Aöf Örgüt Kuramı Ders Özeti 3.Ünite

AOFDESTEK

ADMİN
Yönetici
Admin
Katılım
9 Şub 2011
Mesajlar
5,891
Tepkime puanı
21
Puanları
38
Bölüm:
İşletme
Şehir:
Bursa
Açıköğretim fakültesi Örgüt Kuramı Dersi 3.Ünite Özeti aşağıda verilmiştir.

ÜNİTE-3 KAYNAK BAĞIMLILIĞI KURAMI

Örgütler de birçok açıdan insanlara benzetilebilirler. Örgütlerin ekonomik, sosyal ve politik yönleri ile ortaya çıkan bir varlıkları, daha da önemlisi varlık sürdürme mücadeleleri vardır. Kaynak bağımlılığı kuramı temelde, örgütlerin varlıklarını nasıl sürdürdükleri sorusuna cevap aramaktadır. Kuram, Jeffrey Pfeffer başta olmak üzere Gerald R. Salancik, Howard E. Aldrich ve Hüseyin Leblebici tarafından örgütlerin incelenmesine yönelik farklı sorular etrafında geliştirilen bir dizi araştırmanı n ardından, 1970’lerin sonlarına doğru ortaya çıkmıştır. Ancak kaynak bağımlılığı kuramının çıkış noktasını, Pfeffer tarafından Stanford Üniversitesinde tamamlanan doktora tezi oluşturmaktadır.

NOT: Bugün kaynak bağımlılık kuramının temel çerçevesini Pfeffer ve Salancik’in ilk olarak 1978 yılında yayımlanan The External Control of Organizations - Örgütlerin Dışsal Denetimi adlı eseri çizmektedir.

*Kaynak bağımlılığı kuramı, iki temel kavram etrafında örgütlerin davranışlarını açıklayarak özgün kimliğini geliştirmiştir. Bunlar ileriki bölümlerde açıklanacak olan güç ve bağımlılık kavramlarıdır.

*Örgütlerin davranışlarını anlamak için, o davranışların içinde gerçekleştiği bağlamı anlamak gereklidir. En kısa ifadesiyle kaynak bağımlılığı kuramı, örgütlerin ihtiyaç duydukları kaynakları dış çevrelerinden elde
edebilmek ve çevreden gelebilecek baskı ve tehditlere karşı koyabilmek için hangi davranışlara neden ve nasıl giriştiğini açıklamaya çalışmaktadır.
Örgüt Davranışları: Örgütlerin bir müşteri ya da tedarikçi ile yaptığı sözleşmeler, girdiği ortaklıklar, yaptığı yatırımlar ve büyüme kararları, çeşitli birliklere üyelikleri vb. eylemlerin tamamı, örgüt davranışlarının örneklerini oluşturmaktadır.

KAYNAK BAĞIMLILIĞI KURAMININ TEMEL VARSAYIMLARI
Kaynak bağımlılığı kuramı ilk gelişmeye başladığı yıllardan itibaren örgütlerin dış çevresinde olup bitenlerin örgüt davranışına etkilerini analizlerine esas almıştır.

Örgüt Davranışları: Örgütlerin bir müşteri ya da tedarikçi ile yaptığı sözleşmeler, girdiği ortaklıklar, yaptığı yatırımlar ve büyüme kararları, çeşitli birliklere üyelikleri vb. eylemlerin tamamı, örgüt davranışlarının örneklerini oluşturmaktadır.

Örgütlerin davranışını anlayabilmek için o davranışın içinde gerçekleştiği ortamı anlamak gerekmektedir. Bu çerçevede kuram, örgütler arası ilişkilere dair beş temel argüman ortaya koymaktadır
• Toplumu ve içindeki karşılıklı ilişkileri anlamak için incelenmesi gereken temel birim örgütlerdir.
• Örgütler bağımsız veya yalıtık varlıklar değildirler. Aksine diğer örgütlerle girdikleri karşılıklı bağımlılık ilişkileri ağı tarafından sınırlandırılmaktadırlar.
• Bu bağımlılık ilişkisi, bağımlı olan tarafın davranışlarına ilişkin belirsizlikle birlikte ortaya çıktığında, örgütün varlığını sürdürmesi ve başarılı olması bir sorunsal hâline gelmektedir.
• Bütünüyle başarılı sonuçlar vermese de yeni bağımlılık ilişkileri yaratılmasına sebep olsa da örgütler, mevcut bağımlılık ilişkilerini yönetmelerini sağlayacak eylemlere girişmektedirler.
• Bu bağımlılık ilişkileri hem örgütler arasında hem de örgüt içinde yaratılan gücün kaynağıdır. Bu güç de örgütün davranış seçeneklerini belirleyen bir etkiye sahiptir.

