Aöf Çağdaş Türk Edebiyatları-1- 2.Ünite Ders Notları

tremendous

Forum Yöneticisi
Katılım
11 Ara 2012
Mesajlar
1,782
Tepkime puanı
7
Puanları
0
Bölüm:
MEZUN
Şehir:
İstanbul
Aöf Çağdaş Türk Edebiyatları-1- 2.Ünite Ders Notları


Türk dilini yazmak için tarih boyunca birçok alfabe kullanıldığı bilinse de bunlar arasın­da şimdiye kadar en uzun ömürlü olanı ve bazı yörelerde hâlen kullanılanı Arap alfabe­si olmuştur
Türk dünyasında XIX. yüzyılda modernleşme hareketleriyle birlikte aydınlar arasın­da ortaya çıkan ulusal bilinç, demokrasi ve halkçılık düşünceleri, devlet yöneticilerinin “teb’a idare edilmesi geren bir sürüdür” anlayışını zamanla kökünden değiştirmiştir.
Yö­netimler, özellikle aydınların ve burjuva sınıfının baskısı ile halka değer vermeye, ona say­gı göstermeye, ihtiyaçlarını karşılamaya kendilerini zorunlu hissetmişlerdir.

güç­lü devlet olabilmek idealiyle, ulusu cehaletten kurtarma, terbiye etme (iyi vatandaş yetiş­tirme) amacıyla genel bir eğitim faaliyeti başlatılmış, öncelikle ilkokullar yaygınlaştırıl­mıştır.
Arap harfleriyle herhangi bir şey basma, Arap harflerinin yapısı itibarıyla uzun zaman alıyor, dizgi işleri basım masrafının büyük bir kısmını oluşturuyordu

Matbaacılar, Arap harflerinin şekillerini biraz değiştire­rek (Şinasi, Ebüzziya Tevfik) hem dizgi işlerini hızlandırmak hem de güzel baskı elde ede­bilmek için bir hayli uğraştılar

Ahmet Cevdet Paşa (1854’te) ve Şemsettin Sami, Arap harf­lerine bazı işaretler (hareke benzeri) ilave ederek, kelimelerin doğru okunmasına önem­li ölçüde katkıda bulundular
ilkokullarda çocukların anadillerinde (Türkçe) eğitime başlamaları, Arap alfa­besindeki okuma-yazma problemlerinin daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmasına sebep olmuştu

1910’lı yıllardan iti­baren Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Nuri İleri, Abdullah Cevdet, Kılıçzade Hakkı gibi Türk aydınları açık açık Latin harflerini kabul etmenin gerektiğini öne sürdüler.

Rusya’da Kazan’ın düşmesiyle (1552) başlayan Hıristiyanlaştırma hareketlerinde mis­yonerler, XVIII. yy.ın ortalarından itibaren Kiril alfabesini Müslüman olan veya olma­yan çeşitli Türk boylarının dillerinde dinî metinleri yazmak ve bastırmak için kullandılar.
Ruslarla iç içe yaşamak ve onların dilini bilmek mecburiyeti sebebiyle Kazan, Tiflis, Bakû, Taşkent gibi şehirlerde Türk aydınları Rusça öğretmek amacıyla yazdıkları kitaplar­da mecburen bazı kelime veya ifadeleri Kiril harfleriyle veriyorlardı
Türk aydınları da misyonerlerin etkisinde kalarak ve eğitimde kolaylık sağla­yacağına inanarak Kiril alfabesini kullanmaya başladılar.
Kazaklardan Ibıray Altinsarin 1879’da “Kirgizkaya hrestomatiyaadlı okuma kitabını Kiril alfabesiyle yazıp bastırdı
XIX. yüzyılda Kulayev, Mirza Kazım Bey, V. Radloff, İlminski (hem misyoner, hem de bi­lim adamıdır) gibi Rusya'daki bazı bilim adamları da çeşitli konulardaki eserlerini (bazen Arap alfabesini de kullanmalarına rağmen) esasen Kiril alfabesiyle yayımlayarak, bu alfa­benin yaygınlaşmasını sağlasalar da Arap alfabesi, Çarlık Rusyası’ndaki Türk boyları ara­sında 1920’li yılların sonlarına kadar millî alfabe olarak kullanıldı

