Sponsorlu Bağlantılar


İKTİSADİ BÜYÜME

8.ÜNİTE


İKTİSADİ BÜYÜMENİN ÖNEMİ

İktisadi büyüme temel olarak bir ülkede, belli bir dönemde genellikle bir yılda üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin parasal ifadesi olan GSYH’de ya da kişi başına düşen gelirde meydana gelen artış olarak tanımlanır.
Bir ülkenin iktisadi büyümesi iki şekilde ortaya çıkar.
1-Birincisi, tam istihdamda bulunan ekonominin iktisadi kaynaklarını daha etkin kullanmasıyla büyüme gerçekleşebilir.
2-İkinci olarak büyüme, tam istihdamda kullanılan kaynak miktarına yeni kaynakların eklenmesi sonucunda meydana gelir.

70 Kuralı: Lucas tarafından kullanılan temel kurala göre, yılda g oranında büyüyen bir ülke, her 70/g yılda kişi başına gelirini iki katına çıkaracaktır. Başka bir ifadeyle 70 rakamını ülkenin yıllık büyüme hızına bölerek bir ülkenin kaç yıl sonra gelirini ikiye katlayacağını bulabilirsiniz.

Örneğin eğer bir ekonomi % 4’lük bir büyüme oranını 17.5 yıl boyunca sürdürürse yaşam standardı ikiye
katlanacaktır. Oysa % 2’lik bir büyüme oranı ile yaşam standardının ikiye katlanabilmesi için 35 yıl geçmesi gerekir.
İktisadi büyüme ekonominin birçok alanında değişime yol açmakta ve bu değişimi hızlandırmaktadır.: Büyüme üretimin sektörel kompozisyonunu, istihdamı, Finansal sistemi, gelir ve servetin dağılımını, demografik yapıyı, çevreyi etkilemekte aynı zamanda bu değişimler iktisadi büyüme sürecinden etkilenmektedir.
*İktisadi büyüme mal ve hizmetlere yönelik talebi etkileyen ve değiştiren önemli bir unsurdur.
*Başlıca beşerî sermaye yatırımları eğitim ve sağlık harcamalarıdır.
-Wagner Yasası’nın da belirttiği gibi iktisadi büyüme ile birlikte kamu harcamaları artma yönünde değişecektir.

Taymaz ve Suiçmez(2005) büyüme hızlarındaki gelişmeye bağlı olarak 1923 sonrası gelişimi dört döneme ayırmaktadır.

1-1923-40 tek parti dönemi, 2-1945-1960 çok partili döneme geçiş,
3-1960-80 ithal ikameci kalkınma dönemi, 4-1980-2001 dışa açık büyüme dönemidir

TÜRKİYE’DE İKTİSADİ BÜYÜMENİN TARİHSEL GELİŞİMİ

1923-38 Dönemi
Bu dönemde iktisadi anlamda en önemli gelişmeler yeni Türk devletinin dünya içindeki konumunu belirleyen Lozan Anlaşması ile 1929 yılında ortaya çıkan ve dünya ekonomilerini derinden etkileyen Büyük Buhran’dır. 1923-1929 dönemini açık ekonomi koşullarında yeniden inşa dönemi olarak adlandırılabilir.
1923-1930 dönemini de hükûmet demir yollarına öncelik vermiş, yabancı şirketlerin millîleştirilmesine başlanmıştı.
T.C. Merkez Bankası 1931 yılında, Sümerbank, Etibank, Maden Tetkik Arama Enstitüsü ve Halkbank kurulmuştur. Devlet öncülüğünde planlı sanayileşme amacıyla Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı(BBYSP)
1934-1938 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanmıştır.

BBYSP’nin başlıca amaçları

1. Temel hammaddeleri yurtiçinde üretilen veya üretilecek olan sınai tesislerinin kurulması,
2. Özellikle ithalat konusu olan temel tüketim mallarının yerli üretimine(özellikle dokuma sanayine) öncelik verilmesi,
3. Sanayi işletmelerinin kuruluş yerlerinin hammadde ve işgücü kaynaklarına yakın olması.

BBYSP ile kurulması planlanan sanayi beş ana grupta toplanmaktaydı

1-Dokuma(pamuk, yün), 2-Maden işleme(demir, çelik, bakır), 3-Kâğıt, 4-Kimya, 5-Taş, toprak(
cam, çimento)
**1936’dan sonra İkinci Sanayi Planı hazırlanmış ancak II.Dünya Savaşı nedeniyle söz konusu
Plandan vazgeçilerek İktisadi savunma Planı yürürlüğe konulmuştur.