Kaynak Bağımlılığı Perspektifinden Örgütler
Aktörler: İşletmelerin faaliyetlerini etkileyen, onların faaliyetlerinden etkilenen tüm kişi ve kuruluşlar; örneğin hissedarlar, yöneticiler, tedarikçiler, satıcı ve aracı kuruluşlar, müşteriler, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları, düzenleyici örgütler, banka ve finans kuruluşları vb. örgütler için karşılıklı etkileşim içinde oldukları birer aktördürler.
*Genel kabul gören örgüt tanımı, örgütü oluşturan bireyleri ortak akıl ve uzlaşı sahibi bir topluluk olarak görmektedir. Bu anlayışa göre örgütler, belirli amaçlara ulaşmak için akılcı biçimde ve bilinçli olarak tasarlanmış yapılardır.
*Kaynak bağımlılığı kuramının geleneksel düşünceye ilk itirazı bu noktada şekillenmektedir. Kurama göre rasyonel ve araçsal örgüt fikri örgütlerin içerdikleri ilişkiler açısından gerçekçi değildir. Çünkü örgütü oluşturan ya da çevresinde yer alan aktörler, örgütteki faaliyetlere desteklerini, karşılığında elde ettikleri kazanımlara göre değerlendirip sürdürmekte ya da örgütten ayrılarak desteklerini çekebilmektedirler. Örgütsel kararlar, sadece akılcı biçimde tasarlanmış planlama süreçlerinin ve işletme amaçlarına uygunluk açısından yapılmış ince ve tarafsız hesaplamaların bir sonucu olarak doğmamaktadır.
*Koalisyon: İşletmeyi oluşturan farklı birimler, örneğin pazarlama, üretim, finans, ar-ge departmanları, birbirinden farklı çıkar ve beklentilere sahip olabilir. Ya da ürün geliştirmeden sorumlu mühendisler, satıştan sorumlu ekipler, hukuksal işlemlerden sorumlu avukatlar vb. birçok farklı grubun varlığından söz edilebilir. İşletmeler aslında bu farklı gruplar arasında oluşan koalisyonlardan ibarettir.

Kaynak Bağımlılığı Kuramında Örgüt-Çevre İlişkileri
Kaynak bağımlılığı kuramına göre örgütleri çevresel koşullarından yalıtılmış biçimde düşünmek mümkün değildir. Kuram, koşul bağımlılık kuramında da olduğu gibi çevre fikrini, örgütün varlığını sürdürebilmek için gerekli girdileri temin ettiği ortam olarak kabul etmektedir. Örgütlerin faaliyetleri için gerekli tüm kaynakları kontrol altında tutabildikleri bir ortamda, söz konusu kaynak kullanımı basit bir işlem olabilir. Fakat hiçbir örgüt, faaliyeti için gerekli ortamı ve koşulları tümüyle kendisi belirleyebilir durumda değildir. Çünkü örgütler, başka örgütler ya da aktörlerden oluşan bir çevre içinde



hareket etmektedirler. İşletmeler, varlıklarını sürdürmek için gerekli kaynakların kullanımı açısından bu dış aktörlere bağımlı durumdadırlar . Buradaki dış aktörlerden kastedilen de örgütün ihtiyaç duyduğu girdileri kontrol eden kişi ve kuruluşlardır. Kurama göre sorunun kaynağı aslında, örgütün gerekli girdileri temin ettiği çevrenin bağlanılabilir ya da bağımlı kalınabilir nitelikte olmamasıdır.

Kaynak bağımlılığı kuramının geleneksel yaklaşımlara ikinci itirazı, örgütün çevresiyle olan ilişkisinin niteliğine dair ortaya çıkmaktadır. Kaynak bağımlılığı kuramı açısından işletme ile çevresi arasındaki bu ilişkinin sonuçları değil süreçleri daha fazla önem taşımaktadır. Diğer bir deyişle, kaynak bağımlılığı kuramı, çevrenin örgütü etkilediği ve değiştirdiği düşüncesine “nasıl” sorusu ile yaklaşmaktadır.

Kaynak bağımlılığı kuramının örgüt ile çevresi arasındaki ilişkiye dair yaklaşımını şekillendiren temel varsayım yine, Benson (1975) ve Zald (1970) tarafından öne sürülen politik ekonomi yaklaşımı doğrultusunda oluşmaktadır. İşletmenin çevresel ortamla ilişkisi, çevrenin tümüyle belirleyici olduğu şeklindeki geleneksel görüşten farklı biçimde düşünülmektedir. Çevresel koşulların tamamıyla örgütlerin faaliyetlerini ve yapısal özelliklerini belirleyeceği fikri yerine, örgüt ve çevresinin daha gevşek bir ilişki içinde oldukları, dolayısıyla güç kavramının örgüt ile çevresi arasındaki ilişkiye müdahale edebilecek önemli bir değişken olduğu fikri kabul edilmektedir.

İşletmelerin davranışları incelenirken asıl dikkate alınması gereken, yöneticilerin algıladıkları çevresel koşullardır. Algılanan çevre, örgütün davranışlarını belirleyen yönetsel kararları etkilemektedir.

