Sponsorlu Bağlantılar


Aöf Finansal Yönetim 2 Dersi 7.Ünite Ders Notları


Finansal Krizler ve İşletme Başarısızlıkları

Risk ve belirsizliğin hakim olduğu bir ortamda faaliyet göstermek durumunda kalan işletmeler zaman zaman çeşitli
güçlüklerle karşılaşabilirler. Bu güçlüklerin nedeni genelde işletmecilik kurallarının etkin bir şekilde uygulanamaması
olmakla birlikte zaman zaman ülke ekonomilerinde meydana gelen ekonomik krizler de işletmelerin çeşitli zorluklar
yaşamalarına neden olabilmektedir. Ekonomik krizler, en genel şekliyle reel sektör krizleri ve finansal krizler şeklinde
ikiye ayrılabilir ve bu krizler birbirini tetikleyebilir.

KRİZ KAVRAMI
Kriz beklenmedik bir sosyal, ekonomik veya psikolojik gelişme karşısında normal işleyişin bozulması ve karşılaşılan
sorunun halledilmesinde, mevcut çözüm yollarının yetersiz kalması sonucu ortaya çıkan durumları ifade etmektedir.
Kriz, riskin ve belirsizliğin bir derecesidir. İşletmeler açısından kriz; “sonucu tehlikeli olabilen, bir işletmenin hedeflerini
tehdit eden, derhal tepki gösterilmesini gerektiren, iyi bir planlama ve yönetim ile fırsatlara dönüştürülebilecek, gerilim
yaratan sıkıntılı bir durumdur”. Bu tanımdan hareketle krizin temel özellikleri aşağıdaki şekilde belirtilebilir:
• Kriz durumunun öngörülememesi,
• İşletmenin öngörme ve önleme mekanizmalarının yetersiz kalması,
• İşletmenin amaç ve varlığını tehdit etmesi,
• Üstesinden gelinmesi için atılması gereken adımların kararlaştırılması konusunda yeterli bilgi ve zamanın
bulunmaması,
• Acil tepki verilmesini gerektirmesi,
• Karar alıcılarda sıkıntı yaratması,
• Korku ve paniğe yol açması,
• Yetkiyi merkezileştirmesi,

Ekonomik Kriz: Aniden ve beklenmedik bir şekilde meydana gelen ve makro açıdan ülke ekonomisini, mikro açıdan
ise işletmeleri ciddi anlamda sarsacak sonuçlar ortaya çıkması anlamına gelmektedir.
Finansal Kriz: Para, sermaye ve mal piyasalarında meydana gelen aşırı fiyat dalgalanmalarıdır.
Ahlaki Risk: Finansal işlem meydana geldikten sonra ortaya çıkan bir asimetrik bilgi probleminden kaynaklanır.
Asimetrik bilgi, bir tarafın diğerine göre daha iyi veya daha fazla bilgi sahibi olduğu durumdur. Bu durum, alım satım
işlemlerinde güç dengesizliğine neden olarak ters seçime neden olur.
Sistemik Risk: Bir finansal kurumda beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan büyük bir şokun Finansal sistemde yer
alan diğer Finansal kurumlara yayılması ve domino etkisi yaratarak ekonominin önemli bir kesimini olumsuz yönde
etkilemesidir.
Finansal krizlerin nedenleri; ekonomik istikrarsızlıklar, politik müdahaleler, Finansal gözetim ve denetim faaliyetinin
yetersiz kalması, kötü yönetim ve kötü aktif kalitesi, yüksek operasyon maliyetleri, mevduat sigortası ile buna bağlı
olarak ortaya çıkan ahlaki risk ve ters seçim olarak sıralanabilir. Bunların yanında döviz kuru, enflasyon, faiz
oranındaki ani değişmeler, yabancı yatırımcıların kriz anında hızla ülkeyi terk etmesi muhasebe ve raporlamanın şeffaf
olarak yapılmaması, yetersiz sermaye yapısı, gayrimenkul Fiyatlarındaki aşırı hareketler de krizlerin diğer nedenleri
olarak sayılabilir.

DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE YAŞANAN FİNANSAL KRİZLER

Avrupa Döviz Kuru Mekanizması Krizi
1979 yılında üye ülkeler arasında enflasyon oranlarını yakınlaştırmak ve bir parasal istikrar çerçevesini oluşturmak
amacı ile temeli döviz kuru mekanizması dayanan Avrupa Para Sistemi (EMS) hayata geçirilmiştir. 1987’nin başından
itibaren döviz kurları, faiz oranları ve enflasyon oranları arasındaki farklılıkların hızla azaldığı yedi EMS üye ülkesi
(Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Danimarka, Lüksenburg ve İtalya), 1988 yılında, paralarını “ayarlanabilir sabit
kur sistemi” ile Alman Markına (DM) bağlamıştır. 1989 yılında İspanya, 1990 yılında İngiltere ve 1992 yılında Portekiz
sisteme dahil olmuştur. Döviz kuru istikrarının süreceğine olan inanç ve yüksek faiz oranları, sistemdeki üye ülkelere
olan yabancı sermaye akımlarını hızlandırmış; ancak bu sermaye akımı ülkelerin paralarının aşırı değerlenmesine
sebep olup, cari dengelerini bozmaya başlamıştır. 1992–93 yıllarında yaşanan Avrupa Para Sistemi Döviz Kuru
Mekanizması (ERM) krizinin en çarpıcı ve belki de en kalıcı sonuçlardan biri “Kara Çarşamba” olarak anılan 16 Eylül
1992’de yaşanan olaylardır. Bank of England’ın yoğun müdahalelerine rağmen İngiltere’de faiz oranlarının bir günde
%5 oranında yükselmiş ve İngiltere ERM’nin dışına çıktığını açıklamıştır. EMS, 1992 sonbaharından başlayarak, otuz
yıllık tarihinde eşi görülmemiş bir kriz yaşamıştır.

Meksika Peso’su Krizi
Latin Amerika ülkelerinden Meksika, Aralık 1994’te para biriminde ortaya çıkan büyük çöküş ile sarsılmış, kriz
konusundaki bekleyişlerin artması ile 20 Aralık 1994 tarihinde döviz kuru bandı %15 oranında genişletilmiştir. Bu
orandaki bir devalüasyonun yarattığı şok ile yabancı yatırımcılar portföy yatırımlarını ellerinden çıkarmaya başlamışlar
ve dolara yönelmişlerdir. Bunun sonucunda 22 Aralıkta Hükümet pesoyu dalgalanmaya bırakmak zorunda kalmıştır.
Bu durum faiz oranlarının hızla yükselmesine yol açmış ve bankaların portföylerinin bozulmasını da hızlandırmıştır.
Panik içindeki uluslararası yatırımcılar hızlı biçimde fonlarını geri çekmeye başlamışlar ve bu durum krize neden
olmuştur.

Güneydoğu Asya Krizi
Tayland’ın Temmuz 1997’de para birimini devalüe etmesi ile başlayan ve kısa sürede başta Malezya, Endonezya,
Güney Kore ve Şlipinler olmak üzere diğer Asya ülkelerine yayılan Güneydoğu Asya krizi, dünyanın başlıca Finansal
piyasalarını etkisi altına alarak global bir krize dönüşmüştür.

