar önem kazanmıştır. Bu teknoloji-temelli dünya algılayışı, teknolojiyi, kültürün bir işlevi olarak değil, kendinde bir değer olarak kavramsallaştırır. Böylece teknoloji, sadece teknik bir olguymuş, ideolojik bir boyut içermiyormuş gibi görünür. Bununla birlikte toplumsal yaşamın her alanına doğallaşarak sızar.




KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ SIRA SİZDE

ÜNİTE 02


Kültürün, on sekizinci yüzyılda, toplumsal değer ve davranış biçimlerini ifade eden “toplumsal”a dair bir anlama kavuşmasında Aydınlanma düşüncesinin önemi büyüktür.
İnsan türünün en özel ve eşsiz niteliği dünyayı kavramsallaştırma ve bunu simgelerle ilerletme yeteneğidir. Antropologlar bu yeteneğe kısaca kültür adını verir.
Boas ve öğrencileri için, etnik-merkezcilik ve ırkçılıkla savaşmak antropoloji disiplinin temel misyonudur.
Kültürel evrimci ve Marksist kuramlar arasında bâriz bir benzerlik vardır. Her ikisi de Tylor ve Morgan’daki ortak vurgulardan beslenir.

SIRA SİZDE 1 : Kültürün yüksek kültür ile özdeşleştirilmesi neden kimi yaklaşımlar tarafından seçkincilik olarak değerlendirilmektedir?

Sıra Sizde 1

Kültürün yüksek kültür ile özdeşleştirilmesi kimi yaklaşımlar tarafından seçkincilik olarak değerlendirilmektedir. Çünkü kültürün sadece yüksek kültür olarak görülmesi, “estetik mükemmellik” ile özdeşleştirilen entelektüel ve sanatsal etkinlikler dışındaki kültürel biçimleri gerçek (yüksek) kültürün içine almaması, ya da onları “aşağı kültür” (ya da popüler kültür) olarak yaftalamasıyla sonuçlanır. Söz konusu dar ve estetik tanım dışındaki kültürel pratiklerin bir kültürel tabakalaşma ya da kültürel hiyerarşi oluşturacak şekilde “aşağı” olarak küçümsenmesi, bu bakış açısının “seçkinci” olarak görülmesine neden olmaktadır.

SIRA SİZDE 2 : Irkçılıkla da yakın ilişkili olan etnik-merkezcilik tuzağına düşmemek için nasıl bir düşünce egzersizi gerekecektir?

Sıra Sizde 2
Sadece sosyolojik düşüncenin değil, aynı zamanda insani bakış açısının “olmazsa olmaz”ı empati ile yaklaş- tığımızda hem kendi kültürümüzün tesadüfiliğini fark ederiz, hem de başka kültürlere, o kültür içinde yaşa- yan insanlara karşı çok daha serinkanlı ve sağduyulu bir şekilde yaklaşırız. “Ben burada değil, orada doğmuş olsaydım”, “bu dine değil o dine mensup olsaydım” şeklindeki düşünce egzersizleri, o ana kadar ötekileştirdiğimiz ve aşağıladığımız kültüre karşı empatiyle, daha farklı bir şekilde yaklaşmamıza neden olacaktır. Kendi kültürümüz biçim için ne kadar anlamlı ve değerliyse, başka kültürlerin de onun üyeleri için o kadar değerli ve anlamlı olduğunu böylece kolaylıkla fark edebiliriz.

SIRA SİZDE 3 : Din ve Kültür arasında nasıl bir ilişki vardır? Dinin kültür üzerinde nasıl bir etkisinden söz edilebilir?

Sıra Sizde 3

Dinin önemli bir rol oynamadığı hiçbir kültür yoktur. Bazı antropologlar dini varoluşu anlamlı ve anlaşılabilir kılacak bir inançlar, ayinler ve/veya anlamlar sistemi olarak tanımlamışlardır. Din bir anlam sitemi olarak toplumun olduğu kadar kültürün de temel bir bileşenidir. Örneğin Geertz, dini, kültürün özü olarak ele alır. Ona göre, din, bir kültürel sistemdir ama aynı zamanda kültürün ayrıcalıklı bir boyutudur. Gerçekten de oluşmasında ve devamında dinin önemli bir rol oynamadığı hiçbir kültür yoktur. Ancak hiçbir kültür sadece dine dayandırılamaz, fakat din tarafından farklı biçimlerde ve derecelerde biçimlendirilebilir. Günümüzde de din bütün toplumlarda/kültürlerde farklı düzeylerde rol oynamaktadır.




KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ - SIRA SİZDE

ÜNİTE 03


SIRA SİZDE 1 :Sosyolojik düşünce tarihinde, hangi yaklaşımlar kültürü, toplumun öğelerini bir arada tutan bir unsur olarak ele almıştır?

Sıra Sizde 1

Sosyolojide, işlevselci ve yapısalcı yaklaşımlar, kültürü bir sistem olarak değerlendirerek, toplumsal öğeleri bir arada tutan bir motif olarak ele alınmakta ve toplumsal öğelerin karşılıklı ilişkilerinin dengesi olarak ele alarak bütüncü görüşü temsil etmektedir. Sosyolojinin kurucuları arasında yer alan Emile Durkheim, bir toplumda kültüre işaret eden ortak değerler, düşünceler, ahlâki bilinç ve duygusal yaşamdan söz ederek işlevselciliğin temsilcilerinden olurken, sistemler teorisi üzerinden ilerleyen Talcott Parsons ve Robert Merton yapısalcı yaklaşımla kültürü bütünleştirici öğelerin bir unsuru olarak görmektedir. Öte yandan, dramaturjik yaklaşım oyun metaforu üzerinden toplumu bir araya getiren etmenleri açıklarken, gösterge bilimsel yaklaşım da dilin ve kültürün yapısı arasında paralellikler kurar

SIRA SİZDE 2 :Pierre Bourdieu’nün habitus kavramıyla ne anlatılmak istenildiğini tartışınız

Sıra Sizde 2
Habitus kavramı, belirli bir dünya görüşüne işaret eden, bireyin sahip olduğu eğilimler ile yapılanmış yapılar üzerine inşa edilen, tercihler, beğeniler, zevkler ve yetenekleri kapsayan “yaşam tarzı”nı ifade etmektedir. Habitus kavramında ekonomik ve sosyal sermayeden daha belirleyici yere sahip kültür sermayesi kavramı ise, müzik, edebiyat, tiyatro gibi güzel sanatlara ilişkin yetenek, kapasite, teknik bilgi düzeyi ile bu alandaki beğeni ve tercihlerin toplamına işaret eden, aynı zamanda, kültürel beğeni anlamında iyi ve kötüyü ayırt edebilme düzeyini ifade etmektedir.

SIRA SİZDE 3:Tüketim kültürü kavramıyla ifade edilmek istenen nedir?

Sıra Sizde 3
Tüketim Kültürü, kültürü metâlaştırarak kâr amacı güderek pazara sunulması ve kitle iletişim araçları ile büyük ölçüde medya tarafından kültür ürünlerinin dağıtımını gerçekleştirerek en yüksek sayıda kişiye ulaşmasını ifade ederken, bu ürünlerin, bireylerin kimliklerini belirlemede ve toplumsal tabakalaşmada konumlanmalarını görünürde sağlayan bir sisteme işaret etmektedir




KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ - SIRA SİZDE

ÜNİTE 04

SIRA SİZDE 1 :Ulus-devlet oluşumu sürecinde kültür olgusunun, ideolojik açıdan nasıl kullanıldığını açıklayınız

Sıra Sizde 1
Özellikle 2.Dünya Savaşı sonrasına denk gelen 20. yüz- yıl dünya siyasi tarihinde, ulus-devletler, birlik duygusunu sağlayabilmek için, coğrafi sınırlar, belirli bir kara parçası üzerinde, bayrak ve dil birliği gibi simgesel birleştirici öğeler çerçevesinde, homojen bir halk yapısıyla tanımlanarak, ortak kültür söylemine dayalı bir ideoloji üzerine kurulmuşlardır. Ancak bu ortak kültür söylemi, ortak davranış düzenleme ve temsilleriyle oluşturulmuş ideolojik yapılardır. Ulus-devletlerde kültürel doku, hâkim ulusa göre kurulmuştur. Toplumsal örgütlenme farklılıklar üzerine yapılandırılmadığından, kurumsal işleyişlerde ayrımcılık içeren uygulamalar görülebilmektedir. Kültürel bütünleşmeden başlayıp, kültürel homojenleşme ile asimilasyon ve dışlama tehlikesine doğru evrilen bilinç inşası bağlamında, ulus-devletlerin belirli bir coğrafya üzerinde birbirine sorunsuzca eklemlenmiş bir halkı temsil ettiği ön kabulü, ideolojik anlamda saşırtırıcı ve indirgeyici üniter niteliğini ortaya koymaktadır.