1939-46 Dönemi

II.Dünya Savaşı yıllarına kadar 1927 ve 1932 yılları dışında sabit Fiyatlarla GSMH’nın sürekli arttığı görülmektedir. Yıllık ortalama yaklaşık % 8’lik bu hızlı büyüme, özellikle
**Bu dönemde Türkiye ekonomisinin ilk devalüasyonu 7 Eylül 1946 yılında yapılmıştır. Bir ABD dolarının T Fiyatı, T1.30’den T2.80’ye çıkarılmış, T % 115.4 oranında devalüe edilmiş başka bir deyişle değer yitirmiştir
*1939-46 yılları arasında büyüme oranı ortalama % 0.1 olmuştur. Bu dönemin sonu olan 1946 yılında siyasi açıdan önemli bir gelişme gerçekleşmiş, tek partili rejimden çok partili rejime geçilmiştir.
*Türkiye’nin 1929 Bunalımı ve İkinci Dünya Savaşı nedeniyle yaşadığı çok olumsuz koşullara rağmen, 1924-1946 yılları arasında gerçekleşen % 5.1 oranındaki büyüme hızı ve % 3,2 oranındaki kişi başına büyüme hızına ulaşması başarılı bir büyüme sergilemiştir.

1947-1960 Dönemi

Çok partili döneme geçiş ve liberal gelişmelerin yaşandığı iktisadi genişleme dönemidir.
Bu dönemde 1946-53 yılları temel olarak tarımsal gelişme yılları olmuş, tarımın ortalama büyüme hızı sanayinin büyüme oranını belirgin bir biçimde aşmıştır.

1961-1980 Dönemi

Planlı kalkınma dönemi başlamıştır.
**1980-1998 döneminde önce ticari ve daha sonra Finansal serbestleştirme gerçekleştirilerek dışa açık kalkınma stratejisi izlenmiştir. Türkiye temel olarak 1980 öncesi dönemde ithal ikamesine dayalı kalkınma stratejisini benimserken, 1980 sonrasında dışa açık, ihracata dayalı kalkınma stratejisini benimsemiştir.
**Temel olarak 1923- 1979 döneminde ortalama büyüme oranı % 5.4 iken 1980-2011 döneminde ortalama büyüme oranı % 4.11 olarak gerçekleşmiştir. Bu çerçevede 1980 öncesi dönemde ortalama
büyüme oranı 1980 sonrası döneme göre daha yüksek oranda gerçekleşmiştir.
2001 yılında sabit Fiyatlarla GSMH % 9.5 oranında daralmıştır. Mali piyasalarda başlayan iktisadi krizle birlikte hızlı sermaye çıkışları yaşanmış, ekonomide artan belirsizlikler, ekonomiye yönelik güven
kaybı iç talebin daralmasına ve iktisadi küçülmeye yol açmıştır.

2002-2007 Dönemi, Küresel Kriz ve Sonrası

2002 yılının ilk çeyreğinden itibaren hızlı büyüyen Türkiye ekonomisinde, 2002-2007 dönemi yıllık ortalama % 6.8 büyüme oranıyla nispeten yüksek büyüme performansının gösterildiği bir dönem olmuştur. Büyüme konusunda bu başarılı performansın gerçekleştirilmesinde, temelde Türkiye’de uygulanan yapısal reformlar ve makroekonomik politikalara paralel olarak ekonomide güven ortamının yaratılmasının yanında, önemli ölçüde sermaye girişine olanak sağlayan uluslararası piyasalarda olumlu koşullar etkili olmuştur.

Satınalma Gücü Paritesi (SGP): Ülkeler arasındaki Fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak, farklı para birimlerinin satın alma gücünü eşitleyen bir değişim oranıdır. SGP, belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınabilmesi için gereken ulusal para tutarlarının oranı şeklinde hesaplanmaktadır. Bu oran kullanılarak farklı para birimlerine dönüştürülen harcamalar, satın alınan mal ve hizmet hacmindeki farklılıkları yansıtarak, ülkeler arasında karşılaştırmaların daha güvenilir bir biçimde yapılmasına olanak sağlayan veriler sunmaktadır(


**Kişi başına gelirin yüksek olması ülkenin iktisadi ve sosyal yönden kalkınmış olduğunu göstermez. Petrol ihraç eden ülkelerde kişi başına gelir düzeyi yüksek olmasına rağmen düşük kalkınma düzeyine sahiptir. Bu nedenle uluslararası karşılaştırmalarda millî gelir ya da kişi başına düşen gelir düzeyi yanında ülkelerin okullaşma oranları, çocuk ölüm oranları, doğumda yaşam beklentisi, araştırma ve geliştirme harcamaları, sosyal güvenlik harcamaları, İnternet’e erişim, okunan gazete kitap sayısı, işgücünün sektörel dağılımı, elektrik tüketimi, gelir dağılımı gibi iktisadi ve sosyal göstergeler de dikkate alınır.


