Aöf Sosyal Sorunlar Dersi 6.Ünite Ders Notları

tremendous

Forum Yöneticisi
Katılım
11 Ara 2012
Mesajlar
1,782
Tepkime puanı
7
Puanları
0
Bölüm:
MEZUN
Şehir:
İstanbul
Aöf Sosyal Sorunlar Dersi 6.Ünite Ders Notları

SUÇLULUK

Suç genel olarak yasalara aykırı bir davranış ya da eylem olarak tanımlanabilir. Bazı sosyal bilimciler ise, bu tanımı toplumsal normlara uymayan davranışlarını da kapsayacak şekilde genişletmektedir. Topluma karşı yapılan bu davranışlar yaptırımlarla karşılaşır. Yaptırımlar ise yasalarla kurumsallaşmış olabileceği gibi kurumsallaşmamış da olabilir. Farklı bir biçimde ise suç, kişisel alanı aşıp kamusal alana giren kural ya da yasaları çiğneyen, buna bağlı olarak meşru ceza ya da yaptırımların uygulandığı ve kamusal bir otoritenin müdahalesini gerektiren fiiller olarak tanımlanabilir. Suç sayılan davranışlar toplumdan topluma ve dönemden döneme değişebilir.
Ceza hukukunda suç, devletin ceza tehdidiyle yasaklamış olduğu faaliyetlerdir.
Toplumsal bir zarar olarak suç, kanuna ve topluma karşıyapılmış, topluma zarar veren ihmal, kusur ve çeşitli cürümlerdir.
Evrensel normlara göre ise suçkültürler arası farklılaşmayan bir olgudur. Toplumun değerlerine ve kültürüne bakılmaksızın suç her yerde suçtur. Bundan dolayı, farklı kültürleri de içine alan cezai
yaptırımlarıbulunmalıdır.
Damgalama (etiketleme) yaklaşımına göre, bir davranış toplumsal tepki ile
karşılaşıyorsa o davranış suç olarak kabul edilir. Eğer bir damgalama yoksa gerçekte suç da yoktur. İnsan hakları yaklaşımına göre ise,yasal düzenleme nasıl olursa olsun, insan haklarını ihlal eden her türlü davranış suçtur. Bu yaklaşıma göre ırkçılık, cinsiyetçilik ve sınıf temelli baskı ve sömürü pratikleri suç kapsamında görülmektedir.
İnsani farklılık yaklaşımına göre suç, eşit olmayan koşullarda yaşayan guruplara uygulanan bir baskıbiçimidir. Suç, baskın ve egemen bir grubun farklı dil, kültür ve deneyime sahip insanlara yönelik baskıcı ve ezici pratikleridir. Suçun azaltılması ve ortadan kaldırılması içinşüphesiz suça neden olan ekonomik, toplumsal, politik, psikolojik ve çevresel faktörlerin analiz edilmesi gerekmektedir. Sosyolojik kuramlar suçun kaynakları, suçun mağdurları ve suçluyu cezalandırma yöntemlerine vurgu yapmaktadır. Suç ile ilgili geliştirilen teorilerin ilkisuç ile biyolojik yapıarasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışmıştır. Klasik kuramcılar suçu sosyolojik bir olgu olarak görmüşlerdir.
SUÇLAİLGİLİ SOSYOLOJİK TEORİLER
Suçun tarihsel süreçte biyolojik, psikolojik ve sosyolojik yönlerden ele alınıp açıklanmaya çalışıldığı görülmektedir. Biyolojik bakış açısı daha çok suçun nedenlerini, bireyin fizyolojik yapısı ve genetik özellikleriyle ilişkilendirmeye çalışırken, psikolojik bakış açısısuçu ruhsal olarak çözümlemeye ve suçun nedenlerini zekâ sorunları, akıl hastalığı, patoloji gibi durumlarla açıklamaya uğraşmaktadır. Sosyolojik teoriler ise suçu bireysel değil toplumsal bir olgu olarak ele alır.Sosyolojik teoriler işlevselci, etkileşimci, çatışma ve kontrol teorileridir.
İşlevselci Teoriler
İşlevsel açıklama, bir fenomenin varlığını ya da bir eylemin yapılmasını, sonuçlarına göre ortaya koyar. Bu kuram, suç ile sapkınlığın, yapısal gerilimlerden ve toplumdaki bir ahlaki düzenleme yokluğundan kaynaklandığını savunur. Bazı düşünürler suç kavramını açıklamak için “anomi” kavramınıkullanırlar. Durkheim, “Toplumda İşbölümü” isimli kitabında anomiyi, toplumda meydana gelen serbestleşme durumu olarak tanımlamıştır. Toplumun genel prosedürel kurallarının yıkılması ve insanların birbirlerinden ne beklediklerini bilmemesidir. Ona göre kuralsızlık, sapkın davranışı ortaya çıkarır. Merton, anomi kavramını, sosyal normları ya da değerleri iki türe ayırarak, toplumsal amaçlar ve bu amaçlara ulaşmak için kabul edilebilir araçlardan bahsetmiştir.Örneğin sınıf ayrımını, toplumun yapılandırılması yönünde amaç ve araçlar arasındaki ayrılmaşeklinde tanımlamıştır. Merton, sapkınlık davranışınıortaya çıkaran beş uyum türü olduğundan bahseder. a)Genelde birçok kişi uyum gösterenlergrubuna girer. Bu kişiler, kültürün amaçlarını ve bunlarıgerçekleştirecek kurumsallaşmış araçları kabul ederler.b)Yenilikçiler, amaçları kabul eden fakat araçları kabul etmeyenlerdir. Bunlar, suç ve sapkınlık gösterenlere örnek verilebilir. c)Geri çekilenler, hem amaçları hem araçları kabul etmez.d)törenciler,araçları kabul ederler ama amaçları reddederler.e)başkaldıranlar,amaçları ve araçları, alternatifleriyle değiştirmek isterler.
Cohen, Cloward, Ohlin ve Miller gibi teorisyenler suçluluğun açıklanmasında alt kültür teorilerini ele almışlardır. Hepsinin ortak noktası suç ve suçluluğun türlerini açıklamada alt kültürlerin önemini vurgulamalarıdır. Cohen, Amerikan toplumuna eğitim sistemi ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla orta sınıfın değer ve normlarının aşılandığınısavunmaktadır. Bu yüzden alt kültürde yaşayan çocuklar, bu değerlere formel yollarla ulaşma imkânı bulunmadığından, hayal kırıklığıyaşamakta ve dışlandığınıhissetmektedir. Nefretle dolan bu alt kültür çocukları,kendilerini iyi hissettikleri sosyal gruplar olan çeteler oluşturarak suça yönelmektedirler.
