Açıköğretim Türkiye'nin Toplumsal Yapısı Dersi 8.Ünite Ders Notları

tremendous

Forum Yöneticisi
Katılım
11 Ara 2012
Mesajlar
1,781
Tepkime puanı
8
Puanları
0
Bölüm:
MEZUN
Şehir:
İstanbul
Açıköğretim Türkiye'nin Toplumsal Yapısı Dersi 8.Ünite Ders Notları

Türkiye’de Çalışma Yaşamı ve Sorunları

Bireyler için çalışma yaşamı, toplumsal ilişkiler ağının en önemli ve merkezî alanlarından biridir.
İşsizlik bir toplumda iş gücü niteliği açısından çalışmaya hazır ve istekli olan bireylerin iş sahibi olamama veya ücretli bir işte istihdam edilememe durumudur .
Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan, son altı ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 15 gün içinde iş başı yapabilecek durumda olan 15 yaş ve daha yukarı yaştaki tüm kişiler işsiz olarak tanımlanmaktadır
İşsizliğin bazıları geçici, bazıları sürekli olan çeşitli türleri vardır. Açık işsizlik; çalışmaya hazır ve istekli iş gücü olduğu hâlde, açık işlerin olmamasından kaynaklanan işsizliktir. Mevsimsel işsizlik, üretimin belirli mevsimlerde arttığı turizm, inşaat ve tarım gibi sektörlerde, üretimin azaldığı mevsimlerde yaşanan işsizlik türüdür. Konjonktürel işsizlik, piyasada talep azalması nedeniyle üretimin dönemsel olarak daralması durumunda ortaya çıkan, özellikle ekonomik gerileme dönemlerinde artan bir işsizlik türüdür. Yapısal işsizlik, açık işler olduğu hâlde iş gücünün vasışarının ya da özelliklerinin bu işlere uygun olmaması nedeniyle ortaya çıkan işsizlik tipidir. Friksiyonel (arızî / geçici) işsizlik, insanların daha iyi işler bulmak amacıyla işlerinden ayrılmalarıyla oluşan ve kısa süren bir işsizlik türüdür ve bütün sağlıklı ekonomilerde görülür. Gizli işsizlik ise bir işte bir kişinin çalışması yeterli olacağı hâlde daha fazla kişinin çalışmasıyla ortaya çıkan işsizlik türüdür. Teknolojik ilerlemeler sonucunda iş gücüne duyulan ihtiyacın azalmasıyla ortaya çıkan işsizlik teknolojik işsizlik, ekonomilerin yaşadığı büyük durgunluklar nedeniyle yaşanan işsizlik ise sürekli durgunluk işsizliği ya da sürekli durgunluğun yarattığı işsizlik olarak adlandırılır.
TÜİK’in 2008 yılı verilerine göre Türkiye’de işsizlerin:
• % 70,8’i erkek nüfustur.
• % 56,4’ü lise altı eğitimlidir.
• % 28’i bir yıl ve daha uzun süredir iş aramaktadır.
• İşsizler sıklıkla (% 29,7) “eş-dost” vasıtasıyla iş aramaktadır.
• % 84,1’i (2 milyon 259 bin kişi) daha önce bir işte çalışmıştır.
• Daha önce bir işte çalışmış olan işsizlerin % 49’u “hizmetler”, % 24,4’ü “sanayi”, % 17,2’si “inşaat”, % 9,4’ü ise “tarım” sektöründe çalışmıştır (TÜİK,2009).
İş bulma ümidi olmayanlar, yaşadığı bölgede iş bulunmadığına veya bölgede kendisine uygun iş bulunmadığına inandığı ya da nereden iş arayacağını bilmediği için iş aramayıp ancak işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerdir
Sendikalar, işçilerin kendi hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek üzere oluşturdukları, örgütlendikleri sınıfsal ve toplumsal örgütlerdir.
Taşeronlaştırma, bir iş yerinin ürettiği mal ve hizmetlerin bir kısmının, sözleşme ile alt işverenlere verilmesi ve alt işverenler tarafından üretilmesidir.
Tam zamanlı bir işte ücretli olarak istihdam edildikleri hâlde elde ettikleri ücretle asgari geçim şartlarını sağlayamayanlar “çalışan yoksullar” olarak adlandırılmaktadır.