Azerbaycan’da 1857’de Mirze Feteli Aħundzade, Türkiye’de 1862’de Münif Efendi bir konferansında bu meseleyi ele aldı.
Kısa bir süre sonra, İngiltere’de İranlı Mirza Melküm Han, Arap harflerinin aslî biçimlerini koruyarak onları Latin harfleri gibi tek tek yazmayı ve metinleri bu şekilde basmayı teklif etti

M. F. Aħundzade 1863’te İstanbul’a gelip Arap harflerini kendi yapısı içinde ıslaha da­yanan projesini Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’ye sundu; fakat, bu tasarı, baskı işlerindeki problemleri halletmediği gerekçesiyle kabul edilmedi

Ahundzade 1873’te Arap harflerinin ıslah edilmesi, 1877’de Latin harflerinin kabulü öne sürülür
1879’da Tiflis’te Mehemmedağa Şahtahtlı, Rusça ve Azerbaycan Türkçesiyle “Tekmil­leştirilmiş Müselman Elifbası”ve 1902’de de “Savtî Şark Elifbası” adlı kitaplarını bastırır.1903’te yayımladığı Şark-i Rus gazetesinde de Arap alfabesi tasarısını halka tanıtmaya baş­lar
İsmail Gaspıralı, Şahtahtlı’nın Arap harflerinin baş kısımlarının aslî biçimini mümkün olduğu ölçüde koruyarak, Türkçedeki dokuz ünlüyü Arap rakamlarıyla yazma esasına da­yanan tasarısını sert bir şekilde eleştirir
Rus yönetimi altında yaşayan Türk aydınları arasında alfabe problemi Türkiye’den daha rahat bir şekilde tartışılıyor, hükûmet buna engel olmuyordu

Rusya’daki Türk­ler arasında alfabe problemi XX. yy. başlarından itibaren giderek daha fazla tartışılır bir hâle geldi
1910’lu yıllardan itibaren İdil-Ural Tatarlarının gazetelerinde, kitaplarında fonetikleş­tirilmiş bir Arap alfabesi kullanımı giderek yaygınlaşır

İ. Gaspıralı da pek istemese bile 1911’ten itibaren Tercüman’da kısmen fonetikleştirilmiş bir imlayla bazı yazılar yayımlar.
Ahmet Baytursunoğlu 1912’de “Okuv Kuralı”adlı alfabe-okuma kitabında Arap alfabesini, Kazakçanın ses özelliklerini tamamıyla yansıtacak şekilde fonetikleştirir ve bu alfabe geniş kabul görür

Özbekler de bu gelişmeye uyar; Abdurrauf Fıtrat’ın da içinde bulunduğu bir gurup 1923’te dokuz unlunun varlığına dayanan bir Arap alfabesi hazırlar ve ıslah edilmiş (fonetikleştirilmiş) bu alfabe Özbekistan’da kullanılır

1917 Rus Devrimi’nden sonra hem ıslah edilmiş Arap alfabesinin hem de Latin harflerine geçmek isteyen aydınların sayısı bir hayli artar

1920’li yılların başlarından itibaren Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’nde Latin alfabesine geçiş için komiteler kurulur, alfabe tasarıları hazırlatılır

Arap harflerini ıslah etmek isteyenler gerici, devrim karşıtlı, Latin harflerini savunanlar ilerici, devrimci
olarak tanımlanmaya başlar.