Türkiye daha düşük büyüme performansı göstermiştir. 1991, 1994, 1999, 2001 ve 2008 ve 2009 kriz yılları göz ardı edildiğinde Türkiye’nin dünya ve gelişmekte olan ülkelere kıyasla çok daha yüksek yaklaşık % 14 oranında büyüme performansı gösterdiği görülmektedir.

Türkiye’nin GSYH’sının Dünya GSYH’sı içindeki payı 2010 yılında % 1.17 olarak gerçekleşmiş, Türkiye 17. sırada yer almıştır(T.Kalkınma Bakanlığı, 2011:13).
2011 yılında Türkiye’nin GSYH’daki payı % 1.09 olacağı tahmin edilmekte ve ülke sıralamasında 18. sırada yer almaktadır.

**2000’li yıllarda makroekonomik istikrar sağlanmış, kronik enflasyon sorunu ortadan kaldırılmış, kamu net borç stoku ve kamu kesimi borçlanma

gereği önemli ölçüde azalmıştır.
2000’li yıllarda Polonya, Macaristan, Kore, Romanya, Bulgaristan, Tayland, Şili, Peru, Çin gibi ülkelerin kişi başına GSYH’nın büyüme oranı Türkiye’den daha yüksek düzeyde gerçekleşmiştir.

Büyüme olgusu arz ve talep veya harcamalar kaynaklı olmak üzere iki şekilde incelenebilir.

1-İktisadi büyüme talep kaynaklı olduğunda başka bir deyişle talep veya harcamalardaki artışlar yoluyla ortaya çıkan büyümenin ekonomi üzerinde kısa dönemli etkileri olacaktır.
2-Ülkelerin uzun vadeli büyüme potansiyeli ve performansında belirleyici olan ekonominin arz kaynaklı unsurları yani üretim faktörleridir.
Üretim faktörleri: Toprak, doğal kaynaklar, sermaye donanımı ve teknoloji düzeyi büyümeyi belirleyen temel üretim faktörleridir.

**Üretim faktörlerindeki artışlar uzun dönemde gerçekleştirilebileceğinden iktisadi büyüme analiz ve değerlendirmeleri çoğunlukla arz kaynaklı yapılmaktadır.


Türkiye ekonomisinde arz yanlı Kaynakları

Ülkelerin uzun vadeli büyüme potansiyeli ve performansında belirleyici olan ekonominin arz kaynaklı
unsurları yani üretim faktörleridir. Üretim faktörlerinin miktar ve verimliliklerindeki artışlar ile teknolojik değişme, iktisadi büyümenin temel belirleyicileridir. Türkiye ekonomisinde büyümenin arz yönlü kaynakları tarım, sanayi ve hizmetler sektörlerinin Gayrisafi Yurtiçi Hasıla(GSYH) içindeki paylarına bakılarak ortaya koyulabilir.
Bu çerçevede Türkiye’de tarımın payı 2011’de % 9.2, sanayinin payı % 27.2 hizmetlerin payı ise % 63.3 olarak gerçekleşmiştir. İktisadi büyümenin arz yönlü kaynakları üretim faktörlerinde niceliksel ve niteliksel artışlar dikkate
alınarak da değerlendirilebilir. Bu çerçevede sermaye stoku artışı, istihdam artışı ve toplam faktör verimliliğindeki artışa bakılarak, iktisadi büyümenin temel belirleyicileri görülebilir. Bu bağlamda Türkiye ekonomisi için Saygılı ve Cihan’ın yapmış oldukları çalışma bulguları ve DPT hesaplamaları büyümenin temel belirleyicisi olarak sermaye birikimini göstermektedir.