Etkileşimci Teoriler
Etkileşimciler, davranışların ilk kez nasıl sapkın diye tanımlandığınıve neden belirli gruplar sapkın diye yaftalanırken ötekilerin böyle yaftalanmadığısorularına yanıt aramaktadırlar. Sosyal etkileşim ya da yaftalama teorisi, suçluluğun, kişilerin diğer kişiler tarafından olumsuz şekilde yaftalanmasıyla arttığınısavunur. Suçlu, sabıkalı, esrarkeşgibi yaftalar, kişileri toplumdan uzaklaştırır ve suçlular dünyasının içine atar. Bu teoriye göre sapkınlığın tanımlandığıkurallar, varlıklılar tarafından yoksullar, erkekler tarafından kadınlar, yaşlılar tarafından gençler, etnik çoğunluklar tarafından azınlıklar için düzenlenmişlerdir.Becker’agöre bütün sosyal gruplar kurallar oluşturur ve bunları uygularlar. Sosyal kurallar, durumları ve bunlara uygun davranışlarıtanımlarlar. Bazı davranışları“doğru”, bazılarını“yanlış” diye sınıflarlar.Lemert isesapkınlığın oldukça yaygın olduğunu ve insanların genellikle bundan sıyrılabileceğini ileri sürer. Lemert, başlangıçtaki sınırları aşma davranışınabirincil sapkınlık, bireyin yaftayı kabullendiği ve kendisini sapkın olarak görmeye başladığıdurumlara da ikincil sapkınlıkdemektedir. Birincil sapkınlık, okuldan kaçmak, küçük yaşta alkol almak gibi toplumun daha az tepki gösterdiği norm ihlalleridir. Etiketleme süreci ise sapkın kişiye bir çok sorun yaratır. Kişi ikincil sapkınlık sürecine geçer. Sapkınlık, kişinin kariyeri haline gelir. Sapkın ile toplum arasındaki etkileşimin sonucunda kişi sapkın rolünü teyid eder. Bu sürece sapkınlığın yükselmesi denir. Örneğin içki içen kişi ayyaşolarak tanımlanıp dışlanırsa, daha çok içer ve bu davranışıonaylayanlarla birlikte olur. (sayfa 155 tablo 6.1 yaftalama süreci)
Çatışma Teorileri
Suç bilimciler, toplumla ilgili açıklamalarında uyum modeli ve çatışma modeli şeklinde iki model
kullanırlar. Çatışma teorisyenleri, Neden birçok kişi isyan etmektedir, neden çok fazla suç ortaya çıkmaktadır, neden birçok cezai tehdit vardır ve neden çok sayıda kişi hapishaneye girmektedir? gibi soruları yanıtlamaya çalışmaktadır.Temelleri Karl Marx’ın politik- ekonomik teorisine dayanmaktadır. Marx, kapitalist bir toplumda yasaların kabulü ve uygulanışının, üretim araçlarınıelinde tutan baskın ekonomik güçlerin çıkarına göreşekillendiğini savunur.Sosyal çatışma kuramı,Marx’ın çalışmasının, Bonger, Dahrendorf ve Volf tarafından tekrar yorumlanması olarak ele alınabilir ve bu teorilerinin ilgilendiği konular şöyle sıralanabilir;
• Hükümetin suça yönelik çevre yaratmada oynadığı rol,
• Kişisel güç ile grup gücü arasındaki ilişki ve ceza hukukunşekillenmesi,
• Adalet sisteminin işleyişine karşı ön yargı oluşumu,
• Kapitalist ekonomi ve suç oranları arasındaki ilişki.
Çatışma teorisyenleri, suç ve sapkınlık çözümlemelerinin çerçevelerini, toplumun yapısı ve toplumun egemen sınıfları arasında gücün korunması olarak belirlemişlerdir. Bu kuramdayasa, farklıgüç düzeylerine sahip insanlar ya da gruplar arasındaki çatışmanın bir sonucu olarak görülür. Özellikle kapitalizmin etkisiyle, toplumu düzenleyen ekonomik ve sosyal güçleri, suçun nedenleri olarak görür. Yasaların ve adalet sisteminin, belli sosyal sınıfların lehine işlev gösterdiğini savunur. Yazarlar, güçlülerin de yasaları çiğnediklerini, ancak ender olarak yakalandıklarını ileri sürmektedir. Bu kuramcılara göre “beyaz yakalı” denilen bu suçluların izlenmesinin yarattığıdurumlardan korkan yasa uygulayıcıları, bunun yerine çabalarınıtoplumun, fahişeler, uyuşturucu kullanıcıları ve küçük hırsızlar gibi daha az güçlü üyeleri üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Çatışma teorileri alan yazında eleştirel kriminoloji ya da yeni kriminoloji olarak da isimlendirilmektedir.Taylor, Walton ve Young’ın “Yeni Kriminoloji”teorisiyle başlayan çağdaş çatışma teorileri ise, suçun tanımının yapılması ve suça karşı önlem alınmasında, suçun ortaya çıktığı sosyal koşulların yanısıra kültür, ırk, toplumsal cinsiyet ve etnik köken gibi değişkenleri de hep birlikte ele alır.
Kontrol Teorileri
Sosyal kontrol teorisi, insan davranışını düzenleyen ve toplumun kurallarına uyum ya da bağlılığı
sağlayan teknik ve stratejilere odaklanır. Sosyal kontrol hem makrososyolojik hem mikrososyolojik bakış açısından değerlendirilir.Makrososyolojik çalışmalar; yasal sistem, kanunlar ve yasal uygulamalar, toplumdaki güç grupları, hükümetin ya da belli grupların sosyal ve ekonomik talimatları gibi kontrol grupları için formel sitemleri keşfeder.Mikrososyolojik çalışmalar ise enformel sistemlere odaklanır. En iyi bilinen kontrol kuramcılarından biri olan Hirschi,insanların temel olarak, suç etkinliğine girip girmeme kararlarını, potansiyel yararlarla riskleri karşılaştırarak, hesaplıbir biçimde veren bencil bireyler olduklarını ileri sürmüştür. Hirschi, bir kişinin
toplumla kurduğu sosyal bağı dört bileşene ayırarak incelemiştir.
Bağlanma (attachment), kişinin diğer kişilere olan ilgisi ve duygusudur. Hirschi, aile, arkadaş ve okulun kişinin bağkurmasında önemli kurumlar olduğunu savunur.