Türkiye’deki işsizlik genel olarak hangi tür işsizlik sınıfına girmektedir? Her ne kadar mevsimsel işsizlik, friksiyonel işsizlik gibi geçici işsizlik türleri de ülkemizde görülse ve gizli işsizlik oranı özellikle tarım sektöründe yüksek olsa da Türkiye’de işsizlik genel olarak yapısal işsizlik niteliğindedir. Bu durumun en önemli nedenleri arasında iş gücünün eğitim düzeyinin düşüklüğü ve özellikle sanayi sektöründe mesleki eğitim almış nitelikli iş gücüne ihtiyaç duymasıdır. Başka bir deyişle iş gücü, açık işlerin gerektirdiği niteliklere sahip olmadığı için bir yandan işverenler nitelikli işçi açığı sorunuyla karşı karşıya kalmakta, diğer yandan işsizlik oranı artmaktadır.
İşsizliğin birey üzerindeki etkileri nelerdir? İşsizlik sadece ekonomik değil, çeşitli sosyal sıkıntılar da yaratmakta ve bireyleri birbirine bağlı birçok açıdan etkilemektedir. İşsizlik, mali kaynakların azalması, hayat standartlarının düşmesi, statü ve güç kaybı, aile ilişkilerinin bozulması, yasal olmayan yollardan gelir sağlama eğiliminin doğması, kişinin kendine duyduğu saygıyı ve yaşam amacını yitirmesi gibi son derece önemli sonuçlar doğurmaktadır. İşsizliğin bireylerde yarattığı stres de başta depresyon olmak üzere çeşitli psikolojik rahatsızlıklara neden olmaktadır. Bu nedenle işsizlik oranının artması yalnızca yoksulluk oranını değil, boşanma ve suç gibi önemli başka oranları da artırmakta ve toplumsal düzeni olumsuz yönde etkilemektedir.
Esneklik ve enformellik arasında nasıl bir ilişki vardır? Çalışma yaşamında esneklik, işverenlerin istihdam ettikleri işçi sayısını ve işçilerin çalışma koşullarını belirleyebilmesi anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle piyasadaki taleplerdeki değişiklikler karşısında işverenlerin işçi sayısını artırabilmesi, azaltabilmesi ya da çalışma koşullarını değiştirebilmesidir. Formel olarak istihdam edilmiş işçilerin işten çıkartılmaları, sözleşmeler nedeniyle zor olduğu için, işverenler firmalarında sayısal esnekliği büyük ölçüde enformel istihdam yoluyla sağlamaktadır. Firmaya belirli bir dönem için alınan işçiler, iş güvencesinden, sözleşmeden ve yasal haklardan yoksun olarak çalışmakta ve işçi sayısının artırılmasına neden olan koşullar değiştiğinde işlerini kaybetmektedir. Bu açıdan esneklik, enformelliği artırmakta, enformellik ise esnekliğin sağlanmasını kolaylaştırmaktadır.
“Sarı Sendika” nedir? Araştırınız. Sarı sendika, çalışanların haklarını savunuyormuş gibi görünüp daha çok işverenin çıkarlarını gerçekleştiren sendikadır. Sarı sendikalar, demokratik işleyişe sahip değildir, işçilerin çıkarlarını korur gibi görünseler de aslında işverenlerin çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışırlar. Toplu sözleşmeleri hazırlarken işçilere danışmaz ve bilgi vermezler, işçilerin bilinçlendirilmesine yönelik programlar hazırlamazlar. İlk sarı sendika, Pierre Biétry tarafından 1902 yılında Fransa’da kurulmuş, iş yerinin finansal desteğini almış ve grevlere katılmayı reddetmiştir.
Çalışma ortamlarında ayrımcılık sıklıkla “duygusal taciz” biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Duygusal taciz kavramını tanımlamaya çalışın. Duygusal taciz, çalışma yaşamındaki baskı, şiddet ve yıldırma eylemlerini tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. İş yeri zorbalığı ya da ‘mobbing’ olarak da adlandırılan duygusal ve psikolojik taciz kavramı, iş yerindeki bir veya birkaç kişi tarafından bir çalışan üzerinde yoğun bir baskı kurulmasını, çalışana duygusal olarak saldırılmasını, psikolojik terör yaratılmasını ve böylece çalışanın verimliliğinin en alt düzeye inmesini sağlayarak, işten ayrılmaya zorlanmasını ifade eder.