Örgütlerin karşılıklı etkileşim içine girebildikleri ve onların davranışlarını açıklamak konusunda incelenmesi gereken çevre fikri üç düzeyde düşünülmektedir
İlk düzeyde, bir sektörü oluşturan ya da sektörle ilgili faaliyetler yürüten tüm aktörler yer almaktadır. Örneğin bilişim sektörü dendiğinde akla gelen tüm ilişkili işletmeler ya da kurumlar bu çevreye dahildir.
İkinci düzeyde örgütün doğrudan işlem gerçekleştirdiği, yüz yüze olduğu tüm kişi ve kuruluşlar yer almaktadır. Yani işletmenin rakipleri, alış veriş ilişkisi içinde olduğu tedarikçi firmalar ve müşteriler, aracı kuruluşlar, işletmenin çalışanlarının bağlı olduğu sendikalar gibi. Ancak örgütün işlemleri üzerinden yaratılmış bu çevre, başarının mutlak belirleyicisi değildir.
Üçüncü düzeyde kavramsallaştırılan çevre de bir sosyal aktör olarak örgüt tarafından algılanan, yorumlanan yani yeniden inşa edilen çevreyi tasvir etmektedir. Yöneticilerin zihninde canlanan bu çevre, işletmenin davranışları üzerinde etkili olan çevredir.

Kaynak bağımlılığı kuramında örgütün davranışları üzerinde etkili olan çevre, üç özelliği açısından incelenmektedir. Bunlar yoğunluk, kaynak kıtlığı ve iç ilişkililik durumudur
Yoğunluk: bir sektördeki toplam üretim hacminin, satışların, istihdamın, yaratılan katma değerin veya varlıkların ağırlıklı olarak kaç işletme tarafından kontrol edildiğini ifade etmektedir. Bir sektördeki yüksek yoğunluğun tersi, çatışma durumudur.
Çatışma: Yoğunluğun düşük olması durumu. Belli bir sektörde pazar payı ne kadar çok örgüt tarafından paylaşılıyorsa o sektörde yoğunluk o kadar düşük demektir. Çatışmanın hakim olduğu sektörlerde bu kez hiçbir aktör karşılıklı bağımlılık ilişkilerini belirleyecek güce tek başına sahip değildir. Çok sayıda örgütün faaliyette bulunduğu düşük yoğunluklu sektörlerde çatışmanın en önemli nedenlerinden biri de kaynak kıtlığıdır.
Kaynak Kıtlığı: Rakiplerle aynı kaynaklara bağımlı olmaktan kaynaklanan durum. İşletme davranışı üzerinde belirleyici olabilen bir diğer karakteristik ise çevrenin iç ilişkililiğidir.
İç ilişkililik: bir sektördeki aktörler arasında var olan ilişki, iletişim, iş birliği kurma biçimlerini ifade etmektedir.

KAYNAK BAĞIMLILIĞI KURAMININ TEMEL KAVRAMLARI
Kaynak bağımlılığı kuramı açısından, işletmelerin neyi neden yaptıklarını anlayabilmek için onların çevresel koşullarına yani diğer kişi ve kuruluşlarla olan ilişkilerine bakmak gerekmektedir. Faaliyetlerini sürdürmek için diğer kişi ve kuruluşlarla işletme arasında nasıl bir ilişki olduğunu anlamak, işletme davranışlarını açıklamanın en önemli anahtarıdır

Kaynak ve Bağımlılık Kavramları
Örgütlerin faaliyetlerini sürdürmek ihtiyaç duyduğu tüm girdiler anlamında kaynaklar, çeşitli çevresel faktörler tarafından kontrol edilmektedir.
Kaynaklar: Örgüte faaliyeti için gerekli sermaye, hammadde, malzeme, enerji, insan kaynağı ve bilgiyi sağlayan tüm çevresel birimler, aynı zamanda işletmenin beslendiği yaşamsal kaynakları kontrol etmektedirler.

Kaynak bağımlılığı kuramı çerçevesinde, örgütlerin dış çevredeki diğer aktörlerle kaynakların elde edilmesi temelinde mücadele ettiği düşüncesi bir başka temel kavramı da beraberinde getirmektedir: Bağımlılık. Bağımlılık, bir aktörün bir faaliyeti ya da eylemi gerçekleştirirken bütünüyle ya da tam olarak kendi istediği sonuçlara ulaşamamasının nedenini oluşturmaktadır. Bir diğer deyişle bir sosyal sistem içinde ya da sosyal ilişkilerde, bir aktörün eylemini/faaliyetini gerçekleştirmek ile ilgili tüm koşulları ya da etkenleri tam olarak kontrol edememesi durumunda bağımlılık ortaya çıkmaktadır. Örgütler, varlıklarını sürdürebilmek için gerekli kaynaklara ve desteğe ulaşabilmek üzere çevrelerindeki diğer aktörler ile bir mübadele ilişkisi içine girmektedirler. Bu mübadele ilişkisinin nesnesi para, fiziksel girdiler (ham madde, malzeme, araç, gereç), insan kaynağı veya bilgi olabilmektedir.