Sovyetler Birliği’ndeki Türk boylarının matbuatında kısmen Latin harfleriyle çeşitli metinler, gazetelerde, dergilerde bazı yazılar çıkar, Latin harflerine ait değişik alfabe tasarıları birbiri ardınca yayımlanır
Türk aydınları arasında Arap harflerinin ıslahı veya Latin harfleriyle değiştirilmesi yolundaki eğilimlerin artık olgunlaştığını gören Sovyet hükümeti 1926’da Bakü’de I. Türkoloji Kurultayı’nın toplanmasını
Sağlar

Türkoloji problemi ele alınır, Sovyet siyasetinin amacına uygun olarak alfabe konusundaki tartışmalar kurultaya damgasını vurur, diğer konular bu tartışmanın gölgesinde kalır

Kurultaya Türkiye’den de Avrupa’dan da bazı delegeler davet edilir. Komünist yönetim, kurultayda Sovyet delegeleri üzerinde büyük baskılar kurularak Latin harfleri lehine karar çıkarmayı başarır

Delegeler aynı zamanda bütün Türk boyları için tek bir Latin alfabesinin uygulanmasını kararlaştırır

Ortak edebi dil ve ortak imla kurallarından vazgeçilmediği “Ortak edebî dilde aynı imla şekillerinin korunmasını önererekKurultay, bazı Türk dillerinde karşılaşılan bölgecilik (dağınıklık) meyillerini reddediyor” (1926 Bakû Türkoloji Kurultayı 2008: 460) şeklinde karar alınmasından anlaşılıyor

Sovyet yönetiminin asıl isteği, Türkler arasında eğitimi kolaylaştırmak değil, Müslüman Türk halklarının Arap alfabesiyle bağını ortadan kaldırarak onları eski dini-milli kültürlerinden koparmak ve aynı zamanda alfabeleri farklılaştırarak onları birbirinden uzaklaştırmak idi

Sovyetler Birliği’nin görünürdeki “beynelmilelci, hümanist kültürü” içinde, onları daha kolay “Sovyetleştirmek” yani dolaylı olarak Ruslaştırmak mümkün olacaktı.

İsmail Gaspıralı’nın 1880’li yıllardaki teşebbüsleriyle başlamış ve 1920’li yıllara gelindiğinde Türk boyları arasında bir hayli taraftar bulmuş ve yaygınlaşmaya başlamış “tek ulusal kimlik”, “ortak edebi Türk dili” ve “ortak modern kültür” ideali, sömürgeci Rusları eskiden beri korkutmuş, onların Türk boylarını ayrı ayrı bir “ulus” haline getirme siyasetinin önündeki en büyük engel olarak değerlendirilmişti.

Önceleri Rus misyonerlerinin siyaseti olan Türk boyları arasında ayrı ayrı “milli diller yaratmak” idealinde XX. yüzyıla gelinceye kadar belli ölçüde mesafe alınmış ve bir hayli tecrübe kazanılmıştı

Bu işteki on büyük engel, ortak İslam kültürü ve onun temsil eden Arap alfabesi ve bu alfabeyle bütün Türkistan’da ve Kuzey-Batı Türklüğü arasında Çağatay Türkçesiyle oluşturulmuş dini, edebi ve ilmi medeniyet eserleri idi

Taşkent'te de Ostroumov’un başında bulunduğu Türkistan Vilayetiniñ Gazetesi’nde Çağatay Türkçesinin bütünlüğünü bozma faaliyeti yürütülüyordu

İlminski ve Ostoumov’un siyaseti, Sovyet döneminde alfabe değişikliği yapılırken bir basamak daha ileriye götürüldü. Latin alfabesine geçişte bütün Türk boylarının aydınları,bilim adamları büyük ölçüde “alfabe ortaklığı”a, alfabelerde ortak harf ve seslerin bulunmasına büyük ölçüde özen gösterseler de 1938’de Kiril alfabesine geçişte, alfabe birliği tam olarak bozuldu

Çağatay Türkçesinin merkezinde bulunan Özbekçede, Buhara, Taşkent ve Semerkant gibi şehirlerde asırlarca suren medrese eğitiminin ve bu şehirlerde bulunan Taciklerin etkisiyle konuşma dilinde ortaya çıkan değişikliklerin alfabeye yansıtılması için büyük bir caba gösterildi

Kiril alfabesine geçilirkenÖzbekçeyi çevreleyen Türkmence, Kazakça ve Kırgızcada tam bir fonetik
imla kullanılarak yazı dili ve fonolojik anlayışa dayanan eski alfabe birliği, tam olarak ortadan kaldırılmış oldu.