Sorumluluk (commitment), eğitim alma ya da gelecek için para biriktirme gibi eylemler
için harcanan zaman, enerji ve emektir.Aile, kariyer, başarı, gelecekle ilgili hedefler.
Katılım (involvement), kişi geleneksel topluma güçlü bir sorumlulukla bağlanırsa zorla kazandığı konumunu tehlikeye atmak istemez, fakat karşı durumda suç gibi risk taşıyan davranışlara yönelebilir.Okul faaliyetleri, spor takımları,örgütler, dini gruplar,sosyal kulüpler,toplum.
İnanç (belief), geleneksel faaliyetlere sıkı katılım da yasal olmayan davranışa yönelmeye zaman bırakmaz. Aynı sosyal oluşumda yaşayan insanlar genelde ortak ahlaki inançlar geliştirirler. Bu inançlar ortadan kalkar ya da zayıflarsa, insanlar yasal olmayan faaliyetlere yönelebilirler.Dürüstlük, ahlak, adalet, vatanseverlik,sorumluluk.
David Matza, 1960’larda bazı ergenlerin suç işlemeye meyillendiğini açıklayan sosyal kontrolle ilgili farklı bir bakışaçısı sunmuştur. O’na göre gençlik hissi yasalar tarafından sınırlandırılan ahlaki bir yükümlülüktür. Kişi ile yasa arasındaki bağ, sorumluluk ve kontrolü yaratır. *Kontrol kuramcıları, en iyi politikanın suçluyu değiştirmektense, suçlunun suç işleme yeteneğini kontrol edecek pratik önlemler alınması olduğunu ileri sürmektedir. Bu kuramı benimseyenler için hedefin zorlaştırılması ve sıfır hoşgörü polislik, suçun önlenmesinde en sık kullanılan yöntemlerdir. Polisin küçük suçların üzerine gitmesinin daha büyük suçlarıcaydıracağı düşünülmektedir. Hedefin
zorlaştırılmasıve sıfır hoşgörü polislik, kırık pencereler kuramı diye bilinen bir kurama dayanmaktadır. Bu kuramcılara göre bir toplulukta toplumsal düzensizliğe ilişkin herhangi bir işaretin görülmesi daha ciddi suça yol açar. Wilson ve Kellingtarafından geliştirilen Kırık Pencereler Kuramı ile kent güvenliği açıklanmaktadır.Kent yaşamındaki düzensizliklerin henüz küçük çaplıyken çözülmesi gerektiğinin altınıçizmektedir. Zira suçun oluşması için, suçlu, mağdur ve mekanın bir arada olması gerekir. Suçun işlendiği yer, suçu işleyen kişi kadar önemlidir. Bu teoriye göre, tamir edilmeyen kırık bir pencere ihmalin göstergesidir. Eğer bir binanın bir penceresi kırılmışsa ve tamir edilmeden bırakılırsa geri kalan bütün pencereler de kısa bir zaman sonra kırılacaktır. Kırık pencerelerin tamir edilmemesi, o yerde sosyal düzenin, kontrolün, kuralların ve sorumlulukların olmadığı anlamına gelmektedir. Kısa süre içinde tamir edilmesi ise, bölgede düzen ve asayişin korunduğu hissini vererek başka suçların işlenmesi ihtimalini azaltacaktır. Toplum düzenini bozanlara yönelik tepkilerin olmaması, kuralları çiğnemek isteyenleri cesaretlendirir.
SUÇ VE SUÇLULUĞUN KAYNAKLARI
Suçun türüne, suçun gerçekleştiği çevreye, suçu işleyen kişinin sosyo ekonomik özelliklerine göre bu değişkenlerden bazılarının etkileri suçun ortaya çıkışında diğerlerinden daha etkili olabilir. Suça etki eden etmenler arasında, ilk anda akla gelen temel değişkenler şöyledir:
• Yaş,
• Cinsiyet,
• Medeni durum,
• Öğrenim durumu,
• Meslek,
• Sosyo ekonomik statü.
Kişiyi suç işlemeye yönelten davranışları kişiyeve toplumabağlı etmenler olarak iki başlık altında
toplamak mümkündür. Kişiye bağlı etmenler; yaş, cinsiyet, ırk ve zekâdır. Topluma bağlı etmenler ise fiziki çevre, sosyal çevre, sosyo kültürel yapı, ekonomik etkenlerdir. Suçun ortaya çıkmasına neden olan kişiye bağlı ve toplumsal etmenler aşağıda kısaca açıklanmıştır.
Kişiye Bağlı Etmenler
Yaş,cinsiyet, aile, medeni durum, ırk, zeka, din, eğitim durumu, meslek ve madde bağımlılığı.
Yaş
Suç işlemede en önemli etken yaştır. Para, cinsellik, statü, güç, kişilik arayışları, uyuşturucu, yerleşik düzene ve geleneklere karşıt görüşler, aynı görüşü paylaşan bir arkadaş grubu gibi olgular suç işlemeye neden olabilmektedir. Yaş-suç ilişkisi bağlamında fiziksel ve biyolojik faktörlerin de önemli bir payı bulunmaktadır. Gençlikte görülen fiziksel güç, çeviklik ve ataklık bazı suçları hızlandırmaktadır.İlerleyen yaşla birlikte azalan fiziksel güç ve enerji, ciddi suç oranlarında da düşmeye neden olmaktadır.
Cinsiyet
Suçu işleyenin cinsiyeti ve suça maruz kalanın cinsiyeti olarak iki açıdan ele alınabilir. Kadınların suç işleme oranlarının erkelerden düşük olduğu görülmektedir.Ancak kadınlara özgü bazı suçlar da mevcuttur. Cinsiyetle beraber yaş faktörünü de ele aldığımızda yapılan araştırmalar genç erkeklerin yaşlıerkeklere ve kadınlara oranla daha sık suç işlediğini göstermektedir.
Aile
Anne babanın suç işleyerek rol model olması, ailedeki çocuk sayısı,ilk ve tek çocuk olma, aile içinde disiplin, ilgisizlik ya da sevgisizlik, aile içinde fiziksel şiddete maruz kalma veya tanık olma, parçalanmış aile, yoksulluk, sosyo kültürel yapı gibi etkenlerin var olduğu görülmektedir. Araştırmalara göre suçlu kişilerin ailelerinin bazı ortak özellikleri vardır; 1)ailede başka suçlu bireyler de mevcuttur, 2) ölüm, boşanma veya terk edilme sebebiyle ebeveynlerden birinin veya her ikisinin de olmaması, 3) ihmal, aşırı baskı, kıskançlık, ailenin kalabalık olması, 4) dini ve ırksal farklılıklar, 5)işsizlik, yetersiz gelir gibi ekonomik nedenlerdir.
