Aöf Endüstri Sosyolojisi Ders Notları 4. Ünite

AOFDESTEK

ADMİN
Yönetici
Admin
Katılım
9 Şub 2011
Mesajlar
5,873
Tepkime puanı
22
Puanları
38
Bölüm:
İşletme
Şehir:
Bursa
ÜNİTE 4

ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ KAVRAMI :
Endüstri ilişkileri; diğer disiplinlerden etkilenen, onların bilgi ve araştırmalarından yararlanan disiplinler arası bir bilimdir. uyuşmazlıkların çözümü, ücretlerin belirlenmesi, işçi ve işveren sendikaları, devletin çalışma hayatındaki yeri gibi birçok konuyu bir arada inceleyen tek bilim dalı endüstri ilişkileridir.

Endüstri ilişkilerinin verilerinden yararlandığı bilim dalları arasında ekonomi, hukuk, tarih, siyaset bilimi, çalışma ekonomisi, sosyal politika, psikoloji, sosyoloji, işletme ve insan kaynakları yönetimi sayılabilir

.Endüstri Devrimi sonrası yaşanan gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan endüstri ilişkileri kavramı, ilk kez 1912 yılında ABD’de Kongre’nin çalışma hayatına ilişkin kurduğu bir komisyonun adı olarak kullanılmıştır.

İngiltere’de ise ilk kez 1926 yılında Ticaret Bakanlığı’nın bir araştırması kapsamında endüstri ilişkileri kavramı geçmiştir.

Genel olarak endüstri ilişkileri; sanayileşmenin bir ürünü olan, işçi ve işveren arasındaki bireysel ilişkilerden örgütlü taraflar arasındaki ilişkilere geçişle beraber ortaya çıkan, devletin az ya da çok müdahale ettiği, merkezinde bölüşüm ve çalışma koşullarının yer aldığı toplu pazarlıklara dayalı olan emek ve sermaye örgütleri arasındaki kurumsallaşmış ilişkiler anlamına gelmektedir.

Endüstri ilişkileri, günümüzde ücretlilerle işverenler arasında kurulan ve başat olan çalışma ilişkisini anlatan bir kavramdır.
Endüstri ilişkileri daha geleneksel bir ifadedir ve imalat sektöründe sendikalı olarak çalışan mavi yakalı işçileri kapsamaktadır. Çalışma ilişkileri ise genellikle sendikalaşma oranı düşük olan ve ticaret ile hizmet sektörlerinde çalışan beyaz yakalı işçilerin sayıca artmasıyla daha çok kullanılır hâle gelmiştir. Çalışma ilişkileri endüstri ilişkilerinden daha sonra ortaya çıkan bir kavramdır. endüstri ilişkilerinin Endüstri Devrimi’nin bir sonucu olarak sanayileşme ile birlikte ortaya çıkması; çalışma ilişkilerinin ise üretim, yönetim ve istihdam biçimlerinin dönüştüğü sanayi ötesi toplumların bir kavramı olmasıdır.

Endüstri ilişkileri teorisi Amerikalı iktisatçı John T. Dunlop tarafından geliştirilmiştir. Dunlop, endüstri ilişkileri sisteminin, toplumun ekonomik sisteminin bir parçası değil; fakat onun ayrı bir alt sistemi olduğunu ileri sürmüş ve kısmen ekonomik ve politik karar verme mekanizmaları ile ilişkili olarak ele almıştır. Dunlop için endüstri ilişkileri sistemi; belirli aktörlerden, çerçevelerden ve endüstri ilişkileri sistemini bütünleştiren ideolojiden ve iş yerindeki aktörlerin yönetilmesi için oluşturulan kurallar bütününden oluşmaktadır.

Aktörler; yönetim hiyerarşisini ve temsilcilerini, işçiler ve temsilcilerini ve devlet yetkilileri gibi uzmanlaşmış üçüncü taraf kurumlarını içerir.

Endüstri ilişkileri konusunda ilginç bir tanım Sir Arthur Conan Poyle tarafından yapılmıştır. Poyle’ye göre “endüstri ilişkilerini incelemek dedektif olmak gibidir, bilgiye sahip olmadan onu teorilefltirmek en büyük hata olur”.


ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ SİSTEMİNİN AKTÖRLERİ :

Endüstri ilişkileri sisteminin dinamik bir yapıya sahip olması, zamanla bir başkalaşımı da getirmiştir; fakat sistemi meydana getiren aktörler hiçbir zaman değişmemiştir. İşçi, işveren ve devlet’in rollerinde zamanla bir değişim olsa da sistem hep bu üçlüden oluşmuştur. Dunlop’a göre de “endüstri ilişkileri sistemi aile yapısının ve politik yapının dışında işçi, işveren ve yöneticiler arasında belirlenmektedir”( Endüstri ilişkilerinin üç temel aktörü; işçiler ve örgütleri, işverenler ve örgütleri, devlettir.)


ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ SİSTEMİNİN GELİŞME AŞAMALARI :

Başlangıcından günümüze kadar endüstri ilişkilerinin gelişim sürecinde ekonomik, sosyal, siyasal ve teknolojik faktörler etkili olmuştur. Devletin rolüne ve amaçlarına bağlı olarak endüstri ilişkileri sisteminin gelişim süreci dört aşamada incelenecektir.(Devletin rolü ve amaçları doğrultusunda endüstri ilişkilerinin geçirdiği dönemler; kitle üretim dönemi, müdahaleci dönem, liberal dönem ve sendikasız endüstri ilişkileri dönemidir.)



KİTLE ÜRETİM DÖNEMİ :
Kitle üretim dönemi, sanayileşmenin ilk dönemlerine karşılık gelen başlangıç dönemini kapsamaktadır. Bu dönem içinde toplu sözleşme ve örgütsel anlamda güçlü ve etkin sendikalar yoktu; işçi ve işveren arasında günümüzdeki anlamıyla bir akit anlayışı yoktu, çünkü bu dönemde toplu pazarlık gelişmediği gibi işçiler de henüz çok zayıftı.Makinelerin üretimde kullanımının yaygınlaşmasını; uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve işsizlik izlemiştir. Tüm bu gelişmeler, işçi sınıfının işveren karşısında zayıf kalmasına meydan vermiştir.

MÜDAHALECİ DÖNEM :
Müdahaleci Dönem Devletin iktisadi hayata müdahale etmemesi gerektiği fikri 1930’lara kadar geçerli olmuştur. Fakat bireye değer verirken bireyler arası ilişkilere ve eşitsizliklere seyirci kalan liberal devlet anlayışı, endüstrileşmeyle ortaya çıkan sorunları ve sınıfsal ayrımları önlememiş, aksine daha da artırmıştır.


LİBERAL DÖNEM :
Liberal DönemKeynesyen ekonomik politikalarla tam istihdamın hedeflendiği, refah devleti politikalarıyla ücretlilere belirli bir ekonomik güvence sağlandığı ve çoğulcu demokrasi uygulamaları içinde sendikaların örgütlenme ve etkinlik alanının genişlediği dönem; endüstri ilişkileri açısından “altın çağ” olarak nitelendirilmektedir. Bu dönemde sosyal devlet anlayışı ön plana çıkmıştır. Devlet; eğitim, sağlık, sosyal konut, sosyal güvenlik yardımı gibi toplumun geniş kesimlerinin refahını ilgilendiren kamusal hizmetleri de üstlenmiştir.


SENDİKASIZ ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ :

Sendikasız Endüstri İlişkileri 1970 sonrası küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan en önemli gelişme, neo-liberal akımların güç kazanmaları olurken sendikalar için de yeni oluşumlar ve senaryolar ortaya çıkmıştır. Bu senaryolar içinde en önemlisi, sendikaların etkinliğinin giderek azalacağı yönündeki görüşlerdir. Sendikasız endüstri ilişkileri sistemi, özellikle 1970’lerden sonra başlayan postendüstriyel dönüşüm sonrası gündeme gelmiştir.