Rusya Krizi
Güneydoğu Asya krizi ile birlikte dikkatler ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan ülkelere çevrilmiştir. Büyük bütçe
açığı ve aşırı değerlenmiş para birimi ile Rusya’nın, krizden etkilenmesi kaçınılmaz hale gelmiş ve Rusya’da krizin
yaşandığı ülkeler arasına girmiştir. Rusya’da 1997’lerde başlayan sıkıntılar Temmuz 1998’de artmaya başlamış ve 17
Ağustos 1998’de 1 Ruble 6 Dolar’dan 9.5 Dolara devalüe edilmiş ve 90 günlük moratoryum ilan edilmesi ile
sonuçlanan bir ekonomik kriz yaşanmıştır.
Rusya krizi başta Latin Amerika piyasaları olmak üzere tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin piyasalarını olumsuz
yönde etkilemiştir. Türkiye’nin, hemen yanı başındaki komşusu konumunda bulunan ve aynı zamanda ekonomik ve
ticari ilişkiler açısından en önemli ortaklarından birisi olan Rusya’da yaşanan ekonomik ve siyasi kriz Türkiye’yi de
yakından ilgilendirmiş ve etkilemiştir.

Nisan 1994 Türkiye Krizi
Ekonomideki olumsuz gelişmeleri çözmeye yönelik ekonomik istikrar programının uygulamaya konamamış olması
sonucunda 1994 yılı başında Türkiye ekonomik bir krizin içerisine girmiştir. Dolar-Türk Lirası paritesi ciddi şekilde
bozulmuş, enflasyonist beklentiler artmış, Hazine’nin iç borçlanma olanakları bitme noktasına gelmiştir. Türkiye’nin
kredi değerliliğinin kredi değerlendirme kurumları tarafından düşürülmesi sonucunda dış kredi kanalları da tıkanmıştır.
Hükümet tarafından 5 Nisan 1994 tarihinde bir ekonomik istikrar paketin yürürlüğe konulmuş ve hemen arkasından
Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bir stand-by düzenlemesine girilmiştir. Kriz ilk önce döviz piyasaları ile İstanbul
Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) başlamış ve daha sonra reel sektöre sıçramıştır. Bu kriz ortamında ABD
Dolarının aşırı değerlenmesi T’den kaçışı hızlandırmış ve döviz talebini arttırmıştır. Tüm bu gelişmeler sonucunda
İMKB’de aşırı kayıplar yaşanmış ve endeks değerinin yarısından fazlasını kaybetmiştir.

Kasım 2000 ve Şubat 2001 Krizleri
1999 yılının sonuna doğru ekonomik açıdan son derece karamsar bir görünüm sergileyen Türkiye, 2000 yılına IMF
stand-by desteğinde yeni bir ekonomik programla girmiştir. Programın temel amacı enflasyonun düşürülmesi ve
sürdürülebilir bir büyüme oranının sağlanmasıydı. Programın açıklanmasının yarattığı olumlu etkiler sonucunda faizler
hızla gerilemiştir; ancak bu hızlı gerileme nedeni ne olur-sa olsun, enflasyonla mücadele politikası açısından tehlikeli
bir gelişime işaret etmiştir.
Kasım ayının başlarında kriz yaratacak bir neden görünmemekle beraber, bankaların yavaş yavaş açık pozisyon
kapatmaya çalışması, yabancıların yılsonu hesaplarını kapatma çabası ile döviz talebini artırmış ve bu gelişmeler
doğal olarak faizlerin bir miktar artmasına neden olmuştur. Faizlerde başlayan bu artış, yüksek miktarda hazine
bonosu taşıyan ve bunları repo işlemlerinde kullanan bankaları hızla sıkıntıya sokmuştur.
Faizlerin aşırı derecede yükselmesi sonucunda portföyünde çok fazla devlet iç borçlanma senedi bulunduran
Demirbank’a el konulmuş ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmiştir. Diğer bankalara el konulacağı kaygısı
paniğe yol açmış ve 22 Kasım’da bankalar arası piyasalarda ortalama gecelik faiz % 110.8’e çıkmış ve en yüksek
değer olarak da % 210’a ulaşmıştır. Panik havasını dağıtmak isteyen Merkez Bankası sonuçta piyasaya para sürmek
zorunda kalmıştır. 17 Kasım 2000 tarihinde 24 milyar 433 milyon Dolar olan Merkez Bankası brüt döviz rezervi 1
Aralıkta 18 milyar 942 milyon Dolara inmiştir.
Kasım krizinin derinleşmesini IMF’nin 7.5 milyar Dolar tutarında ek kredi vermesi ve halkın her şeye rağmen TL’den
dövize geçmemesi önlemiştir. Kasım krizinden sonra, IMF’nin de uyarılarına rağmen kur çıpasına devam edilmiştir.
IMF kredisi ek rezerv kolaylığı şeklinde verildiğinden vadesi çok kısa ve maliyeti yüksek olmuştur.
Türkiye Aralık ayının sonlarına ve Ocak 2001’in başlarına doğru kriz ortamından çıkmaya başlamıştır. 19 Şubat
2001’de yaşanan siyasi tartışmayla bu olumlu gelişmeler son bulmuş, Kasım krizi nedeniyle zaten hassas olan
piyasalar altüst olarak döviz krizi başlamıştır. Kasım krizinde T pozisyonlarını koruyan yatırımcıların da Şubatta dövize
hücum etmeleri sonucu döviz kuru üzerindeki baskı artmış, Merkez Bankası krizi izleyen iki gün boyunca rezervlerini
eritmek pahasına piyasaya müdahale etmiş, ancak 22 Şubat 2001 tarihinde, döviz kuru çıpasının yürürlükten kaldırılıp
dalgalı kura geçildiğini ilan etmek zorunda kalmıştır.