SIRA SİZDE 2 :Postmodern düşünce çerçevesinde, kültür olgusunun ideolojik kullanımlarındaki çoğulcu yapıyı inceleyiniz

Sıra Sizde 2

Modernizm, kültürün ideolojik kullanımları açısından, her türlü sınıf ve ulus sınırları bağlamında ulaşılması gerekli hedeferle çevrili ideolojiler bütünü ifade etmektedir. Ancak, modernizmin vaat ettiği ilerleme fikrine olan inanç sarsılmaya başlanıp yetersiz geldiği anlaşıldığı noktada, postmodernizm, özellikle Batı uygarlığı ve modernizmin yarattığı sanayileşme, ilerleme, ulus- devlet, kesinlik, birlik, evrensel ahlâk görüşlerini eleştirir. Postmodernizm, evrensel bütünlük yerine, her türlü çoğulculuk ve yerellikten yana olduğundan, postmodern yaklaşımlar çerçevesinde, her şey bir yorum, dolayısıyla bir öznellik olarak değerlendirilmektedir.
Postmodernizm, ideoloji olarak, sentez ve bütünleşme yerine, sorgulayıcı ve kuşkucu tavır ile parçalanma ve süreksizliği benimser. Dolayısıyla, postmodern yaklaşım, rasyonalizm, pozitivizm gibi düşünsel anlamda ve liberalizm, kapitalizm gibi siyasal anlamda üst-anlatı niteliğindeki bütün ideolojilere karşıdır.

SIRA SİZDE 3 :Küresel ve yerel kültürlerin ideolojik açıdan karşılaşmasını değerlendiriniz

Sıra Sizde 3
Küreselleşme tartışmalarında, kültür kavramı çoğunlukla, sosyal ve kültürel açılımların yayılmasında kullanılan ideolojik oluşumlar çerçevesinde incelenmektedir. Bu oluşumların, dünya çapında, unsurların bütünleşmesi yönünde oluşu ve bu bütünlüğün tek tip bir kültüre doğru evrilmesi tehlikesiyle birlikte, küreselliğin kapsayıcılığı içinde köklere ve yerele önem verme ve saygı duyma durumu ortaya çıkmıştır. Bu noktada, kimlik, kültür ve ideolojilerin sorgulandığı eksende, küresel kültür ile yerel kültürün etkileşimini ifade eden, Türkçe’de küyerel olarak ifade edebileceğimiz glokalizasyon kavramı, değişme, yayılım, melezlik, ulusaşırılık, kültürlerarasılık gibi küreselleşmenin de ötesine geçen ideoloji motişeri üzerinden yükselip küresel ve yerelin bir karışımını ve harmanını ifade etmektedir. Bu karşılaşma, küresel olmadan yerel olamayacağı, aynı şekilde yerel olmadan da küresel olanın var olamayacağına dikkat çekmektedir

SIRA SİZDE 4 :Kültür endüstrisi kavramının, kitle kültürü ideolojisiyle tüketim toplumu yaratma yetisini açıklayınız