Medeni Durum
Medeni durum değişkeniyle ifade edilmek istenen: 1) Evli 2)Bekâr (hiç evlenmemiş) 3)Boşanmış 4) Dul (eşi ölmüş) hallerdir.İstatistikler genel olarak, evlilerin, diğer kişilere göre daha az suç işledikleri, bunları dullar ve bekârların izlediği; boşanmışların ise yüksek suçluluk oranına sahip olduklarını ileri sürmektedir. Bununla beraber medeni durumun yanında yaşın ve cinsiyetin etkisinden söz etmek mümkündür. Örneğin, genç olan evli erkeğin, yaşlı bekâra göre daha çok suç işlediği bazı araştırmalarda belirtilmektedir. Evlilik hayatının insanları sosyalleştirdiği ve insan ilişkilerini kuvvetlendirdiği göz önüne alındığında, bazı açılardan evliliğin suçu önleyici bir etkisinin olduğu söylenebilir.
Irk
Bazı ırklar belli suç türlerini daha fazla işleyebilir ancak araştırmalar suç ile ırk arasında kuvvetli bir ilişki bulunmadığını göstermektedir. Her ırka mensup kişiler arasında biyolojik veya psikolojik olarak rahatsız kişilerin işlemişoldukları suçları bütün ırka mal etmek doğru değildir.
Zekâ
Zekâ azlığının etki altında kalmayı kolaylaştırması, uyum problemleri yaratması, suçlarını ve suça ilişkin delilleri karartmadaki başarısızlıkları da suç açısından, suç işleme veya suça kurban olma olasılığını artırmaktadır.
Din
Dinlerinneredeyse tamamımın suç davranışlarını yasakladığı, kişiyi iyiye, güzele, doğruya yönlendirmeyi amaçladığı görülmektedir. Kişilerin dine olan düşük bağlılık düzeylerinin suç işlemesinde önemli bir etken olduğu varsayılmaktadır. İlahi dinlere hakkıyla inanan insanlar, işledikleri suçların sonucu olarak ahirette de bir ceza göreceklerini düşünerek, dinin hükümlerine uymak için bütün gayretleriyle çalışırlar. Yaygın bir ön yargı, dini, ahlaki eğitim eksikliğinin, suçlar ve suçluluk için önemli bir neden olduğu yönündedir. Ancak sadece dini inançlar, suçtan korunmak için yeterli değildir.
Eğitim
İstatistikler suç ve eğitim arasında ters orantı olduğunu göstermektedir. Eğitim seviyesi düşük kişilerin, eğitimli kişilere göre daha fazla suç işlediğini göstermiştir. Eğitim durumu yüksek olan bir kişinin suç işleme olasılığı düşüktür.
Meslek
Özellikle erkeklerde suçluluğun en sık görüldüğü üç meslek grubununsatışelemanları, hizmet personeli, tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılıkolduğu görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından derlenen Türkiye’de suçluların mesleklere göre dağılımı 2004–2007 yılları arası incelendiğinde en fazla suç hayvancılıkla uğraşan kesim tarafından işlenmektedir.İkinci olarak en fazla suç işleyen meslek grubu üst düzey yöneticilerdir. Bunlar beyaz yaka suçları olarak da nitelendirilmektedir.İşi olmayanların işledikleri suç sayıları ise 2004’te 1882 iken 2007’de 31936 olmuştur.
Madde Bağımlılığı
Uyuşturucu alma ihtiyacı alıcıları çoğu zaman hırsızlığa, gaspa, cebir ve şiddet kullanmaya iter. Uyuşturucular, alıcıyı adam öldürme, yaralama ve seks suçlarını işlemeye sevk eder. Uyuşturucu alan kişi kolaylıkla suç mağduru da olur.Uyuşturucunun etkisi altında olan kişi zayıftır. Bu nedenle ırzına geçilme ve kendisine karşı kullanılan cebir ve şiddete mukavemet edemeyeceği için kolaylıkla mağdur olur.
Topluma Bağlı Etmenler
Fiziki çevre, şehirleşme, sosyo ekonomik yapı, sosyo kültürel yapı ve medya.
Fiziki Çevre
Özellikle iklim, ısı, rüzgârlar ve radyasyon gibi çeşitli doğa olaylarının insan üzerindeki etkileri üzerinde durulmuş ve bu olayların suçu tanımlarken dikkate alınması gerektiği ileri sürülmüştür. Montesquieu, ekvatora yaklaştıkça suçluluğun ve kutuplara yaklaştıkça içki tüketiminin arttığınıileri sürerken, Adolph Quetelet kişiye yönelik suç oranının güneyde ve sıcak mevsimlerde arttığını buna karşılık kuzeyde ve soğuk mevsimlerde mülkiyete karşı işlenen suçların arttığını belirtmiştir.
Şehirleşme
Suç, köylere ve küçük yerleşim yerlerine nazaran büyük şehirlerde daha fazla görülmekte, büyük
şehirlerden uzaklaştıkça genel olarak suç oranı düşmektedir. Şehirlerde suç işleyenlerin büyük çoğunluğu buralarda doğmayan, sonradan göçenlerden oluşmaktadır. Türkiye’nin de önemli sorunlarından biri olan köyden kente göç olgusu ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kentler, kültür çatışması yaşayan ve arayışiçerisine giren insanları ortaya çıkarmaktadır. Bu arayışiçeresinde olan insanlar suça daha kolay yönelebilmektedir. Yoksul da olsa köyde yaşayan gençleri dizginleyen, yoldan sapmalarınıönleyen bazı etkenler vardır: İnsan davranışını düzenleyen belirgin gelenekler ve töreler, güçlü komşuluk ilişkileri, akrabalar arası dayanışma ve yazgısına boyun eğme alışkanlığıgibi. Oysa kentlerde insan ilişkileri gevşemiştir ve çıkarlarınıgözetme dürtüsü geleneksel değer
yargılarının önüne geçmiştir. Bu nedenle büyük kentlerdeki yoksul kesim daha umutsuz, daha desteksiz ve daha öfkelidir.Türkiye’de adam öldürme ve kız kaçırma suçları ise kırsal kesim suçu olma özelliği göstermektedir.