SENDİKACILIĞA GENEL BİR BAKIŞ :
Sendika kavramı, ilk kez İngiltere’de bir şehir veya bölgede işçilerin genel çıkarlarını korumak için kalfalar arasında kurulup geliştirilen dostluk örgütlerinin ortak eylemlerini anlatmak için kullanılmıştır. İngiltere, ABD, Almanya gibi bazı ülkelerde sendika kavramı, yalnızca işçi örgülerini ifade ederken, Fransa ve Türkiye gibi bazı ülkelerde hem işçi hem de işveren örgütlerine karşılık gelmektedir. Sendikaların evrensel temelde birtakım ortak özellikleri şöyle sıralanabilir: Sendikalar; a) mücadele örgütleridir, b) meslek örgütleridir, c) sınıf örgütleridir, d) demokratik örgütlerdir, e) kitle örgütleridir, f) çalışma hayatında ve ekonomik ilişkilerde barışı ve istikrarı sağlayan örgütlerdir, g) adil ve hakça bir gelir dağılımını sağlayan örgütlerdir. Sendikaların sivil toplum örgütü olmadıklarına dair görüşler ileri sürülse de devlete karşı özerk olmaları, gönüllülük esasına dayalı olarak kurulmaları, üyeleri tarafından kendi çıkarlarını korumak üzere kurulmuş olmaları ve baskı grubu olmaları gibi nitelikleri dikkate alındığında sivil toplum örgütleri olduğu ileri sürülebilir. II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan ekonomik gelişmeler, üretim yöntemlerindeki değişmeler, yeni teknolojiler, devletin rolündeki değişim, işverenlerin yönetim yaklaşımlarındaki farklılıklar, istihdamın sektörel dağılımındaki gelişmeler, standart dışı çalışmanın yaygınlaşması gibi istihdam yapısında meydana gelen değişimler, kadın işgücünün artışı, genç işgücünün artan önemi, işgücünün daha nitelikli olması yolundakideğişmeler gibi işgücünün yapısındaki değişmelerin sendikalar üzerinde etkili olduğu söylenebilir. Sendikacılıkla ilgili olarak işveren güdümlü sendikacılığı ifade eden yaklaşım sarı sendikacılıktır. İşçi hareketinin simgesel rengi 19. yy.ın ortalarından itibaren “kızıl” olmuştur. Tarihçi Pierre Brizan’a göre “sarı sendika” veya “sarı sendikacılık” terimi ilk kez 1899’da Fransa’da kullanılmıştır. 1901 yılından itibaren yayımlanan işçi Birliği ve Sarı adlı bir de yayınları vardı. 20 yy.ın ilk çeyreğinden sonra dünyada işçi ve sendika hareketinin gelişmesinde motor gücün sınıfsal ve sosyalist bir öz kazanmasıyla işçi hareketinin gelişkin olduğu bütün ülkelere “sarı sendika” veya “sarı sendikacılık”, işçi hareketi içinde kötüleyici bir anlam kazanmış ve işveren yanlısı bir anlayışın ifadesi hâline gelmiştir


TÜRKİYEDE SENDİKACILIĞIN KISA TAHİHÇESİ :
. Türkiye’de Sendikacılığın Kısa Tarihçesi Türkiye’de işçi sendikacılığının tarihsel gelişimi dört temel dönem içinde incelenebilir. Bunlar; cemiyetler dönemi (1923-1946), kuruluş dönemi (1946-1960), gelişme dönemi (1960-1980) ve değişen koşullarda sendikacılık dönemi (1980’den günümüze kadar)’dir. Türkiye’de sendikacılığın cemiyetler dönemi olarak anılan dönemde yani 1923- 1946 yılları arasında ekonomik, siyasal, hukuki ve sosyal koşullar sendikaların gelişmesine uygun bir ortamın oluşumunu engellemiştir. Sanayileşmenin temel hedef olarak belirlendiği Cumhuriyet’in ilk yıllarında dış borçlar sorunu ve eski gümrük rejimi, sanayileşmeyi olumsuz yönde etkilemiştir. 1923 sonrasındaki dönemde işçi örgütlenmelerinin yasal dayanaklarını 16 Ağustos 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu ve örgütlenme hakkını tanıyan 1924 tarihli Anayasa oluşturmuştur. Ta’til-i Eşgal Kanunu, Takrir-i Sükun ve Cemiyetler Kanunu sendikacılığın gelişimini uzun süre olumsuz etkileyen yasal düzenlemeler olmuştur.( Kamuya yönelik hizmetlerde sendikalaşmayı yasaklayan Ta’til-i Eşgal Kanunu, Yeni iş Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1937 tarihine kadar uygulamada kalmıştır) . 1950’ler, sendika hareketinin gelişimi sürecinde çok önemli yıllar olmuştur. 1946’da sınıf esasına göre cemiyet kurma yasağının kaldırılmasıyla birlikte çoğunlukla da Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) ve Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) tarafından pek çok sendika kurulmuştur.