2008 Küresel Finans Krizi
Krizin başlangıç noktası 2006 sonu ABD konut piyasalarında oluşan balonun patlaması ve konut Fiyatlarında yaşanan
hızlı düşüş ve izleyen dönemde özellikle düşük gelirli mortgage kredileri olarak adlandırılan kredilerde geri dönüşlerin
azalmasıyla bankacılık sisteminde baş gösteren likidite sorunlarının 2007 ile 2008 yıllarında küresel Finans sistemini
etkilemiştir.
ABD’nin beş büyük yatırım bankasından birisi olan Bear Stearns’ün batmasını engellemek için Fed-ABD Hazinesi’nin
işbirliği ile JP Morgan Chase’e 16 Mart 2008 tarihinde satılması, piyasalara ilk çöküş sinyalini vermiştir. Krizin
derinleşmesi yönünde esas milat ise ABD’nin 12 trilyon Dolar düzeyindeki mortgage piyasasının yaklaşık yarısına
garanti veren ABD hükümetinin16 Eylül 2008 tarihinde Lehman Brothers Bankasının İflas etmesine izin vermesidir.

Finansal Krizlerin İşletmelere Etkileri
Fiktif Kâr: İşletmenin gerçekte elde ettiğinden daha yüksek görünen kârıdır.
Kur Riski: Döviz kurlarında meydana gelen değişikliklerden dolayı olabilecek zarar olasılıklarıdır.
Dalgalı Kur Rejimi: Kurların hiçbir müdahale olmadan, tamamem piyasada oluşan arz ve talep koşullarına göre
belirlendiği sistemleri ifade eder.
İstanbul Yaklaşımı: Reel sektörün mali sorunlarının çözümlenmesi ve bu yolla problemli kredilerin azaltılması
amacıyla uygulanmaya konan gönüllü yaptırımlar yaklaşımı. Amaç reel ve mali sektörü güçlendirmektir.
Stratejik Önlemler: Pazar payını korumak ve büyütmek isteyen işletmelerin, olası bir krize karşı koymak ve yeni
şartlara uyum sağlamak amacıyla aldıkları önlemlerdir.