Özet

Dar ve geniş anlamıyla çalışma, kayıtlı ve kayıt dışı çalışma ve işsizlik kavramlarını tanımlamak.
Dar anlamı ile çalışma kavramı bir bireyin belli bir ücret karşılığı emeğini satmasıdır. Geniş anlamı ile çalışma kavramı ise toplumsal yaşamın sürdürülmesine yönelik olarak bireylerin ücretli ve/ya ücretsiz olarak yaptıkları uğraşların tümüdür. Kayıtlı çalışma işverenler ile çalışanlar arasında iş gücü istihdamının belli bir sözleşmeye dayalı olarak yapılmasıdır. Kayıt dışı çalışma ise iş gücü istihdamının işveren ile çalışanlar arasında resmî olmayan bir anlaşmaya dayalı olarak yapılmasıdır. İşsizlik bir toplumda iş gücü niteliği açısından çalışmaya hazır ve istekli olan bireylerin iş sahibi olamama veya ücretli bir işte istihdam edilememe durumudur.
Çalışma kavramının toplumsal yapı açısından önemini açıklamak.
Çalışma toplumsal yaşamımızın en önemli faaliyetlerinden birisidir. Günümüzde bireylerin ne tür işleri yaptıkları, hangi koşullarda çalıştıkları, ne kadar gelir elde ettikleri ve çalışma yaşamı ile ilgili ne gibi yasal haklara sahip oldukları son derece önemli bir konudur. Çünkü bireylerin içinde bulunduğu çalışma yaşamının niteliği toplumsal yaşamın diğer tüm boyutları üzerinde doğrudan bir etkisi olmaktadır. Öyle ki toplumsal yaşam içerisinde bireylerin çoğu hayatlarının önemli bir bölümünü çalışarak geçirirler. Çalışma sosyal statü, nitelikli bir sosyal çevre, ekonomik gelir ve sosyal güvence gibi getirilerin yanı sıra aynı zamanda bireyler açısından kendilerini geliştirmelerinin de bir aracıdır.
Türkiye’de çalışma yaşamının temel boyutlarını açıklamak.
Resmî verilere göre 2008 yılı itibarıyla Türkiye’nin nüfusu 71.517.000 kişidir. Toplam nüfus içerisinde çalışmaya hazır durumdaki iş gücü nüfusu 24.632 000’dir. Türkiye’de toplam istihdam ise 21,9 milyon civarındadır. Türkiye’de istihdam edilenlerin önemli bir bölümü kentlerde yaşamaktadır. TÜİK’in hesaplamalarına göre 2008 yılı itibarıyla kentsel iş gücü istihdamı 16 milyon, kırsal iş gücü istihdamı ise 6 milyon civarındadır. Türkiye’de iş gücünün dörtte üçü erkektir ve işsizlik oranı resmî rakamlara göre iki buçuk milyondur. Ancak resmî olmayan hesaplamalar işsizlik rakamını 5 milyona kadar çıkarabilmektedir.
Türkiye’de çalışma yaşamında karşılaşılan temel sorunları özetlemek.
Türkiye’de çalışma yaşamının temel sorunlarını enformelleşme, esneklik, iş gücünün örgütsüzlüğü, taşeron iş gücü istihdamının yaygınlaşması ve çalışma yaşamında karşılaşılan çok yönlü ayrımcılıktır.
Türkiye’de çalışma yaşamını ve sorunlarını bir bütün olarak değerlendirmek.
Türkiye kırdan kente göç, eğitimsiz ve vasıfsız iş gücünün varlığı, yüksek işsizlik oranı, kayıt dışı çalışma ve taşeronlaşma ücretlerin düşmesine ve sosyal güvencesiz işlerin sayısının artmasına neden olmaktadır. Türkiye’de kadınlar, eski hükümlüler, engelliler, işsizler ve gençler olmak üzere çeşitli toplumsal gruplar ve sınışar çalışma yaşamındaki bu olumsuz gelişmelerden farklı düzeylerde etkilenmektedir. Özellikle çalışma yaşamında yaygınlaşmaya başlayan enformelleşme ve esnek istihdam çalışan yoksulların sayısının artmasında çok önemli bir rol oynamaktadır.
 

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
17,346
Mesajlar
134,204
Kullanıcılar
90,562
Son üye
Twinklemissstar
Üst