Aöf Etik Ders Notları 4. 5. 6. Üniteler

AOFDESTEK

ADMİN
Yönetici
Admin
Katılım
9 Şub 2011
Mesajlar
5,844
Tepkime puanı
22
Puanları
38
Bölüm:
İşletme
Şehir:
Bursa
ETİK 4. ÜNİTE

18. VE 19. YÜZYILLARDA ETİK



-AYDINLANMA-

*Aydınlanma kavramının içeriğini ve aydınlanmanın insan için önemini en özlü şekilde dile getiren filozof "immanuel kant" tır.
*Kant'a göre aydınlanma,insanın kendi suçuyla düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır.
*İnsanın hayatı aklı ile aydınlatmasıdır.
*Aydınlanma yüzyılı 18. yüzyıldır.
*İnsanların düşünürken ve değerlendirirken dinsel ve geleneksel değer yargılarına bağlı olmaktan kurtulmasıdır.

-THOMAS HOBBES-

*İnsanlar doğuştan bencildir.
*İnsanların eylemini yöneten güdü 'kendini koruma ve sevme içgüdüsüdür.
*İnsanların hepsinin ortak ereği barıştır.
*Etik,insanların barış ve güven içinde yaşaması için bir araçtır.
*İnsan doğuştan etik bir varlık değildir,etik ilkeler türün yararı için akıl yoluyla ortaya konur.
*Etiği dinden bağımsız şekilde ele almıştır.

-JOHN LOCKE-

*Etik sorunları toplumsal ve hukuksal bakımdan ele alır.
*İnsan zihni bir tabula rasa'dır.
*İyi ve kötüyü belirleyen şey haz ve acıdır.

-BERNARD DE MANDEVİLLE-

*İnsanda esas olan ve onu başarıya götüren şeyin "bencillik" olduğunu belirtmiştir.
*Etik boyutun toplumun iyiliğine ve kültürün gelişmesine bir katkısı yoktur.
*Bütün insanların erdemli olduğu bir toplum olamaz.

-FRANCİS HUTCHESON VE ANTHONY ASHLEY COOPER, EARL OF SHAFTESBURY-

*Hutcheson ve shaftesbury etik duyarlılığın temelinde bir duygunun bulunduğunu düşünmüştür.
*Duygu insanı, iyiye,güzele ve doğruya yöneltir.
Hutcheson;
*İnsandaki ahlaksal ayrımlar yapma yetisinin ahlak duygusu olduğunu belirtmiştir.
*İnsanda doğal olarak bir güzellik duygusu vardır.
*Eylemlerdeki istemeyi belirleyen şey akıl değil duygudur.
Shaftesbury;
*Erdemli kimse ile sanatçı arasında benzerlikler vardır.
*Ahlak duygusunun altıncı duyu olduğundan söz eder.

ÖZGECİLİK;kişilerin eylemlerinde hiçbir çıkar beklemeksizin başkalarının gözeterek eylemde bulunmalarını benimseyen anlayıştır.

-DAVID HUME-

*Ahlak algılarının anlama yetisinin işlemler arasında değil beğeniler ve duygular arasında sınıflandırılması gerektiğini belirtir.
*Aklı ve duyguları birbirinden kesin olarak ayırır.
*Erdemlerin ve kötülüklerin övülen ve yerilen belli özellikler olduğunu öne sürer.
*Erdemleri 4'e ayırır.
*İnsanın ahlaksal karaktere sahip olabilmesi ve toplumsal erdemlerle hareket edebilmesi için ihtiyacı olan şey "sempati"dir.
*Haz ve acının eyleme geçirici başlıca duygular olduğunu düşünür.

-İMMANUEL KANT-

*Yunan felsefesinin fizik etik ve mantık olarak 3 bilime ayrıldığını söyler.
*Ona göre etik;belirli nesnelerle ve bu nesnelerin bağlı olduğu yasalarla ilgili olan içerikli felsefeden özgürlüğün yasalarına ilişkin olana etik denir.
*Özgürlük her şeyden önce bir düşüncedir.
*Saf aklın eleştirisinde 4 anitomi üzerinde durur,özgürlük bunlardan biridir.
*Ahlak yasasının 3 buyruk şeklinde dile getirir: 1-kesin buyruk,2-ödev buyruğu,3-pratik buyruk'tur.
*Ahlak yasası akıl yetisiyle ortaya konur.
*İyi istemek ahlak yasasının buyurduğu şekilde istemektir.
*Koşulsuz buyruğun buyurduğu şekilde istemektir.