Zaman içerisinde bağımlılık ilişkisinin taraflarının ya da ilişkilerin niteliğinin değişmesi, bu durumda örgütsel özerkliğin genişleyip daralması söz konusu olabilmektedir. Kaynak bağımlılığı perspektifi ile örgütler, çevreden yalıtık ya da bütünüyle çevresel belirlenime açık değil, özerklik sahibi ve bu özerkliği korumaya çalışan sosyal aktörler olarak kabul edilmektedirler.

Özerklik: Örgütlerin yaşayabilmek için ihtiyaç duyduğu kaynakları istikrarlı bir şekilde temin edebilme durumudur. Diğer aktörlerle girilen karşılıklı bağımlılık ilişkileri söz konusu özerkliği kısıtlamaktadır ve bu nedenle de özerklik alanını örgüt lehine genişletebilmek için bu bağımlılık ilişkilerinin yönetilmesi gerekmektedir. Bağımlılık İlişkilerinin Yönetimi: Örgütün ihtiyaç duyulan desteğin ve kaynakların sürekliliğini sağlamak için ilişki içinde bulunulan diğer grup ve örgütlerin beklentilerini ya da taleplerini karşılamaya dönük faaliyetleridir. Örgütler temel olarak, kendileri için gerekli kaynakları kontrol eden diğer aktörler tarafından etkilenmektedirler. Ancak bu etkileşimin hangi yönde ve düzeyde gerçekleşeceği belirli koşullara bağlıdır.
• Örgütün çevresel taleplerin farkında olması,
• Örgütün, talepte bulunan aktör tarafından sağlanan kaynaklara ya da desteğe ihtiyaç duyması,
• Söz konusu kaynak ya da desteğin örgütsel faaliyetler açısından kritik ya da önemli olması,
• Çevresel aktörün bir kaynağın dağıtımını, tedarikini ya da kullanımını kontrol ediyor olması ve söz konusu kaynak için alternatif sağlayıcıların bulunmaması,
• Örgütün, ilgili çevresel aktör için önemli olan herhangi bir kaynağı kontrol eder pozisyonda bulunmaması,
• Örgütün eylemlerinin ya da yarattığı sonuçların çevresel aktör açısından gözlemlenebilir ve değerlendirilebilir olması,
• Talep sahibi çevresel aktörün taleplerinin karşılanmasının, örgütün bağımlılık ilişkisi içinde olduğu diğer çevresel aktörlerin aleyhine sonuçlar doğurmaması,
• Örgütün, ilgili çevresel aktörün taleplerinin belirlenmesinde, formüle edilmesi ve ilan edilmesinde herhangi bir etkisinin ya da kontrolünün bulunmaması,
• Örgütün, çevresel aktörün talebini karşılayacak eylemleri yerine getirebilme, sonuçları üretebilme gücünün ya da yeterliliğinin olması,
• Örgütün temelde bir varoluş ve sürdürülebilirlik arayışının olması gerekmektedir.

Bir örgütle bir diğer bir örgüt, kişi ya da grup arasındaki bağımlılık düzeyini belirleyen üç temel faktör sayılmaktadır Bunlardan ilki, çevresel aktör tarafından sunulan kaynağın, örgütün faaliyetlerinin devamlılığını sağlamak açısından öneme sahip olmasıdır. İkinci etken, çevresel aktörün ilgili kaynağın dağıtımı ya da kullanımı üzerindeki belirleyiciliği yani özerklik düzeyidir. Üçüncü olarak da ilgili kaynağın tedarikinde alternatiflerin az olmasına bağlı olarak çevresel aktörün elde edeceği kontrolün yoğunluğu bağımlılık düzeyini belirleyebilmektedir.

Bir kaynağın örgütsel faaliyet açısından önemini belirleyen ve birbirinden bağımsız olmayan iki özelliğinin bulunması gerekmektedir. Bunlardan ilki, ilgili kaynağın faaliyetler içindeki payı, yani hangi hacimde kullanıldığıdır. İkinci özellik ise kaynağın faaliyetlerin devamlılığı açısından ne kadar kritik olduğudur. Kritiklik düzeyinin ölçütü, ilgili girdinin tedariki ya da ürünün üretimi veya satışı gerçekleşmediğinde örgütün varlığını sürdürebilme yeteneğidir.

Kaynağı tedarik eden aktörün kaynak üzerindeki özerkliği ise birkaç farklı biçimde gerçekleşebilmektedir. Bunlardan ilki kaynak sahipliliğidir. Sahiplik dışındaki bir başka özerklik aracı, ilgili kaynağın dağıtımı üzerinde kontrol sahibi olmaktan kaynaklanmaktadır. Kaynak üzerindeki özerkliği sağlayan diğer bir durum, kaynağın kullanıcısı olmaktır. Öte yandan, bir örgütü herhangi bir kaynak temelinde bir başka örgüt ya da gruba bağımlı kılan bir diğer koşul kaynak kontrolünün yoğunluğudur.