TÜRKİYENİN İLK SENDİKA KANUNU : 20 şubat 1947 tarihli ve 5018 sayılı “İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun” adıyla çıkmıştır. Bu Kanun 13 madde ve geçici bir maddeden oluşmuştur. Türk sendikacılığının güçlü merkezî yapıya kavuşması, 1952’de 10 sendikal üst örgütün bir araya gelerek kurduğuTürkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ile gerçekleşmiştir.

Ülkenin ekonomik yapısının hâlâ tarıma dayanması, sanayileşme hamlesinin belli bir yol kat edememesi ve işçi sayısının nitelik ve nicelik bakımından istenen düzeye ulaşamaması; sendikacılığın kuruluş dönemi olan 1946-1960 döneminde sendikalaşmayı olumsuz etkileyen unsurlar olmuştur.

Bu etkenlerin yanında grevli toplu pazarlık hakkının olmayışı, işverenlerin tutumu ve sendikaların mali güçlükleri de sayılabilir.Türkiye’de sendikacılığın kişilik kazanma ve gelişme dönemi olarak anılan 1960- 1980 yıllarının ekonomik açıdan en belirgin özelliği, kalkınmada planlı döneme geçilmiş olmasıdır.

Günümüzde sendikaların örgütlenme modeli, iş kolu sendikaları; üst örgütlenme modeli ise konfederasyonlardır. Ancak 1983 yılında çıkarılan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’na kadar geçen dönem içinde iş kolu sendikaları ve konfederasyonlar dışında, iş yeri ve meslek sendikalarından başlayarak birlikler ve federasyonlara doğru genişleyen çeşitli düzeylerde taban ve üst örgütlenme modelleri görülmüştür. Türkiye’de sendikalı işçi sayısı ve sendikalaşma oranları 2821 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesi ile beraber Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca yılda iki kez yayımlanan istatistiklerle belirlenmektedir.

. HAK-iş, 22 Ekim 1976 tarihinde Ankara’da kurulmuştur.7 Mayıs 1983 tarihli Sendikalar ve Toplu iş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasaları’nın yürürlüğe girmesinden sonra HAK-iş Konfederasyonu, sendikalarını hızla yeni yasalara uyarlayarak yeni sendikal döneme hazırlamıştır. HAK-iş’in 400 bin üyesi bulunmaktadır. Türkiye’de 2821 Sayılı Kanuna göre işveren sendikaları, iş kolu esasına göre ve Türkiye çapında faaliyet göstermek üzere kurulmaktadır. Kamu işletmeleri İşverenler Sendikası (Kamu-İş) ve Türk Ağır Sanayi ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası (TÜHİS) kamu sektöründe faaliyet göstermekte olan işveren sendikalarıdır. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren 21 sendikadan oluşmaktadır. TİSK, Türkiye’deki işveren sendikalarının üst örgütüdür. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ise işverenlerin ekonomik çıkarlarını temsil eden bir örgüttür. İşverenler bu gibi örgütler yanında 1971’de kurulan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve 1990’da kurulan Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) gibi derneklere üye olabilmektedirler. Türkiye’de 1960’lı yılların ortasından itibaren sayıca biraz artan işveren sendikaları, 1980’e kadar mevcudunu korumuştur. 2008 yılında toplam 47 işveren sendikasının 21’i TİSK’e bağlıdır, 24’ü ise bağımsızdır. 2821 sayılı kanun’un 3. maddesine göre birden fazla iş kolunda faaliyet gösteren TİSK üyesi 2 kamu işveren sendikası (Kamu-iş ve Tühis), sadece toplamlara eklenmiştir.
 

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
19,425
Mesajlar
150,241
Kullanıcılar
90,402
Son üye
hrnrms49
Üst