-JOHN STUART MİLL-

*Toplun sorunlarına,iktisat ve politika konuların,özgürlük ve kadınla ilgili sorunlara eğilmiştir.
*Bentham'ın temellerini attığı faydacılığı benimsemiştir.
*Eylemlerimiz mutluluğu sağladığı ölçüde doğrudur,mutsuzluğa yol açtıklarında ise yanlıştır.
*Mutluluk aynı zamanda ahlaklılığında ölçütü olmaktadır.
*İnsanın ulaşmak istediği hazları "düşünce hazları" ve "beden hazları" olarak ikiye ayırmıştır.
*Mill'in faydacılığı'nda mutluluk arzu edilen tek şeydir.
*Erdemse haz'za götürdüğü ve acıdan uzaklaştırdığı için arzu edilmektedir.

ETİK

5. ÜNİTE



Bir uygulamalı etikten söz edilmesi etiğin ya da felsefenin bir dalı olan etiğin yalnız teorik bir etkinlik görülmesinden kaynaklanmaktadır. Aristoteles’in de açıkça ifade ettiği gibi etik teorik bilgiler ortaya koyan bir alan olsa da bu bilgiler eyleme ya da yaşama yani pratiğe ilişkindir.

Çözümleme: bir şeyi öğelerine ayırmadır, ayrıştırmadır. Etikte çözümleme etik terimlerin anlamalarını açığa çıkarma etik terimlerin anlamlarını açığa çıkarma etik terimlerin ne anlama geldiğini ortaya koymadır.
Bilginin söz konusu olmadığı yerlerde doğrulamanın yerine temellendirme ana bilgisel etkinlik olarak öne çıkmaktadır. Temellendirme temellendirilen şeyin yargının normun vb. çıkarıldığı ya da türetildiği yerin gösterilmesi olarak tanımlanabilir.

Değerler Etiği: denince akla gelen iki filozof fenomenolojik düşünce geleneğinden gelen Max Scheler ve Nicolai Hartmann’ın gelir.

Max Scheler’in Etik görüşü: özünde Kant etiğini sürdürmek ister. M bunun için Kant’ın ‘rasyonalist Formalizmi’ aşılmalıdır. Etikte sintetik a piori bilgiler hareket noktasıdır. Kant’ın iki önemli hata yaptığını söyler: ilk olarak Kant a prirori ile formal olanı karıştırmıştır. İkincisi, a piori olanı rasyonel (ussal) olanla karıştırmıştır. Esas amacı felsefi etiğin temellendirilmesidir.

‘’Etikte formalizm ve içerikli değerler etiği’’ adlı kitabında iki amacından biri a priorizm geliştirerek işte bu yanılgıyı düzeltmeye girişmektir. Scheler’in etik ve değer görüşünün arka planında Kant’ın etik ve insan görüşü kadar Fenomenoloji geleneği içinde yer alan Scheler değer görüşünde hem Fenomenolojinin ‘kesi bilgiye ulaşma’ idealini sürdürür hem de değerleri bilinç aktları (edimeleri) olarak görür. En yüksek değer ‘mutlak anlamda iyi’ dir.

Nicolai Hartmann’ın Değer ve Etik Görüşü: Kant ve Scherler ‘in görüşleri önemli bir yeter tutar ancak Sceherler’e daha yakındır. Değerlerler sorununu Ontolojik Bakışla ele alır.
Ontolojik bakış: nesne edindiği şeyin kendisine yönelen ‘varolanı varolan olarak’ bağlantıları içinde ele alır.
Hartman etiğinde değerin ve değerlerin a priori bilinmesi anlamına gelen değer duygusunun sınırını değer bilncinin darlığı yasasıyla birlikte ‘değer körlüğü’ ve ‘değer yanılsaması’oluşturur.
İonna Kuçuradi’nin değer ve etik görüşü:

Değerler ancak insan yaşamıyla bağlantı içinde yanı antropolojik bakış-diğerleri yanında antropolojik bakışın- gerekli olduğunu düşünür. Kişinin eylemini merkeze alır. Etiğin nesnesi kişi ve onun eylemidir. Etik eylemde bulunan kişinin karşısında yer alana göre dört etik ilişki biçminin varlığını saptar: 1- kişi ile kişi ilişkisi 2- kişi ile bir insansal durum ilişkisi 3-yargıcın etik ilişkisi 4-kişinin kendisi ile ilişkisi.
Bu bakış onu eylemin üç ana aşamasının: -değerlendirme, yaşantı-yapma(ya da yapmama) bilgisine ve her bir aşamalarda yaşayanların ayrıntılı bilgisini ortaya koymaya götürür.