Güç Kavramı ve Güç İlişkileri
Güç: Örgütlerde farklı çıkarlara sahip iç ve dış çevresel aktörlerin birbirlerine karşı bağımlılık oluşturma, örgütün kararlarını kendi lehinde sonuçlar üretecek şekilde etkileme yeteneğidir. Güç kavramı, hem işletmenin içyapısındaki ilişkilerde ve kararlarda hem de dış çevresindeki aktörlerle girdiği mücadele sürecindeki işletme davranışlarında belirleyici olmaktadır.

İşletmelerin dış çevrelerindeki aktörlerle ilişkileri politik bir süreç olarak kabul edilmektedir. Politik bakış açısına göre koalisyonlar oluşturmak, örgütlerin varlığını sürdürmeleri açısından en kritik faaliyeti içermektedir. İşletmelerin iç çevrelerinde yaşanan güç ilişkileri ilk olarak Crozier (1964), Thompson (1967) ve Perrow’un (1970) çalışmalarıyla gündeme gelmiştir. Buna göre işletmelerin içyapısında yer alan farklı bölümler ya da birimler, farklı düzeylerde güç sahibidirler. Bu birim ve bölümler, kendi güçleri oranında işletmede alınan kararları yönlendirebilmektedirler

İşletme içinde en önemli belirsizlik kaynağı olan ya da en kritik kabul edilen işlevler, bölümler veya birimler, işletme içindeki gücü de ellerinde tutmaktadırlar. İşletme içindeki alt birimlerin güç sahibi olma biçimleri birkaç farklı nedene bağlanmaktadır. İlk olarak alt birimin işletmenin karşılaştığı belirsizlikler ya da kısıtlarla başa çıkabilme yeteneği sahip olunan gücün düzeyini belirlemektedir. İkinci olarak alt birimin belirsizlik veya kısıtlarla başa çıkma yeteneğinin ne kadar ikame edilebilir olduğu önem taşımaktadır. Son olarak bir örgütsel alt birimin karşı karşıya olduğu kısıtların ya da belirsizliklerin, işletmenin diğer departmanları açısından ne kadar yaygın etkiler ürettiği, gücün bir başka belirleyicisi biçiminde kabul edilmektedir.



Örgütün dış çevresel aktörleri ile ilişkisinde ise yukarıda açıklandığı üzere, bağımlılık ilişkisini yaratan koşullar, yani örgütün ihtiyaç duyduğu kaynağın önemi, kritiklik düzeyi ve ilgili kaynağı sağlayan aktörün kaynak üzerindeki kontrolünün yoğunluğu, örgütler arası etkinin diğer bir deyimle güç ilişkisinin temeli olarak kabul edilmektedir. Güç ilişkisini yaratan asimetri, örgütler arası mübadele ilişkisinin, taraflar arasında eşit ölçüde önemli olmamasından kaynaklanmaktadır.

ÖRGÜTLERDE BAĞIMLILIK İLİŞKİLERİNİN YÖNETİMİ
Bölümün bundan sonraki başlıkları altında, örgütlerin bağımlılık ilişkilerini yönetmek ve içinde bulundukları çevresel koşullarda varlıklarını sürdürmek için hangi davranışları sergileyebildiği açıklanmaktadır.

Dışsal Taleplerin Değerlendirilmesi
Kaynak bağımlılığı kuramına göre örgütlerin etkinliği, faaliyetleri gereği kurdukları bağımlılık ilişkileri nedeniyle etkileşim içinde oldukları diğer aktörlerin taleplerini karşılama düzeylerine göre değişmektedir. Örgütlerin içinde bulunduğu bağımlılık ilişkilerini yönetebilmesinin bir dizi ön şartı bulunmaktadır. Bunlar aşağıdaki biçimde sıralanabilir:
• Bağımlılık ilişkisinin farkında olmak
• Talepleri doğru tanımlamak
• Taleplerin çatışması

Bağımlılık İlişkisinin Koşullarını Yönetme
İşletmelerin çevresel talepler karşısında gösterdiği davranışlardan biri uyma ya da taleplere itaat etme şeklinde kendini göstermektedir.
Uyma: Örgütlerin çevresel baskılara karşı koymak yerine koşulların gerektirdiği davranışlarda bulunmasıdır.

Bir başka yol da ayrı tutma, yani taleplere görünürde uyum sağlanmasıdır.
Ayrı Tutma: Örgütlerin çevresel baskılara karşı koymak veya tam olarak uymak yerine koşulların gerektirdiği davranışları gerçekleştiriyor gibi yapmasıdır.