Sıra Sizde 4
Kitle kültürü ideolojisine getirilen en erken eleştiriye, Frankfurt Okulu düşünürlerinin Neo-Marksist disiplinlerarası eleştirel kuramları ile kültürü ideolojik bir mücadele alanı olarak ele alan bakış açılarında rastlamak mümkündür. Okulun önde gelen iki ismi Theodor Adorno ve Marx Horkheimer tarafından yazına kazandırılmış olan kültür endüstrisi kavramı, kültürel ürün üretimi ve dağıtımı yapan medya şirketlerini kapsamakta ve kitlesel iletişim ağlarının eleştirisini hedef almaktadır. Bu endüstride kaydedilmiş ve çoğaltılmış olarak bulunan sinema, müzik vb. kültürel ürünler, kültürün yeniden üretimini ideolojik olarak yukarıdan aşağıya gerçekleştirmektedir. Bu anlamda, topluma dayattığı metâ fetişizmi ile bireyleri sahte-ihtiyaçlarını doyurma çabasına itmektedir. Dolayısıyla, ihtiyaçlarının ne olduğu ve bunların nasıl giderileceğinin gösterildiği düzen içindeki birey, daha çok şeye sahip olmak için, daha çok şey satın almak yoluyla sahte-ihtiyaçlarını doyurmak için koşullandırılmaktadır. Bu söylemler de tüketim toplumunun oluşmasına yol açmakta, popüler kültürün mekanizmaları aracılığıyla yaygınlığa erişmektedir.





KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ SIRA SİZDE

ÜNİTE 5


SIRA SİZDE 1 :Sosyolojide bir kavramın tek ve nihai tanımının olmaması bilimsellik açısından bir sorun veya eksiklik midir

Sıra Sizde 1
Genel olarak sosyal bilimlerde ve özel olarak da sosyolojide bilgi üretmenin önemli bir yönünü, bir takım kavramlar üzerinde düşünme ve o kavramların geliştirilmesi etkinliği oluşturur. Bu tür bir bilgi üretme süreci, aynı zamanda kavramların gerek gündelik hayatta gerekse ayrı bilim dallarınca kullanımlarının eleştirel değerlendirmesini içerir. Bu nedenle amaçlanılan, bir kavram hakkında kesin ve nihai tanımlara oluşmak değil, tersine onlar hakkında sosyolojik bir düşünme becerisini kazanmaktır. Nitekim bir sosyoloji, antropoloji ya da felsefe sözlüğüne baktığımızda, tek bir tanımın yerine, kavrama ilişkin farklı tanım ve tartışmalar görürüz. Bu nedenle sosyolojide bir kavramın tek ve nihai tanımının olmaması bilimsellik açısından bir sorun veya eksiklik değildir.

SIRA SİZDE 2 :Gelenek ve modern karşıtlığı nasıl aşılabilir?

Sıra Sizde 2
Gelenek kavramının tarihine baktığımızda, onun modern döneme ait bir kavram olduğunu görebiliriz. Giderek modernle karşıtlık içinde kullanılması modern sosyal bilimlerin kuruluşu süreciyle paralellik gösterir. Bu karşıtlığın tarihsel olarak oluşturulduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle de gelenek ve modern kavramlarına ve bu kavramların atfedildiği toplum tiplerine (geleneksel ve modern toplumlar) ilişkin belli genellemelere varabilsek de gündelik yaşamımızdaki pek çok pratikte, çeşitli toplumsal ilişkiler ve meslek ve zanaat alanlarında bu karşıtlığı bozucu örnekleri gözlemleyebiliriz. Sosyoloji açısından gelenek ve modern karşıtlığının aşılması çabası, çeşitli bilgi alanlarını daha görünür ve daha fazla bilgi üretmeyi mümkün kıldığı gibi, bu kavramların kendisini de daha fazla işlevsel kılar ve güçlendirir.

SIRA SİZDE 3 :Sosyolojinin konusu ve ilgi alanı modern toplumlar mıdır? Eğer öyleyse bugün modern toplumlarda geleneklerin incelenmesi sosyolojinin temel konularından birimidir

Sıra Sizde 3
Modern sosyal bilimlerin kuruluşu sürecinde sosyolojinin konusu ve ilgi alanı modern toplumlar olarak görülse de günümüzde sosyolojinin inceleme konusu sadece modern toplumlar değildir. Günümüzde antropoloji gibi sosyoloji de farklı toplumlarda, pek çok konuyu kendine inceleme alanı olarak seçebilmektedir. Bu nedenle de modern toplumlarda geleneklerin incelenmesi konusu antropolojinin yanı sıra sosyolojinin de temel konularındandır.



KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ SIRA SİZDE

ÜNİTE 06


SIRA SİZDE 1 :Platon’a göre bugün kullandığımız gündelik bilgi, sanatsal bilgi, teknik bilgi, bilimsel bilgi ve felsefi bilgi gibi bilgi türleri gerçek bilgi kabul edilebilir mi?