METAETİK
Meta, üst, öte, anlamına gelir; meta etik ise etik yargılar vermek yerine etik terimler ve yargılar üzerinde duran etik anlamına gelir.

H.Reichenbach: etiğin bilimsel olamadığını, ahlak buyruklarına isteyerek uyulduğunu, onları ifade edenin siteyer aldığı kararları dile getirdiğini, bilgiyi örnek alan bir etik kurmanın olanaksız olduğunu ileri sürer.

A.J. AYER: etik önermeleri yargıları, ünlemler gibi duygu anlatımları olarak görür.

R.Canap ve C.L.Stevenson: etiği ünlemler olmaktan ziyade buyruk yargıları olarak görürler.

R.M.Hare, S.E.TOulmin, K.Baier, W.Frankena, K.Nielsen: etik sorunları ‘anlam’ ve ‘temellendirmeyle ilgili sorunlarla sınırlamaya ya da bunları temel alan bir etik (ikili bir etik: meta ve normatif yanları olan ikili bir etik) geliştirmeye çalıştırmaktadırlar.

UYGULAMALI ETİK
Uygulamalı etik denince akla ölüm cezası, işkence, kürtaj, ötenazi, genetik araştırmalar, gelmektedir.

Meslek etikleri:
Tıp etiği: en eski ve en yaygın meslek etiğidir. Her ne koşulda olursa olsun daha uzun yaşatma kuralına bağlılık zaman zaman itirazlarla karşılaşılmıştır.

İşletme etiği: işletmeler nasıl etik olur?, para kazanma ve etik bir arada olabilirmi? Etik davranış kazandırılırmı? Gibi sorulara yanıt arar. Alman Eski Başkanlarından Helmut Ascmidt: bir politikacının bakış açısından, olmamamız gerekene nasıl ulaşmamız gerektiğini sormalıyız. Her kim bu soruya yalnız etik kaygılarla en kısa ve doğru yol olarak önerirse o pratik felaketlerle yüz yüze gelebiliri veya tam tersi her kim yalnız pratik kaygılarla en kısa yolu doğru yol olarak seçerse oda etik felaketlerle karşı karşıya gelebilir.
Meslek etikleri genellikle karşımıza söz konusu mesleğin etik sorunlarını gidermek için meslek etik kodları (ilke bütünleri) geliştirmek şeklinde çıkmaktadır.




ETİK

6. ÜNİTE


Etikte teorik ve pratik sorunlardan söz edilebilir. Belki etiğin sorunları bu iki kümede tolanabilir ama etiğin ‘teorik’ yada ‘pratik’ gibi sıfatlarla nitelendirilmesi uygun olmaz. Bir felsefe disiplini olarak etik bir bilgi ortaya koymaya çalıştığı için kuşkusuz teorik bir etkinliktir ama nesne edindiği şey eylemdir. Kişidir. Yapılıp edilendir. Yani nesnesi ‘pratik bir etkinliktir.

İnsan merkezcilik ve antroposentrizm: insanın dünyanın merkezinde görülmesi, diğer her şeyin insan için yaratıldığı bu nedenle de yalnızca insanin değerli bir varlık olduğu yalnız insan eylemlerinin etik bir değere sahip olabileceği düşüncesidir. Bunun karşısına konan düşünce ise çevre yada cenlı merkezciliktir. Bütün canlıların merkezde olduğu aslında merkezde olduğu aslında merkez diye adlandırılabilecek bir yerin olmadığı, tüm canlıların değerli olduğu bu nedenle tüm canlılara etik bakışla yaklaşılması gerektiği düşüncesidir.

Organizmalarla onların cansız çevrelerinin oluşturduğu bütün olarak ele alınabilen ekolojilik sistemlere ekosistem denir.
Büyük ölçekli teknoloji doğal süreçleri altüst edecek bir güce ulaşmıştır. Bu nedenle en sert eleştiriye maruz kalan büyük ölçekli teknolojidir. E. F Schumacher onu doğaya yabancı bir cisme benzetir. Kitabı Küçük Güzeldir.