Çevresel aktörlerin taleplerini biçimlendirme ya da bu taleplerden kaçınma yine örgütün içinde bulunduğu koşullara göre geçerli olabilmektedir. Eğer söz konusu çevresel aktörler örgüte göre daha güçsüz konumda iseler talepleri işletme tarafından tanımlanabilir, yönlendirilebilir, talepler işletmenin önceliklerine göre sıralanabilir. Ancak bir örgütün kaynak bağımlılığı içinde olduğu diğer aktörler, o örgüt tarafından yönlendirilemeyecek derecede güçlü ise, yani kendi taleplerini belirleme, tanımlama ve bunları gündeme getirme konusunda örgüte göre daha güçlü ya da avantajlı konumda ise bu kez örgüt, taleplerini yönlendirmekte güçlük çektiği çevresel aktöre bağımlılıktan kaçınmaya çalışacaktır.

Bağımlılıktan Kaçınma:
Örgütlerin çevresel baskılar karşısında kendilerinden daha güçlü örgütlerle olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla farklı tedarikçilerle çalışma, yüksek stok bulundurma, ikame girdiler kullanma, ürün farklılaştırma veya talepleri manipüle etme gibi davranışlarda bulunmalarıdır. Girdinin işletmenin üretim süreci açısından taşıdığı önemin düzeyine göre şekillenen bir bağımlılık ilişkisini beraberinde getirmektedir. Bu durumda örgüt, eğer mümkünse alternatif tedarik yolları bularak yani farklı tedarikçilerle de çalışarak veya girdinin temininde bir sorun yaşandığında üretimin aksamamasını sağlayacak düzeylerde stok bulundurarak yüksek düzeyde bağımlılıktan kaçınmaya çalışabilir. Tek kaynağa bağımlılığı azaltmanın bir yolu da ikame girdiler kullanma ile tedarikçiye olan bağımlılığın azaltılmasıdır. Öte yandan belirli bir ürünün piyasasında sınırlı sayıda ürün ve dolayısıyla satın alıcı ile çalışmak yerine ürünleri farklılaştırarak pazarın daha geniş kesimlerine hitap etmek de benzer bir sekide sergilenen bir işletme davranışı olarak kabul edilmektedir.

*Çevresel taleplere uymanın getirdiği tehdit ve kısıtlardan kaçınmanın etkin yollarından biri, ilgili taleplerin oluştuğu koşulları ya da durumları yönlendirmeye çalışmaktır. Talep koşullarını yönlendirmek adına ilk seçenek,
- Dışsal aktörün talebini tanımlamak için insiyatif elde etmek ve talebin içeriği konusunda belirleyici olmaktır. Bu durumda örgüt, ilgili aktörler ile iletişim kanallarını açık tutarak beklentileri belirli teknikler etrafında formüle etmeye çalışmaktadır.
-İkinci bir yöntem talebin kendisini değil ama nasıl tatmin edileceğini tanımlamaktır.
-Taleplerin içeriğinin formüle edilmesinde bir diğer yol, talepler konusunda standartlar geliştiren veya düzenlemeler yapan kurumları etkilemek veya bu karar süreçlerinde yer almaya çalışmaktır.
-Reklam ve tanıtım faaliyetleri de işletmenin kendisine yönelen talepleri şekillendirmesinde rol oynayabilmektedir.

Çevresel taleplerden kaçınmak ya da onları yönlendirmek için kurulan tampon mekanizmaları veya girişilen eylemler, her koşulda işletmenin özerkliğini ve çıkarlarını korumasına yetmeyebilmektedir. Bu durumda örgütler, farklı stratejilerle güç dengelerini kendi lehlerine çevirmeye ve kısıtları aşmaya çalışmaktadırlar. Bunlar aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir:
• Örgütsel bağımlılıkların yapısını değiştirmeye yönelik stratejiler: İşletmelerin büyümesi, birleşme, yatay ve dikey bütünleşmeler
• Örgütler arası kolektif yapılar oluşturmaya yönelik stratejiler: Normatif koordinasyon, iş birliği yapıları, ortak yönetim kurulu üyelikleri ve bağımlılığın örgütlü yönetimi
• Politik eylemlere girişme: Karşılıklı bağımlılığın yasalar ve sosyal yaptırımlar yoluyla yönetimi



• Üst düzey yönetici değişiklikleri

Örgütsel Bağımlılıkların Yapısını Değiştirme: Büyüme, Birleşme ve Satın Almalar
Bir örgütün dış çevresi ile mübadele ilişkisinin başladığı yerde, zarar görebileceği, yaşama şansını tehdit eden eylemler ya da faaliyetler de başlamış olmaktadır. Kaynak bağımlılığı kuramına göre örgütün, varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu kaynakları temin amacıyla girdiği mübadele ilişkisini kendi lehine çevirmek üzere yönelebileceği davranışlardan biri de söz konusu bağımlılıkların yapısını değiştirmeye çalışmaktır. Bu seçenekler, örgütün çevreye bağımlılığını büsbütün ortadan kaldırmamaktadır. Ancak mevcut ilişki ağı içinde kritik bir kaynağın kontrolünü radikal biçimde değiştirmeye yardımcı olmaktadır. Bu kapsamda örgütlerin büyümesi, satın alma ve birleşmeler ile farklı sektörlere açılmayı sağlayan çeşitlendirme stratejileri ön plana çıkmaktadır. Kaynak bağımlılığı kuramı açısından örgütsel büyüme, örgütün çevresel bağımlılık ilişkilerine bir cevap olarak gerçekleşen bilinçli bir tercih olarak kabul edilmektedir.