Ekonomik Etmenler
Günümüzde hırsızlık, gasp, yağmalama, yol kesmek, dolandırıcılık, sahtekârlık gibi mala yönelik suçlar başlığı altında yer alan suçlarda ekonomi faktörünün etkisi açıktır. Araştırmalar kişilerin ekonomik kriz dönemlerinde mala yönelik işledikleri suçlarda artış olduğunu göstermektedir. Ayrıca işsizlik faktörünün veya işsizlik oranındaki artışın suçu tetiklediği sonucuna ulaşılmıştır. Shertzer ve Stone, yoksul çevrelerde yaşayan gençlerde suç davranışının görünme nedenlerini aşağıdaki gibi sıralamaktadır:
• Gencin sosyal ve ekonomik olarak bazı arzular taşıması ve bu arzulara yasal yollarla ulaşmak
için fırsatının olmadığını düşünmesi.
• Mevcut durumdan hoşnut olmama, daha iyi duruma gelmek için karşı karşıya kalınan engellere
karşıduyulan memnuniyetsizlik.
• Çok sayıda insanın sıradan eğitimle veya geleneksel yollarla yüksek mevkilere gelmesinin
kısıtlılığıkarşısında gencin içine düştüğü ümitsizlik.
Sosyo Kültürel Yapı
Kültürün iki anlamı vardır; birincisi belirli bir toplumda sınırlıbir bölge içinde ve belirli bir tarihte
gelişmişdeğer yargılarının bütününü kapsar. Diğeri ise, uygarlık anlamında, yaşama tarzı düşüncenin, duygunun ve davranışın tarzıdır.Bir toplumun kültüründe hırsızlık, sövme, şiddet veya kan davası gibi davranışlar yerleşmişse, suçlulukla etkin mücadele edebilmek için önce bu anlayışın yıkılması gerekir. Türkiye’yi ilgilendiren konulardan biri kan davalarıdır.
Medya
Doğrudan bir ilişkinin varlığından söz etmek güçtür ancak medya bazısuçların öğrenilmesinde ve işlenmesinde, toplumun değer yargılarını tahrip eden yayınlar aracılığıyla dolaylı olarak bir etkiye sahip olabilir. Medyanın özellikle topluma hâkim olan cinsel kültürü tahrip ederek cinsel sapmaya yol açtığı ileri sürülmüştür.Toplumda suç oranın azaltılması için öncelikle suça etki eden faktörleri sosyolojik olarak ele almak gerekir.
TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE SUÇ
İlkel toplumlarda suç, içinde yaşanılan insan grubunun neye değer verdiği, neye önem verdiğiyle
ilgiliydi. Günümüzde ise suç tanımını yapan, hangi eylemlerin suç olarak kabul edileceğini belirleyen ve suça karşı öngörülen yaptırımları belirleyen kurum ve kuruluşlar mevcuttur. Anayasa ve yasalar suçun ve yaptırımın bir nevi kontrol listesi vazifesini görmektedir. Bütün bunları bir arada düşündüğümüzde suç, toplum düşüncesiyle bireysel davranışların uyuşmazlığıdır.İçinde bulunduğumuz çağda yeryüzündeki toplam bilgi her 20 yılda iki katına çıkmaktadır. Dünya 20. Yüzyılın son çeyreğine kadar çok kutuplu ve çok kültürlü bir yapıdaydı.Dünya 20.yüzyılda çok yönlü ve karmaşık değişikliklere sahne oldu. Askeri, siyasi ve ekonomik olarak güçlü olan toplumlar kültür, değer ve yaşantı gibi diğer alanlarda da kendi öz değerlerini diğer toplumlara dayatmıştır. Kendi öz değerlerini tarihsellik içinde değil de popüler akımlar neticesinde değiştiren toplumlarda yozlaşma, değerlerin kaybedilmesi, toplumsal çözülme, duyarsızlaşma gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Küreselleşmenin beraberinde getirdiği yozlaşma bireyi sadece yalnızlaştırmamış, aynı zamanda vicdanının içini boşaltmış, ahlaki hassasiyetleri zayıflatmış,bencilleştirmiş, sağduyusunu ve hoşgörü anlayışınıkaybetmesine de sebep olmuştur. Bunun yanı sıra kapitalist ekonomi politikalarıbireyleri “daha çok tüketmek için daha çok kazanmak” sevdasına düşürmüş, kazanmak için her yolun mübah kabul edildiği, bireylerin sadece kendi çıkarlarına odaklandığı toplumsal olmayan bir yaşam tarzı ortaya çıkarmıştır.Üzerinde durulması gereken bir diğer husus zayıflayan toplumsal hassasiyet ve çözülme sürecine giren ortak aklın değişimin beraberinde getirdiği yeni yaşam koşullarına ayak uyduramamasıdır. Hızlı ve kontrolsüz değişmenin toplum ve birey üzerindeki patolojik etki ve artan suç eğilimindenşüphesiz ki en çok toplumun en savunmasız kesimi olan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar zarar görmektedir. Kadına, çocuğa ya da yaşlılara yönelik suç ve şiddet eğiliminin artması tesadüf değildir. Kapitalist ekonomik sistemler, ahlaki, vicdani ve toplumsal değerleri yıpratmaktadır.
Medya ve Suç
Gazeteler, TV kanalları, radyo kanalları, internet portalları, sosyal medya uygulamaları artık
günlük hayatımızın ve dünya ile olan iletişimimizin vazgeçilmez birer parçası olmuşlardır.Medya ve suç arasındaki ilişki ele alınırken temel olarak 4 başlık üzerinde durmak gerekir. Bu başlıklar; a)medyanın suça özendiricilik özelliği,b)suçun medya aracılığıyla normalleştirilmesi/ kanıksatılması, c)suçun medya aracılığıyla meşrulaştırılmasıd)eğitici, bilinçlendirici yayınların eksikliği olarak sıralanabilir.
*Toplumsal Değişim ve Suç başlıklı bölümde sıkça değinilen toplumsal sağduyunun kaybolması ve değerlerin yozlaşması sonucu medyanın müşterisi konumunda olan bireylerin medyadan beklentileri de doğal olarak değişmektedir. Toplum nazarında prim kazanan yeni unsurlardan bazıları da şiddet, aksiyon, dram gibi içeriklerdir.Medya yapımcıları “halkın beklentisi bu yönde, izlenmiyor olsa bu tür yapımlara yönelmeyiz” demektedir. Ancak hatalı bir beğeni ve öğrenme ürünü olan bu tip yayınlara rağbet etme durumu, bu tip yayınların sayısının giderek artmasıile sürekli pekiştirilmektedir.