Yoksulluk ve açlık:
Etiğin yeni konularındandır. Yoksulluk ve açlık birer olgudur. Açlık ve yoksulluk çeken tek tek kişilerse gerçektir. Dünyada yetersiz beslenen insanların %70 çocuktur. Yoksullara özelliklede yoksul ülkelere kaynak aktarılması konusunda bilinen en sert eleştiriyi yapan G. HARDİN’dir.

Cankurtaran Sandalı Etiği:
Bir biyolog olan G.Hardin (1915-2003) dünyada yoksulluk ve açlık konusunda en fazla tartışma yaratan makalenin yazarıdır. Bunun ana nedeni ise pek de insani olmayan ama belli bir bakış açısını da dillendiren fikirlerini açık bir biçimde ortaya koyması ve temellendirmeye ve gerçeklendirmeye çalışmasıdır. Eğretileme, her zengin insanın ülkenin göreceli olarak zengin insanlarl dolu bir cankurtaran sandalı olarak düşünülebileceğini, okyanusta cankurtaran sandallarının yanında ise dünyanın yoksul insanlarının yüzdüğünü farz ederek ‘sandala binmek isteyen ve zenginliğin bir kısmını paylaşmak isteyen kişiye karşı sandaldakiler ne yapmalıdır. Diye sorar. Hardin cankurtaran sandalına h,ç kimsenin alınmaması gerektiğini savunur. Bu en güvenli yoldur.
Cankurtaran sandalı etiğine eleştiriler:

Sıkı bir faydacılık perspektifinden konuya bakan Peter Singer; hardin ‘in tersine zengin ülkelerin fakirlere ve açlık çekenlere yardım etme yükümlülüklerinin olduğunu savunur.
Princeton Üniversitesi insan değerleri merkezinde profösör olan Peter Sİnger birçok etik özellikle de yaşamda karşılaşılan etik sorunları ele alan kitabın yazarıdır. Ugulamalı etik onun çok bilinen kitaplarının başında gelir.

Kant: mutlu olmak istiyorsan erdemli ol. Gibi koşullu buyruklar yanında hiçbir koşul içermeyen kesin buyruktan söz eder. Kant kesin buyruğu söyle ifade eder: ancak aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceğin maksime göre eylemde bulun.

Etiğin teorik sorunları ile kast edilen genellikle etiğin bilgi olmasıyla etikte sınamanın yeriyle etikte nesnellik ve öznellikle ilgili sorunlardır. Bunlar bir anlamda etiğin temellerine ilişkin bilgisel sorunlardır.
Hume’nin etik sorunları akıldan ziyade duygularla ilgili sorunlar olarak kabul etmesi Wittgenstein’in da etik olgular olmadığı için etiği olgulara ilişkin bir şey söylemeyen aşkın bir alan olarak görmesi günümüzün yaygın etik görüşleri için bir kabul halini almıştır.

Etik görecelik, ahlaksal kurallarının olduğuna değil bunların kişi ve kültürden bağımsız olarak varolduğuna karşı çıkarken; etik görecelikten daha katı olan Etik Şüphecilik hiçbir etik kuralların olmayacağını iddia eder.
Ahlaksal gerçeklik, fiziksel olgular gibi ahlaksal olguların da olduğunu iyi adil vb ahlaksal yüklemlerin dünyadaki şeylere karşılık geldiğini ileri süren görüştür.
D. Brink ‘de nesnellik sorununu bilgi alanlarının bağımsız kendi başına varolan nesnelerinin olmamsıyla ilişkili görür.

Ahlaksal realizme göre, moral olgular ve onlara ilişkin doğru ve yanlış olabilen moral savlar vardır.
Hume etikte duyguculuğun, Kant ise akılcı bakış açısıyla akılcılığın temsilcisi sayılır.
Hans Jonas ve Sorumluluk etiği:

Jonas ‘sorumluluk ilkesi’ adını verdiği kitabında Kant etiği türünden etiklerin günümüz sorunlarıyla başa çıkmada yetersiz kaldıklarını yeni bir etiğe gereksinim olduğunu vurgular. Teknoloji çağının ortaya çıkardığı sorunlarla baş edebilecek yeni teknik uygarlığa uygun düşen yeni bir etiğe gereksinim duyulmaktadır. Jonas’ın Sorululuk Etiği işte bu gereksinime yanıt olarak geliştirilmiştir.
Jonas kendisine kadar olan tüm etik görüşlerin kimi kabullere, aksiyomlara dayandığını, bu kabullerin hiç tartışılmadığını düşünür, bu kabuller şunlardır:
İnsan ve diğer şeylerin doğasının belirlediği insanın durumu, ana çizgileriyle hep aynı kalmıştır.
Bu temelden hareketle insan için iyi olanın ne olduğunun kolay ve açık-seçik biçimde saptanabilir.
İnsanın eylemlerinin etkilerinin nereye kadar uzanabildiği ve buna bağlı olarak da insanın sorumluluğunun sınırları kesin bir biçimde belirlenmiştir.

Tartışma (Müzakere) Etiği ve Karl-Otto Ael
Günümüzde önde gelen etik görüşlerden biri olan müzakere /tartışma etiği J. Habermas ile K.-O. Apel tarafından geliştirilmiştir. Nihai temellendirmeyi gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Apel, insanlığın baştan beri etik taleplerin dramatik bir biçimde artmış ve en yüksek noktasında ulaşmış olmasının kaçınılmaz bir biçimde gerektirdiği bu etiğin rasyonel olarak temellendirilebilir, evrensel bir gerçekliğe sahip bir makro etik olduğunu, Habermas ile birlikte geliştirdikleri trassendetal-pragmatik tartışma etiğinin bu gereksinime karşılık verebilecek tek etik görüşü olduğunu belirtir.

Apel: öznelerarası geçerliğe sahip rasyonel olarak temellendirilebilir bir etik olanaklımıdır? Sorusuna olanaklı oduğunu göstermeye çalışır.
Bir ideal iletişim topluluğundan söz etmiştir.
Postmodernizim Etiği ve Z. Bauman Postmodern etik temelde modern denilen etiğin eleştirisidir.
Postmodern etik kitabının yazarı Z Bauman; modern düşünürleri ilkeler, kodlar geliştirmeye çalıştıkları hatta dayattıkları için suçlar.
Postmodern düşünceyi anlatmak için kullanılan ifadelerden biri de hiçbir genel geçer ilken olmadığını her şeyin ve her ilkenin bir diğeriyle aynı değerde veya geçerlikte olduğunu dile getiren ‘ne olsa gider’ ifadesidir.

KÜÇÜK NOTLAR:
*tüm canlıların değerli olduğu düşüncesi canlı merkezcilik yaklaşımına uygundur.
*ödev etiğin pratik değil teorik bir sorunudur.
*Etikte nesnelliği savunanlara göre etik değerler kişisel değildir.
*ahlaksal olguların da aynı fiziksel olgular gibi olduğunu savunan görüş Ahlaksal gerçekliktir.
*etikte dugculuk görüşünü savunan F. HUTCHESON dur.
* etik eylemde duygu akıl ikileminin olmadığını savunan düşünür İ Kuçuradi dir.
*tüm canlılara etik bakışla yaklaşılmasını savunan düşünce çevremerkezci düşüncedir.
*aynı şehirden olan hemşerilere yapılan ayrımcılık pozitif ayrımcılıktır.
Hiçbir geçerli ahlak normunun bulunmadığını savunan görüş şüpheciliktir.
*etik görecelik etikte geçerli ilke ve normların varlığını kabul etmez.
*çağımızda en çok karşı çıkılan ayrımcılık ırkçı ayrımcılıktır.

Ahlak normlarının kişilere ve kültürlere bağlı olduğunu savunan yaklaşım etik göreceliktir.
*yoksulluk ve açlık pratik etiğin sorunudur.
*Çevremerkezci yaklaşıma göre yalnızca insan değil ekosistem önemlidir. Yalnızca insana önem veren yaklaşım insanmerkezci yaklaşımdır.
*Ahlaksal mutlakçılık nesnelcidir.
*Etik olgular olmadığından bunlara ilişkin bir şey söylenemeyeceğini savunan L. Wittgenstein dir.
*Yoksulluk ve açlık sorununa hak temelli yaklaşımın temsilcisi H. Shue’dur.






 

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
19,398
Mesajlar
150,210
Kullanıcılar
90,394
Son üye
gece_yolcusu
Üst