*Örgütlerde büyüme birkaç farklı şekilde gerçekleşebilmektedir. İlk seçenek örgütün kendi faaliyet hacmini artırarak büyümesidir. Örgütsel bağımlılık ilişkilerine müdahale etmek için izlenen büyüme stratejilerinden birisi de örgütler arasındaki birleşme ve satın almalardır. Birleşme ve satın almalar yoluyla gerçekleşen büyüme, örgütün mevcut bağımlılık ilişkisi içindeki konumunu ve gücünü farklılaştırarak çevresel aktörlere karşı avantaj elde edilmesini sağlayabilmektedir.
Birleşme ve Satın Almalar: Örgütlerin piyasadaki bağımlılık ilişkilerinin yapısını değiştirerek rekabet koşullarını kendi lehlerine çevirmek amacıyla başvurdukları yatay-dikey bütünleşmeler ve faaliyet çeşitlendirme stratejileri.
Kaynak bağımlılığı kuramı Nelson (1959)’un tespitlerine paralel olarak birleşme ve satın almaları üç farklı strateji üzerinden ele almaktadır
-Bunlardan ilki yatay bütünleşme olarak bilinen rakip işletmeyi satın alarak ya da rakip işletme ile birleşerek rekabeti azaltmaktır.
-İkinci olarak örgütler, dikey bütünleşmeler yolu ile tedarikçi ya da müşteri konumunda olan örgüt ile mevcut bağımlılık ilişkisinin yapısını değiştirmeye çalışmaktadırlar. İşletmeler geriye doğru dikey bütünleşme gerçekleştirerek tedarikçisi konumundaki bir işletmeyi satın almakta ve böylelikle ilgili kaynağı doğrudan kontrol etme fırsatı sağlamaktadır. İleriye doğru dikey bütünleşmede ise ileriye doğru dikey bütünleşmeye gitmenin bir işletme, ürünlerinin büyük bölümünü pazara sunmasını sağlayan işletmeyi bünyesine katarak bu müşteriye olan bağımlılığını doğrudan kontrol altına almış olmaktadır.
-Son olarak örgütler faaliyetlerini çeşitlendirerek yani ekonominin diğer endüstrilerine yayılarak mevcut faaliyet alanına bağımlılığı azaltma yoluna gitmektedirler. Çeşitlendirme, işletmeyi, daha farklı koşullara sahip başka ilişki ağlarının içine girerek belirli bağımlılık ilişkilerinin getireceği potansiyel tehlikelerden koruyabilmektedir. Çeşitlendirme, özellikle işletmenin mübadele ilişkisi içinde olduğu aktörlerin sayısının çok az olması durumunda örneğin yüksek yoğunluklu bir pazara ürün ve hizmet sunulması durumunda, şirket birleşmelerinin sermaye kısıtları ya da yasal sınırlamalar nedeniyle güç olduğu veya işletmeler arası ilişkileri düzenleyici diğer mekanizmaların kullanılamadığı koşullarda başvurulan bir davranış biçimi olmaktadır.

Örgütler Arası Kolektif Yapılar Oluşturmaya Yönelik Stratejiler
Kooptasyon: Örgütlerin, kendilerini olumsuz yönde etkileyebilecek toplumsal kesimlerin liderlerini örgütün bir parçası hâline getirerek o toplumsal kesimin tutum ve davranışlarını kontrol etmeye çalışması.
Bu mekanizmaların kaynak bağımlılıklarının yönetimi ve bu bağımlılıklardan kaynaklanan tehlikelerin bertaraf edilmesi konusunda örgütlere bir dizi avantaj sağladığı belirtilmektedir
• Bir örgütün kaynak bağımlılığı ilişkisi içinde olduğu diğer bir işletme ile temas içinde olması, her şeyden önce ona bilgi girişi sağlamaktadır.
• İkinci olarak söz konusu bağlantılar, diğer işletmeler ile arada olan bağımlılığın düzeyi hakkında da bilgi üretebilmektedir
• Son olarak çeşitli biçimlerde çevre ile kurulan bağlantılar, bu bağlantılar içinde gerçekleştirilen etkinlikler işletmeye tanınma ile birlikte prestij ve meşruiyet de getirmektedir. Özellikle işletmeyi temsil eden aktörlerin, yani girişimci veya üst düzey yöneticilerin oynadıkları roller, kurdukları bağlantılar işletmeye atfedilen değeri ve güveni olumlu yönde etkileyebilmektedir.