* Medya yerel, ulusal ve Uluslar arası ölçekte suç ve şiddet içerikli haberleri gündeme taşımaktadır. Haber alma özgürlüğüne ve hakkına araç olan bu uygulama aynı zamanda bireylerin suç kavramıyla her geçen gün daha fazla karşılaşmasının ve giderek bu olguya alışılmasının da bir aracı durumuna gelmektedir. “3. Sayfa haberleri” olarak nitelendirilen bu tip suç içerikli haberlerin sürekli toplum gündeminde tutulması,insanların suç olgusuna alışmasına, normal karşılamasına ve kanıksamasına sebep olmaktadır. Bireyler artık suçu günlük hayatın bir parçası olarak görmekte ve suça karşıduyarsızlaşmaktadır. Oysaki toplumsal tepki ve baskı bu tip durumlarda kanuni yaptırımlardan daha etkili bir önleme aracıkonumunda olabilmektedir .
*Medya da sıkça yer bulan ve oldukça yüksek izlenme ve takip edilme oranlarına sahip birçok yapımda suç işleyen ve işlediği suç, namus, töre, ideoloji vb. gibi gerekçelere dayanılarak meşru gösterilen karakterler ön plana çıkarılmaktadır.Bu tarz yayınlar bu durumu meşrulaştırmaktadır.
*Bütün bunlarla birlikte her eve, her bireye ulaşabilen bir güç olarak medya toplumsal bilinç
geliştirmede, toplumsal hassasiyetler oluşturulmasında çok faydalı bir rol oynayabilecekken bu tip
yayınlara medyada sadece RTÜK tarafından şart koşulan cezai yaptırımlar mahiyetinde, sembolik
denebilecek sıklıkta yer verilmektedir.
SUÇLULAR VE MAĞDURLARI
Suçluların Sınıflandırılması
Suç, ceza kanununun ihlali yönündeki, savunma veya mazeret olmaksızın yapılan ve devlet tarafından ağır veya hafif suç olarak cezalandırılan kasıtlı bir harekettir. Suçlu ise suçu gerçekleştiren kişi olarak tanımlanmaktadır. Hukuki olarak bir kişinin suçlu kabul edilebilmesi için hukuki süreçler sonunda suçun o kişi tarafından işlendiğinin ispatlanması gerekir. Suçlular, suç bilimi olarak adlandırılan kriminoloji alanında sınıflara ayrılmadan önce, ilk defa suç işleyen failler ve birden fazla suç işleyenler olarak birbirlerinden ayrılmıştır. Daha sonra her suç bilimci tarafından kendine göre bir suçlu tipolojisi oluşturulmuştur.(alttaki suçlu sınıflandırmaları164.sayfa tablo 6.3 çalışmak tercihinize)
Gall:ihtiras etkisi altında hareket edenler,doğuştan içgüdüleri ile hareket edenler
Merger:durum suçluları, karakter suçluları
Von Liszt: tesadüfi suçlular, düzeltilebilir suçlular, düzeltilemez suçlular
Despine:soğukkanlı suçlular,ihtiras suçlular,patalojik olmayan akıl hastası suçlular, patalojik akıl hastası suçlular
Ferri:doğuştan suçlular, akıl hastası suçlular, ihtiyadi suçlular, tesadüfi suçlular, ihtiras suçluları
Exner:karakter tipleri,suç sosyolojisi tipleri,kalıtım biyolojisi tipleri, suç politikası suçlu tipleri,kanuni suçlu tipleri
Lombroso:doğuştan suçlular saralı suçlular,ihtiras suçluları,akıl hastası suçlular,tesadüfi suçlular
Aschaffenburg:tesadüfi suçlular, heyecan suçluları, imkan suçluları,asarlayan suçlular,mükerrir suçlular,itiyadi suçlular,mesleki suçlular
Suç bilimine yönelik olarak suçluların sınıflandırılmasında bazıhususlar önemli olarak nitelendirilmektedir. Suçluların sınıflandırılmasında başvurulan bu hususlar, şu şekilde sıralanmaktadır.
• Suça neden olan etmenler bakımından
• Psikolojik, psikiyatrik ve karakteroloji bakımından
• Klinik bakımından
• Suçluluğun nitelik ve yönü bakımından
• Ceza siyaseti, ıslah ve tedavi bakımından
Suçlularısınıflandırmanın faydaları;
• Farklıtipteki suçluların uygun olarak cezalandırılmalarını,
• Daha uygun gözetim ve denetim imkânlarını,
• Daha uygun bir disiplini,
• Suçluların üretim yeteneklerinin artmasını,
• Suçluların yetiştirilmesi ve tedavisi hususundaki imkânların daha etkili ve verimli şekilde
kullanılmasını,
• Islah ve yetiştirme programlarında devamlılığı,
• Suçluların tavır ve hareketlerinin daha çok iyileşmesini,
• Serbest bırakılan suçluların hayattaki başarısızlık oranlarının düşmesini.
Mağdur Kavramı ve Sınıflandırılması
Mağdur; işlenen bir fiil nedeniyle tehlikeye atılan veya zarara uğrayan bir kişi, örgüt, topluluk, devletler veya uluslararası bir düzen olarak tanımlanabilir. Başka bir tanıma göre mağdur, haksızlığa uğramış tabi ya da hukuki kişidir.Mağdur her zaman bir birey olmayabilir. Bazen devletler, kurumlar, azınlıklar, milletler, belirli topluluklar, toplumlar hatta kamu vicdanı da mağdur olarak sayılabilir. Viktimoloji olarak adlandırılan mağdur davranışı öğretisinin amacı; mağduru psikolojik, sosyal ve hukuki boyutları arasındaki ilişkiler kapsamında incelemek ve mağdurluğun önlenmesi için gerekli şartları belirlemektir. Toplumsal ve bireysel açıdan suçun oluşumunda ve önlenmesinde önemli olan, hangi bireyin bir suçun gerçek mağduru olarak kabul edileceğidir. Suçlular gibi mağdurların da üzerinde yapılan incelemeler ve mağdurların belirli kategorilere göre sınıflandırılması, suç ve suçluya ilişkin bilgilere ulaşmada önemli yardımlar sağlamaktadır. Hans Von Hentig’e göre mağdurlar; a)özel yer-zaman durumuna dayanan mağdur,b)ailenin durumuna dayanan mağdur, c)mesleğe dayanan mağdur,d)kazanç ve keyif düşkünlüğüne dayanan mağdur, e)kendi saldırgan davranışı temeline dayanan mağdur, f)ırkhalk veya dini azınlık grubu durumuna dayanan mağdur, g)karşıkoyma gücü azalmış mağdur, h)özel biyolojik yapılar sebebiyle mağdur olmak üzere sekiz kategoride gruplandırılmıştır. Mendelsohn ise mağdurları;a)tamamen kusursuz mağdur, b)suçludan daha az kusuru olan mağdur, c)aynı şekilde kusurlu mağdur,d)suçlunun karşısında kusurlu mağdur e) mağdur özelliğini kendisi oluşturan mağdur olarakbeşe ayırmaktadır.