İŞLETME BAŞARISIZLIKLARI
Başarısızlık: İşletmelerin kuruluş amaçlarını gerçekleştirememeleri ve faaliyetlerine son vermek zorunda kalmaları
durumudur. İşletmelerde başarısızlık genellikle bir süreç seklinde ortaya çıkar. Bu sürecin en basında karşılaşılan
sorun işletmenin iç ve dış etkenler nedeniyle büyümesinin durmasıdır.
İflas: İşletmenin borçlarını ödeyemediği mahkeme kararıyla saptanması ve ilan edilmesi.
Tasfiye: İşletme varlıklarının satılarak borçların olabildiğince ödenmeye çalışıldığı süreç.
Finansal Yükümlülükler Açısından Başarısızlık Türleri
Kârın sürekli olarak düşük ya da negatif çıkması, teknik likiditenin kaybedilmesi ve işletmenin İflas etmesidir.
Negatif veya Düşük Kâr
Bir işletmenin, getirilerinin negatif veya düşük olduğu durumlarda işletme başarısızlığa düşebilir. Eğer bir işletmenin
faaliyetleri devamlı olarak zararla sonuçlanıyorsa, bu işletmenin piyasa değeri düşme gösterecektir.
İşletmenin Teknik Likiditesini Kaybetmesi
Teknik likiditenin kaybedilmesi, işletmenin vadesi gelen borçlarını ödeyememesi anlamına gelmektedir. Bir işletme
teknik likiditesini kaybettiği zaman, varlıkları borçlarından daha fazladır ve işletme bir likidite sıkıntısı içindedir. Bu
durumda işletme, bazı varlıklarını uygun bir süre içinde nakde çevirebilirse, İflas etmekten kurtulabilecektir.
İflas
Bir işletmenin yükümlülüklerinin(borçlarının) varlıklarının değerini aşması ve varlıkların, borçlarını karşılayamaz
duruma gelmesidir. İflas etmiş bir işletmenin öz sermayesi negatiftir.

BAŞARISIZLIĞA NEDEN OLAN FAKTÖRLER
Dış Çevreye İlişkin Nedenler;
• Piyasada yok edici rekabetin ortaya çıkması,
• Müşteri gereksinme ve isteklerinin anlaşılamaması,
• Satın alma ve satışlarda az sayıda işletmeye bağımlı kalınması
• Hammadde bakımından dışa bağımlılık,
• Ekonomik ve çevre koşullarının değişmesi ve doğal afetler,
• Dünyada, ülkede ve endüstride ortaya çıkan gelişmelerin önünde yer alınamaması veya en azından bu gelişmelerin
izlenememesi,
• İşletmenin gelişen teknolojiye ayak uyduramaması,
• Global Finansal krizlerin ortaya çıkması şeklinde sayılabilir.

Yönetsel Nedenler;
• Üretim, Finans ve pazarlama bölümleri arasında koordinasyon sağlanamaması,
• Planlama anlayışının olmaması,
• İşletme yöneticilerinin ya da ortakların ayrılmasının yol açtığı yönetsel ve Finansal boşluk,
• İşletme yönetiminin niteliksiz olması
• Personel devir hızının yüksek olması şeklinde sayılabilir.

Faaliyetlere İlişkin Nedenler;
• Kuruluş yerinin hatalı seçilmesi,
• Depoların kontrolünün ve stok denetiminin yapılmaması,
• Faaliyetlerin yeterince çeşitlendirilememesi,
• Talep yetersizliği deniyle stok devir hızının düşük olması,
• Satış ve kredi politikasının iyi oluşturulup izlenmemesi ve alacak tahsilinde etkisiz kalınması,
• Fazla liberal satış politikasının sonucu olarak alacakların tahsil edilememesi,
• Nakit yönetimine önem verilmemesi şeklinde sayılabilir.

Borçlanma ve Yatırım Kararlarına İlişkin Nedenler;
• İşletmenin büyümesinin yeterince sağlanamaması veya büyüme hızının gereğinden fazla olarak tespit edilmesi,
• Aşırı büyüme sonucunda öz sermayenin yetersiz kalması,
• Yüksek maliyetler üzerinden aşırı borçlanmanın yapılması,
• Aşırı maliyet artışları ve Finansman giderlerinin artması,
• Duran varlıklara gerektirdiğinden çok yatırım yapılması ve varlıkların bir bölümünün atıl kalması,
• Optimal sermaye yapısının oluşturulamaması
• Sermaye maliyetine dikkat edilmemesi şeklinde sayılabilir.