Karşılıklı Bağımlılığın Yasalar ve Sosyal Yaptırımlar Yoluyla Yönetimi: Politik Aktör Olarak İşletmeler
Kaynak bağımlılığı kuramı açısından bakıldığında ekonomik, politik, sosyal ve yasal düzenlemeler sadece örgütleri kısıtlayan çevresel koşullar olarak görülmemekte, bunlar kısmen de olsa, varlığını sürdürme mücadelesi içinde olan örgütlerin faaliyetlerinin bir sonucu olarak kabul edilmektedir. Yani bu anlamda çevre, sadece katlanılan, kaçınılan ya da kabul edilen “verili” bir ortam olarak düşünülmemektedir. Çevrenin kendisi, tüm unsurları ile beraber, kendi çıkarı peşinde koşan formel örgütlerin eylemleri ile şekillenen dinamik bir ortam olarak tanımlanmaktadır.

İşletmelerin çeşitli biçimlerde hükûmet kararlarını yönlendirmek yolunda çaba gösterdikleri de tarihsel olarak şüphe götürmez biçimde ortadadır. Kaynak bağımlılığı kuramı açısından bakıldığında devlet müdahalesi veya düzenlemelerinin örgütler arasındaki bağımlılık ilişkilerinin problemli hâle geldiği, düzenlemeye gidilmesinin sektördeki örgütlerin yararına sonuçlar yarattığı ve rekabet koşullarındaki belirsizliğin örgütler arası örtük düzenlemelerle aşılamayacak kadar yoğunlaştığı dönemlerde daha çok gündeme geldiği öne sürülmektedir. İşletmeler, ölçekleri ve



faaliyet sahalarının niteliğine göre farklı düzeylerde güç kullanarak devlet müdahalelerini kendi lehlerine yönlendirmeye çalışmaktadırlar. İşletmeler doğrudan devlet ile bir bağımlılık ilişkisi içinde olmasa da devlet tarafından alınan kararlar ve yasal düzenlemeler bir sektörde oyunun kurallarını radikal biçimde değiştirebilmektedir. Öte yandan RTÜK, BDDK, EPDK gibi özerk kurumlar aracılığı ile devlet birçok sektöre denetim standartları getirebilmektedir. Özetlemek gerekirse kaynak bağımlılığı perspektifinden bakıldığında, örgütlerin sadece teknik çevrelerine cevap veren birimler olarak değil söz konusu çevrenin teknik ve kurumsal şartlarına müdahale edebilen politik aktörler olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Üst Düzey Yöneticilerin Değişimi
Kaynak bağımlılığı kuramı çerçevesinde üst düzey yöneticilerin değişimi, içinde bulunduğu çevre ile örgütteki değişimleri ilişkilendirmenin bir mekanizması olarak gündeme getirilmektedir . Üst düzey yöneticilerin değişimi kararları, bir üst düzey yöneticinin bulunduğu pozisyondan ayrılması, yerine yeni bir yöneticinin atanması sürecini ifade etmektedir. Kuram, hem yöneticilerin işten ayrılması hem de yeni yöneticilerin seçimine ilişkin kararların, örgütün çevresel koşullarından etkilendiğini iddia etmektedir. Bu iddia çerçevesinde geliştirilen argümanlar aşağıdaki gibi sayılmaktadır

• İşletmenin çevresel ortamı, taşıdığı koşullar, belirsizlikler ve bağımlılıklarla birlikte güç ve kontrolün örgüt içindeki dağılımını etkilemektedir.
• Güç ve kontrolün örgüt içindeki dağılımı, örgütün kritik mevkilerindeki yöneticilerin seçimini ve bu görevdeki kalış sürelerini etkilemektedir.
• İşletme politikaları ve örgüt yapısı, söz konusu güç ve kontrol dağılımı tarafından etkilenen kararların bir sonucudur.
• İşletmeyi kontrol eden yöneticiler, sonuç olarak ortaya çıkan yapıyı ve örgütsel faaliyetleri etkilemektedirler.

*Araştırmalar, özellikle işletme performansının düştüğü dönemlerde üst düzey yöneticilerin daha çok değiştiğini yani görevden ayrıldıklarını, yerlerine yeni yöneticilerin getirildiğini göstermektedir. Kısaca bir işletmede üst düzey yöneticilerin göreve gelme yani seçilme kararları ve görevde kalma süreleri, çoğunlukla örgütün içinde faaliyette bulunduğu çevresel koşullardan kaynaklanan kısıtlar, sorunlar ve belirsizliklerle ilişkilidir.
 

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
17,232
Mesajlar
134,047
Kullanıcılar
90,425
Son üye
dry38
Üst