Sıra Sizde 1
Platon’un bölünmüş çizgi teorisi gözönüne getirildiğinde, öncelikle gerçek bilgi (episteme) ve sanı(doxa) ayrımı yaptığını görürüz. Bugün kullandığımız bu bilgi türlerinden de yalnızca bilimsel bilgi ve felsefi bilgiyi episteme olarak ele aldığını söyleyebiliriz. Zira matematiksel bilgiye dayanan bilimsel bilgi Platon’a göre muhakeme yetisine, felsefi bilgiyse diyalektik faaliyete dayalı olarak idealar âleminde yer alır ve gerçek bilgiyi oluştururlar. Oysa gündelik bilgi tahminler düzeyinde, sanatsal ve teknik bilgiyse inanca dayalı kalarak görünüşler dünyasında yer alır ve sadece sanı olarak ele alınabilirler.

SIRA SİZDE 2 :On dokuzuncu yüzyıldan itibaren değişen bilgi anlayışını göz önünde bulundurduğunuzda bilgiyle toplum arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız?

Sıra Sizde 2
Bilgi daha önce, toplumdan, kişiden bağımsız sadece akıl sahibi öznenin nesneyle kurduğu ilişki arasındaki ilişki olarak tanımlanırken, on sekizinci yüzyıldan itibaren toplumun, kültürün içinden tanımlanmaya başlanmıştır. Bazı bilgi türleri yine evrensel olarak kabul edilirken bazı bilgi türleri, o toplumun, kültürün birer katmanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Mannheim’in vurguladığı gibi bilgiyi anlamak için onu oluşturan sosyal koşulları da incelemek gerekir.

SIRA SİZDE 3 :Kültür tek başına tanımlanıp, bilginin oluşum sürecinde etkide bulunabilir mi?

Sıra Sizde 3
Kültür tek başına tanımlanabilecek bir kavram, bir olgu değildir. Zira kültür gerek varlıksal gerekse toplumsal gerçeklik olarak çok katmanlı, çok öğeli bir olgudur. Bu katmanları, tıpkı bir apartman gibi düşünebiliriz. Üst katların alt katlar olmaksızın ayakta duramayacağı gibi, kültür de maddi, ruhsal, toplumsal katmanlarıyla birer bütün olarak bilginin oluşum sürecine katkıda bulunur.
SIRA SİZDE 4 :Gündelik bilgiye sahip olmanın önemini, yaşamınızdan örnek vererek, açıklamaya çalışınız

Sıra Sizde 4
Biliyoruz ki gündelik bilgi sayesinde insanlar nasıl hareket edileceğini, yaşamın güçlüklerinden nasıl kurtulacaklarını öğrenirler. Örneğin; bulutlu bir havanın yağmurun habercisi olduğunu bilmeyen bir çiftçi ürününü koruyamaz. Gündelik bilgi tecrübeye dayalı olduğu için, insanı zorluklardan kurtarır. Tecrübeyle öğrenilen bir şeyde hata yapma riski azalır

SIRA SİZDE 5 :Toplum tiplerine göre bilgi türlerinin derecelerinin neden değiştiğini ve bu değişimin neyin göstergesi olduğunu tartışınız

Sıra Sizde 5
Bilgi kronolojik olarak derecelendirilebildiği gibi, toplumsal olarak da derecelendirilebilir. Zira her bilgi türü toplumdan topluma önemli ya da önemsiz olarak kabul edilebilir. Bunun nedeni de bilgiden fayda
beklenmesidir. Bu düşünce ilk olarak sofistlerde ortaya çıkmıştır. Sofistlere göre bilgi pratik amaca hizmet etmelidir. Bu anlamda hangi bilgi o toplumda daha çok işe yararsa o kadar önemlidir. Örneğin; İtalya’da sanatsal bilgi ön plandayken, İngiltere’de politik bilgi daha önemli olabilir. Bütün bunlar bilginin toplumsal olarak tanımlanması gerektiğini, yani bilginin değişen anlamını ön plana çıkartır.




Sınavlarda Hepinize Başarılar Diliyoruz..