Türkiye ekonomisinde talep yanlı büyümenin Kaynakları

Ekonomide talep kaynaklı bileşenler de büyüme üzerinde etkilidir. Özellikle iç ve dış talep, bunların nispi büyüklükleri ülke büyümesinin iç talebe ya da ihracata başka bir deyişle dış talebe bağlı olarak gerçekleştiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Türkiye ekonomisinde büyümenin talep açısından en önemli belirleyicileri tüketim, özellikle özel tüketim ve ağırlıklı olarak özel yatırımlardan oluşan nihai yurtiçi taleptir. 1998 yılında GSYH’nın % 56.9’unu oluşturan tüketim harcamaları zaman içinde artarak 2011 yılında GSYH’nın % 94’üne ulaşmıştır. Tüketim harcamalarının çok büyük bir kısmı özel tüketim harcamalarından oluşmaktadır. Kamu ve özel sektör

yatırım harcamalarının GSYH’daki payı 2011 yılında yaklaşık % 30 olarak gerçekleşmiş, bu yatırım harcamalarının % 25.6’sı özel yatırımlar %4.3’ü kamu yatırımlarından oluşmaktadır. Bu bağlamda talep yanlı büyümenin sürükleyicileri olarak özel tüketim ve yatırım harcamaları görülebilir.

Türkiye’nin orta vadeli amaçları ve öncelikleri ile ilişkili olarak oluşturulan Ön

Ulusal Kalkınma Planı(ÖUKP)’nın gelişme eksenleri
Gelişme Ekseni 1: İşletmelerin rekabet gücünün artırılması
Gelişme Ekseni 2: İnsan kaynaklarının geliştirilmesi ve istihdamın artırılması
Gelişme Ekseni 3: Altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesi ve çevrenin korunması
Gelişme Ekseni 4: Bölgelerin iktisadi gücünün artırılması, bölgeler arasındaki
gelişmişlik farklarının azaltılması ve kırsal kalkınmanın hızlandırılmasıdır

2012-2014 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP)’de,

Ülkemizin refah seviyesinin artırılması nihai hedef doğrultusunda istikrarlı bir büyüme sürecinde istihdamı artırmak, mali disiplini sürdürmek, yurtiçi tasarrufları artırmak, cari açığı azaltmak ve böylece makroekonomik istikrarı güçlendirmek temel amaç olarak belirtilmektedir.
Türkiye’nin 2011 yılında büyüme hızı % 8,5 olarak gerçekleşmiştir. OVP’nin (2012-2014) 2011 yılı için öngördüğü büyüme oranı % 7,5’tir

Uzun Vadeli Kalkınma Amaç ve Stratejileri

*Türkiye’de 2001-2023 yılları arasında geçerli olacak uzun vadeli gelişme stratejisinin temel amacı; Türkiye’nin dünya standardında üretim yapan, gelirini daha adil paylaşan, insan hak ve sorumluluklarını güvence altına alan, hukukun üstünlüğünü, katılımcı demokrasiyi, laikliği, din ve vicdan özgürlüğünü en üst düzeyde gerçekleştiren, küresel düzeyde etkili bir dünya devleti olmasıdır.
*Bilgi toplumuna dönüşümün sağlanarak dünya hasılasından daha yüksek oranda pay alınması, toplumun
yaşam kalitesinin yükseltilmesi, evrensel bilim ve kültüre katkı ile bölgesel ve küresel düzeylerdeki kararlarda etkin söz sahipliği uzun dönemli gelişme stratejisinin önemli amaçları arasında yer almaktadır.

Türkiye’de 2007-2013 yıllarını kapsayan Dokuzuncu Kalkınma Planı ise “İstikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen, AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir Türkiye” vizyonu ve Uzun Vadeli Strateji (2001-2023) çerçevesinde hazırlanmıştır. Dokuzuncu Kalkınma Planı döneminde iktisadi büyümenin ve sosyal kalkınmanın

istikrarlı bir yapıda sürdürülmesi ve plan vizyonunun gerçekleşmesi yolunda aşağıda belirtilen stratejik amaçlar, gelişme eksenleri olarak belirlenmiştir.

Bunlar:

• Rekabet Gücünün Artırılması,
• İstihdamın Artırılması,
• Beşerî Gelişme ve Sosyal Dayanışmanın Güçlendirilmesi,
• Bölgesel Gelişmenin Sağlanması,
• Kamu Hizmetlerinde Kalitenin ve Etkinliğin Artırılmasıdır.,

*Günümüzde Türkiye’nin GSYH’sına en yüksek katkıyı Hizmetler sektörü yapmaktadır.

*2001-2010 döneminde büyümeye en büyük katkısı Sermaye Stokudur
*Wagner Yasası’na göre “İktisadi büyüme ile birlikte kamu harcamaları Artar”
*Türkiye’nin uzun vadeli gelişme stratejisi 2001-2023 yıllarını kapsar.