Rus yönetiminin hiç beklemediği şey,1 Kasım 1928’de Türkiye Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği’nde uygulanan Latin alfabesini de göz önünde bulundurarak alfabeyi değiştirme kararı alır, Türk halkları arasında yeniden alfabe birliği sağlanmış olur

Birçok Türk aydınının, halkın eğitim seviyesinin yükseltilmesinde, kültürel kalkınmada etkili olacağı, dünyaya açılmayı kolaylaştıracağı için destekledikleri Latin alfabesine geçme, Sovyet yöneticileri için “Ruslaştırmanın ‘’ birinci aşamasıydı

1938-40’ta Sovyet hükümeti ikinci aşama olan alfabeleri Kirilleştirmeye başladı.

Latin alfabesinde bütün Türk halklarının aynı alfabeyi kullanması temel düşünce olarak kabul edilmişti. Kabul ettirilen Kiril alfabesinde bu temel prensip de bozuldu

her bir Türk halkına ayrı bir alfabe uyarlandı, üstelik alfabelerdeki harflerin sırası da değiştirildi.
Bununla da yetinilmedi Kiril alfabesindeki aynı karakter (harf), alfabelerde başka başka sesleri karşılamak için kullanıldı

Mesela, Azeri Kiril alfabesindeki “A”, “O”, “E” harflerinin fonetik değeri ile Özbek alfabesinde kullanılan aynı harflerin fonetik karşılığı bir değildi.

Bunun tersine Türk boylarının hiç birinin lehçesi için gerekli olmayan ama;

Rusçada var olan E (ye), Ю (yu), Я (ya) gibi çift sesleri karşılayan harfler veya sadece Rusçada olan Ц (ts), щ (Şc), harfleri ve ъ (kalınlık), ь (incelik) işaretleri de sırf Rusça kelimelerin asli imlalarıyla yazılabilmesi için kabul ettirildi

Stalin’in ölümünden sonra Sovyet rejiminin biraz yumuşamasını fırsat bilen Türk boyları, değişik tarihlerde bu harfleri, işaretleri, alfabelerinden çıkarmaya başladılarsa da bazılarının alfabelerinde bunlar günümüze kadar devam etmektedir.

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsız Türk cumhuriyetlerinde Latin alfabesi yeniden gündeme geldi,

Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nün girişimiyle 18-20 Kasım 1991’te İstanbul’da “Miletler Arası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu” düzenlendi.

Türkiye’de kullanılan Latin alfabesini esas alarak 34 harfli bir Latin alfabesi tasarısını kabul edip bu tasarıyı Türk cumhuriyetleri yetkililerinin dikkatine sundu.

25 Aralık 1991’de Azerbaycan’da nispeten çok yakın bir Latin alfabesi benimsendi ama;
12 Nisan 1993’te Türkmenistan’da ve 2 Eylül 1993’te Özbekistan’da kabul edilen Latin alfabeleri, bilim ve siyaset çevreleri için hayal kırıklığından başka bir şey olmadı

Gagavuzlar Latin alfabesine geçmiştir. Tatar ve Başkurtlar arasında Latin harflerine geçiş Rusya Federasyonu tarafından engellenmiştir

Ukrayna’ya bağlı Kırım Otonom Cumhuriyeti’nde yaşayan Kırım Tatarları arasında resmen alfabe değişikliği olmasa da Latin harfleriyle kitap ve sureli yayın da basılabilmektedir

Not; kitabıngeri kalan kısımda alfabeler bulunmaktadır,dikkatinize…

HAZIRLAYAN:Melis Edebiyat
 

Çevrimiçi üyeler

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
19,408
Mesajlar
150,221
Kullanıcılar
90,396
Son üye
Ravza
Üst