Açık bırakılmış bir kapı, güvenliği olmayan bir mekân, fakir bir semtteki son model araba tahrik
unsurlarıolarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda mağdurun, suçluyu bilinçli ya da bilinçsiz olarak tahrik ettiği varsayılır. Aynı şekilde kasiyerlik, veznedarlık, taksi şoförlüğü, doktor hatta öğretmenlik gibi bazı meslekler de mağdur olma riskine yol açarlar. Hiçbir birey doğuştan mağdur değildir, ancak bireylerin psikolojik, fizyolojik, ekonomik ve sosyal özellikleri onların mağdur olmasına yol açabilir. Adam öldürme, çocuklara kötü davranma, cinsel istismar, tecavüz, kitle suçları gibi bazısuçların aydınlatılmasında mağdur ve suçlunun kendisi kadar aralarındaki ilişki de önem taşımaktadır. Suç mağdurlarının zararını gidermeye yönelik ilk kanunlar, ilk olarak Yeni Zelanda ve Amerika kıtasında ortaya çıkarak diğer bütün kıtalara yayılmıştır. Bu kanunlarla, suç mağdurlarının desteklenmesi ve suçlardan korunmaya yönelik düzenlemelerin uygulanması amaçlanmıştır.
Suçun Önlenmesi
Suç politikasının temel amacı, suçluluktan korunmanın sağlanmasıdır. Suçun önlenmesine yönelik iki görüş kabul görmektedir. Bu görüşlerden ilki öncelikle her toplumda suçun kaçınılmaz olduğu fakat suça yol açan nedenlerin azaltılabileceği, diğeriise suçluluğun bazı türlerinin azaltılması ya da tamamen önlenmesinin mümkün olduğudur. Aile, okul, cami, kilise, dernek gibi resmi olmayan kontrol mekanizmalarının az olduğu yerlerde resmi kontrol mekanizmalarına sıkça ihtiyaç duyulur. Burada hukuk, sosyal kontrol aracı olarak görülebilir. Hukuku, sosyal bir kontrol aracı olarak taşıyan kurumlar ise, polis, ceza yargısıve infaz kurumlarıdır. Suçun önlenmesinin başarısı ilk olarak suç oranlarındaki düşme ile ölçülmektedir. İşlenen suçlarınşiddet ve ciddiyetinin azaltılması da başarı olarak nitelendirilebilir. Banka soygunu yerine ekmek çalmak suçunşiddetini, adam öldürme yerine yaralama da suçun ciddiyetini azaltmanın örnekleridir.
Suçun önlenmesi kavramı en dar anlamıyla suçluların yakalanıp adalete teslim edilerek, başkalarını caydırma, suçlunun davranışını değiştirme ve gelecekteki suçların önüne geçme olsa da, günümüzde suçun önlenmesi daha suç işlenmeden önce çeşitli stratejilerle suçun azaltılması çalışmaları olarak tanımlanmaktadır. Suçu önleme; suç riskinin önceden sezilerek, tanımlanması ve değerlendirilmesi, suçun azaltılmasıya da tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik gerekli girişimlerin başlatılması olarak da tanımlanmaktadır. Polis teşkilatının üstlendiği suç önleme stratejileri, sosyal hizmet kurumlarıtarafından yürütülen suçluluğu önlemeyi yani suç işleme riski altındaki bireyleri hedefleyen politikalar ve ceza infaz kurumlarının üstlendiği suçluların rehabilitasyonu, suçun önlenmesindeki temel perspektiflerdir. Kentlerde suçun önlenmesine yönelik alınan önlemler; sosyal ve kültürel, ekonomik, demografik, mekânsal, iç-dış güvenlik ve bilgi teknolojileri olarak sıralanabilir.Suça yönelik infazın gerçekleştiği ceza infaz kurumları da, artık sadece cezanın çekildiği yer olarak değil, suçluların sosyalleşmesini sağlayan, eğitim, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin verildiği, suç işlemeyi önleyici tedbirlere yönelik hizmetin üretildiği yerler olarak görev yapmaktadır.Bütün kurumların ve toplumun suçun önlenmesinde ve suçla mücadelede kendi üzerlerine düşen sorumlulukları vardır ve işbirliğine gidilmelidir. Adalet Bakanlığı suçluları tekrar topluma kazandırmada iyileştirme çalışmalarını yürütürken, İçişleri Bakanlığı’nın koruyucu ve önleyici hizmetleri yürütmesi, aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın da bu süreçte ortak çalışmalar yapması esastır.Suçun önlenmesine yönelik, çok çeşitli yöntemler söz konusudur. Başlıcaları;a) suçun icrasının engellenmesi, b)suç yaratıcı çevre tahriklerini azaltma, c)ruhsal direncin arttırılması d) suçlu kişilikleringelişiminin önlenmesi
Suçunİcrasının Engellenmesi
Suç eyleminin ön şartlarını yok etmek suretiyle, suçun icrasıönlenebilir ya da söz konusu şartları ortadan kaldırmak, bir tedbir olarak göz önünde bulundurulmalıdır. Örnek, kadınların, sadece para ve mücevher olan el çantaları ile caddeye çıkmamalarıverilebilir.
Suçu Yaratıcı Çevre Tahriklerini Azaltma
Sırf faille mümkün olan değil, bilakis fiili tahrik edici çevre gerçekleri, özellikle ekonomik ihtiyaç
durumu, aşırı alkol tüketimi ve özellikle gevşetilmiş imkânlar, uygun tedbirler vasıtasıyla kaçınılabilir veya onların sıklığısınırlanabilir. Örnek olarak; ekonomik-politik tedbirler vasıtasıyla işsizliğin sınırlanması verilebilir.