BAŞARISIZLIĞIN ÖNCEDEN TAHMİNİ
• Sürekli borçlanma isteği, kredi limitlerinin aşılması eğilimi,
• Kalıcı nitelikteki likidite sorunları,
• Senet protestoları, karşılıksız çek düzenlenmesi,
• Satışlarda sezona bağlı olmayan dalgalanma ve gerilemeler,
• Müşteri şikayetleri, uyarılar, araya girmeler,
• Sözleşme ve ödeme sürelerine uyulmaması,
• Döviz üzerinden yüksek maliyetle veya T üzerinden aşırı borçlanma
• İhracat pazarının daralması, hammadde ve malzemede dışalıma bağımlılık,
• Pazarlama güçlükleri, ödemelerin durması,
• Finansal tabloların gecikmeli olarak düzenlenmesi ya da gerçeğe uygun düzenlenmemesi,
• İşletme gelirlerine oranla, ortakların ölçüsüz yaşam biçimi.

Başarısızlığın Ölçülmesinde Kullanılan Oranlar Sistemi
Altman Modeli
Altman modeli, oran analizinin çok değişkenli boyutlarda genişletilmesine dayanmaktadır. Pek çok oranın eşanlı
tahmin gücünü kavrayabilmek için Edward I. Altman 1968 yılında aşamalı çok değişkenli ayırım analizini kullanmıştır.
Bu analizde ağırlık verilen oranlar likidite, kârlılık, etkinlik ve kaldıraç etkilerini yansıtanlardır. Bu analiz yardımıyla,
farklı oranları çeşitli ağırlıklarla birbiri ile ilişkilendirmek ve böylece bir işletmenin kredi değerliliğini ve riskini ifade eden
bir nokta değer hesaplamak mümkündür.
Altman, çeşitli çalışmalarında tesadüŞ örnekleme yoluyla başarılı ve başarısız 33 işletmeyi seçmiştir. Altman, çeşitli
testler sonucu çok değişkenli yapısını koruyan ve kendi yargısına göre işletmenin durumu hakkında en iyi sonucu
veren 5 oranı yeterli bulmuştur.
Altman Modeline göre Z değeri < 2,675 ise işletme başarısız olarak değerlendirilmektedir ve modelin doğruluk
derecesi belirtilen örneklem dahilinde %95 tir.

Beaver Modeli
Beaver, 1954-1964 döneminde başarısız olan 79 işletmeyi ve bu işletmelerle benzer büyüklükte, aynı işkolunda, aynı
sayıda başarılı işletmeleri seçerek incelemektedir. Daha sonra ayırım analizini kullanarak analizi test etmiştir. Beaver’e
göre bir işletmede oluşturulan likit rezervlerin, özellikle faaliyetlerin dalgalanma gösterdiği dönemlerde önemli işlevleri
vardır. İşletmelerinin kredi değerliliğinin belirlenmesinde likit rezervler çok önemli rol oynamakta ve bu rezervlere göre
kredi değerliliği değişmektedir. Beaver, analizinde aşağıdaki oranlara ağırlık vermiştir:
• Nakit Akışı / Dış Kaynak
• Net Kâr / Toplam Sermaye
• Dış Kaynak / Toplam Sermaye
• Dönen Varlıklar / Kısa Süreli Borçlar
• Net İşletme Sermayesi / Amortismanlar dışındaki İşletme Giderleri
• Çalışma Sermayesi / Toplam Sermaye

Springate Modeli
Gordon L.V. Springate tarafından 1978 yılında geliştirilen bu modelde, yine Altman Modeli gibi aşamalı çok değişkenli
ayırım analizi kullanılmıştır. Springate, dört temel oran kullanarak başarılı ve başarısız işletmelere ilişkin bir Z değeri
hesaplamıştır.
Springate Modeline göre Z değeri < 0,862 ise işletme başarısız olarak değerlendirilmektedir. Springate Modeli, 40
işletme üzerinde uygulanmış ve belirtilen örneklem dahilinde modelin başarı derecesini %92.5 olarak bulunmuştur.

Weibel Modeli
Weibel’in bilanço kalemlerini analizi, bir büyük İsviçre bankasının müşterileri olan küçük işletmelere aittir. Araştırmada;
36 adet ödeme güçlüğüne düşen işletme ve aynı sayıda Finansal durumu iyi olan işletmelerin karşılaştırması yer
almaktadır. Weibel, kötü ve iyi işletme çiftlerinin seçiminde kriter olarak iş kolu, işletme büyüklüğü, işletmenin yaşı,
hukuki şekli, kuruluş yeri, konjonktür ve taşınmazların sahipliğinden yararlanarak, Wilcoxon testi yardımıyla 42 oranı
test etmiştir. Az riskli durumlarda belirli oranların değeri, çok rdaha yüksek riskli durumlara göre daha küçüktür. Testin
tutarlılık bakımından sonuçları, 42 orandan sadece 20 oranın ayrıntılı test edilmesine olanak sağlamıştır. Bu 20
orandan da 6 grup düzenlenmiştir.
Bu gruplar aşağıdaki gibidir:
• Nakit Akışı / Kısa Süreli Borçlar
• Dönen Varlıklar / Kısa Süreli Borçlar
• Dönen Varlıklar-Borçlar / Nakit Çıkışı Gerektiren Giderler
• Ortalama Stok Tutarı*365 / Madde Giderler
• Ortalama Kredi Tutarı*365 / Alışlar
• Borçlar / Toplam Varlıklar
Öte yandan değişmeyen, tek değişkenli yöntem olarak Wilcoxon testinde çift gözlemlerden yola çıkıldığı için derlenen
verilerin amaca uygun olmadığı belirtilmektedir. Wilcoxon testi, örneklemenin bağımsızlığını gözardı etmekte,
değişkenler arasındaki çoklu ilişkileri dikkate almamaktadır.

Fulmer Modeli
John G. Fulmer tarafından geliştirilen bu model de, Altman ve Springate Modelleri gibi çok değişkenli ayırım analizine
dayanmaktadır. Fulmer, oluşturmuş olduğu modelde, ortalama aktif büyüklüğü 455 milyon $ olan 30 başarılı 30
başarısız işletme verilerini kullanmıştır ve bir denklem aracılığı ile H değerini hesaplamıştır.

CA-Skoru (Kanada Skoru) Modeli
Jean Legault ve arkadaşları tarafından geliştirilen bu model de çok değişkenli ayırım analizine dayanmaktadır. 30
Finansal oran analiz edilmiş ve yıllık satış düzeyleri 1-20 milyon $ olan 173 üretim işletmesine ilişkin veriler
kullanılarak model test edilmiştir.

İŞLETMELERİN FİNANSAL BAŞARISIZLIKLARINDA DURUMU İYİLEŞTİRMEDE İZLENECEK YOLLAR
1-Sermaye Yapısının Güçlendirilmesi
2-Borçların Vadelerinin Uzatılması
3-İşletmelerde Kullanılmayan Varlıkların Satılması
4-Küçülme Yoluyla Başarısızlığın Giderilmesi
5-Yeni İşletmelerle Ortaklık Yapılması
6-Borçların Öz Kaynağa Çevrilmesi
7-İşletmenin Faaliyetlerine Son Verme veya İşletmeyi Satma

ÜNİTE SORULARI
1. Kriz kavramı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a. Kriz, riskin ve belirsizliğin derecesidir.
b. Kriz, başarısızlığa neden olan bir faktördür.
c. Kriz durumu öngörülebilir.
d. Kriz, işletmenin amaç ve varlığını tehdit eder.
e. Kriz, yetkiyi merkezileştirir.

2. Finansal krizlerle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
a. Bir tarafın diğerine göre daha iyi veya daha fazla bilgi sahibi olduğu durum asimetrik bilgidir.
b. Bir ülkenin kamu veya özel kesime olan dış borçlarını ödeyememesi durumunda dış borç krizi
ortaya çıkmaktadır.
c. Sistemik Finansal krizler para ve bankacılık krizlerini de kapsamaktadır.
d. Finansal işlem meydana geldikten sonra ortaya çıkan asimetrik bilgi problemi ters seçim olarak
tanımlanır.
e. Finansal krizler piyasaların etkin işleyişini bozulmasına ve ekonomik faaliyetlerin aniden
daralmasına yol açar.

3. I. Satışların azalması ve buna bağlı olarak kârın düşmesi
II. İşletmenin iç ve dış etkenler nedeniyle büyümesinin durması
III. Kısa vadeli yükümlülüklerin yerine getirilememesi ve uzun vadeli borç taksitlerinin ödenememesi
IV. Yatırımların azalması ve mevcut yatırımların
Finansmanında güçlüklerle karşılaşılması İşletme başarısızlığı süreci için aşağıdaki
sıralamalardan hangisi doğrudur?
a. II - IV- I - III
b. IV - I - III - II
c. II - III - II- IV
d. III - II - IV - I
e. I - II - III - IV

4. İşletme varlıklarının satılarak borçların olabildiğince ödenmeye çalışıldığı süreç aşağıdakilerden hangisidir?
a. İflas
b. Faaliyete son verilmesi
c. Tasfiye
d. Normal sürece geri dönüş
e. Rehabilitasyon

5. Aşağıdakilerden hangisi başarısızlığa neden olan dış çevreye ilişkin faktörlerden biri değildir?
a. Ekonomik ve çevre koşullarının değişmesi ve doğal afetler
b. İşletmenin gelişen teknolojiye ayak uyduramaması
c. Satın alma ve satışlarda az sayıda işletmeye
bağımlı kalınması
d. Müşteri gereksinme ve isteklerinin anlaşılamaması
e. Optimal sermaye yapısının oluşturulamaması

6. Aşağıdakilerden hangisi başarısızlığa neden olan yönetsel faktörlerden birisidir?
a. Kuruluş yerinin hatalı seçilmesi
b. Yüksek maliyetler üzerinden aşırı borçlanmanın yapılması
c. Personel devir hızının yüksek olması
d. Aşırı büyüme sonucunda öz sermayenin yetersiz kalması
e. Nakit yönetimine önem verilmemesi

7. Aşağıdakilerden hangisi Beaver modelinin araştırma sonuçlarından biri değildir?
a. Başarılı işletmelerin Finansal oranlarının değeri, başarısız işletmelerinkine göre oldukça yüksektir.
b. Rezerv arttıkça ödememe olasılığı artmaktadır.
c. Satışlar sonucu nakit akışları arttıkça ödememe olasılığı azalmaktadır.
d. Dış kaynağın oranının yükselmesi ödememe olasılığını arttırmaktadır.
e. İşletme giderlerinin azalışı ödememe olasılığını arttırmaktadır.

8. Aşağıdaki modellerden hangisinde çok değişkenli ayırım analizi kullanılmamıştır?
a. Fulmer Modeli
b. Weibel Modeli
c. CA-Skoru Modeli
d. Springate Modeli
e. Altman Modeli

9. Aşağıdaki modellerden hangisinde Wilcoxon testi kullanılmıştır?
a. Weibel Modeli
b. Springate Modeli
c. Fulmer Modeli
d. Beaver Modeli
e. Altman Modeli

10. Aşağıdakilerden hangisi işletmelerin Finansal başarısızlıklarında durumu iyileştirmede izlenecek
yollardan birisi değildir?
a. Sermaye artırımı
b. Özkaynağın borca çevrilmesi
c. Borçların vadelerinin uzatılması
d. Yeni işletmelerle ortaklık yapılması
e. Küçültme yoluna gidilmesi