Ruhsal Direncin Arttırılması
Dışetmenlerin etkisiyle, bilinçaltından bilinç düzeyine çıkan ya da uzun zamandır bastırılmasına rağmen, kontrol dışı olarak gün yüzüne çıkan dürtüler, ahlaki ve hukuki değer yargılarının tam tersi davranışlarda bulunulmasına neden olabilir. Aslında genel olarak düşünüldüğünde, hukuka ve ahlaka saygı anlayışı, insanları, suç işlemekten alıkoyan bir temel olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesela, toplumun geneli tarafından benimsenmiş olan ahlak kurallarının dışında hareket etmeleri dolayısıyla “ahlaksız” olarak nitelendirilen anti-sosyal insanlar da, hukuka ve ahlaka saygı anlayışı görülmez ve bu insanlar; genel olarak kararsız ve dürtüsel hareketlere sahip, zayıf karakterli insanlar olarak değerlendirilirler.
Suçlu Kişiliklerin Gelişiminin Önlenmesi
Gençliği çalışma tembelliğine götüren baştan çıkartmadan, gece kulüplerine gitmeden, fuhuştan ve hırsızlıklardan, gençlik koruma tedbirleri vasıtasıyla koruma verilebilir. Suçun önlenmesinde suç davranışa geçmeden müdahale edebilmek çok önemlidir. Özellikle suç işlemiş veya suç işlemeye meyilli çocukların topluma kazandırılması toplumun geleceği açısından çok önemlidir. Suçlu çocuklar iyileştirme çalışmalarında yetişkinlere oranla daha başarılı ve hızlı yanıt vermektedirler. Çocuk suçluluğunda tedavi süreciincelendiğinde, önleyici (erken tanı), yeniden eğitim ve izleme çalışmalarından oluştuğu görülmektedir.
Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı’nda Mart 1992 kabul edilen güvenliğin
sağlanmasıve suçların önlenmesi ana başlığı altında şu ilkelere yer verilmiştir;
• Net bir güvenlik ve suç önleme politikasının, alınacak önlemlere, kanun yaptırımlarına ve
müşterek desteğe dayandırılması
• Yerel güvenlik politikasının; güncelleştirilmiş, kapsamlı istatistik ve bilgilere dayandırılması
• Suçun önlenmesinin toplumun bütün üyelerini ilgilendirmesi
• Etkili bir kent güvenlik politikası için; emniyet güçleri ve yerel halkın yardımlaşması
• Uyuşturucuya karşı yerel politikanın oluşturulması ve uygulanması
• Suçların tekrarını önleyici programlar ve hapis cezaları yerine alternatif çözümler üretilmesi
• Yerel güvenlik politikasının temel unsuru olarak mağdurların kollanması
• Suçların önlenmesine öncelik verilmesi ve buna bağlı mali kaynakların yaratılması
Yasak yerlerde sigara ve alkol tüketimi, yere çöp atma, gürültü yapma ve dilencilik gibi toplum düzenini bozan davranışlar düzensizliğin önlenmesi olarak ele alınmakta, suç önleme kapsamına dâhil edilmemektedir. Bunun yanında çevre, trafik, cinsel ve devlete karşı işlenen suçlar da gelişmiş ülkelerde suçun önlenmesi projelerinin kapsamına alınmamıştır.
Avrupa ve Kuzey Amerika’da suçun önlenmesine yönelik olarak izlenen stratejiler; konum temelli suç önleme, suçluluğun önlenmesi ve toplum temelli suç önleme olarak ifade edilmektedir. Konum temelli önleme, suç işleme fırsatlarının azaltılıp, ceza hükmünün arttırılarak suçun meydana gelmesini önlemek, suçluluğun önlenmesi; bireyin suç işleme potansiyelinin gelişmesini önlemek ve toplum temelli ise sosyal şartların değiştirilerek önlemenin sağlanması olarak tanımlanabilir.
İngiltere’de suçun önlenmesi, polis teşkilatının en temel amacı ve kanuni bir sorumluluğu olarak ifade edilmektedir. Ancak bu durum 1980’lere kadar uygulamaya aktarılmamış, bireylerin inisiyatifine bırakılmıştır. 1980’den sonra hükümet tarafından suçun önlenmesine önem verilerek, işbirliği yaklaşımı hayata geçirilmiştir. İngiltere’de konum temelli suç önleme metodu resmi bir suç önleme politikası olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
Türkiye’de ise önleyici polislik hizmetleri, güvenlik hizmetleri ve devriye hizmetleri “önleyici hizmetler” olarak nitelendirilmektedir. Okul çağındaki bir çocuğun okul saatinde dışarıda bulunmasından dolayı polis ekiplerinin müdahalesi bir suç önleme projesi olarak düşünüldüğünde, Türkiye’de bu anlamda suçun önlenmesine yönelik genel ve sistemli bir uygulamanın henüz olmadığı söylenebilir. Dolayısıyla İçişleri Bakanlığı tarafından suçun önlenmesine yönelik projelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
TÜRKİYE’DE SUÇ VE ÖRÜNTÜLERİ
Suç işleme oranları dünyada, ülkelerin sosyal, ekonomik ve biyolojik yapılarına bağlı olarak değişirken; bireylerin yaşlarına, eğitim seviyelerine, mesleklerine ve medeni hallerine göre de farklılık göstermektedir.Türkiye’de 1960–1985 yıllarıarasında suç işleyenlerin sayısı azalırken, 1985–2000 yıllarıarasında yükselişe geçmektedir. 2005 yılında tekrar düşüşe geçen suç işleme sayılarında, 2005 ve 2009 yılları arasında dalgalanmalar olduğu anlaşılmaktadır. Suç işleyenlerin cinsiyetleri incelendiğinde ise Türkiye’de erkeklerin kadınlara göre daha fazla suç işlediği göze çarpmaktadır.
Yaşa göre yüzdeleri incelendiğinde, 1965- 2000 yılları arasında suç işleme yüzdelerinin yıllara göre farklılık gösterdiği ve her dört suçludan üçünün 19-49 yaş aralığında olduğu görülmektedir. En çok suç işlenen yaş aralıkları ise 22-29 ve 30-39 yaş aralıklarıdır. 11-15 ve 60 sonrası ise en az suç işlenen yaş aralığıdır. 2005-2009 yılları arasında TUİK tarafından belirlenen yeni yaş aralıklarında ise her dört suçludan üçü 18-44 yaş aralığında yer almakta iken; en çok suç işlenen yaş aralığı 25-34, en az suç işlenen yaş aralığıise 11-14 ve 55 sonrasıdır.
Eğitim durumlarına gore ise suçluların yarısından fazlasınıilköğretim mezunları oluşturmakta ve ilköğretim mezunu suçluları lise mezunları takip etmektedir. Yüzde olarak en az suç işleyen grup ise yükseköğretim mezunu bireylerdir.
Mesleklerine göre 2005-2009 yılları arasındaki periyotta en çok suç işleyenlerin işi olmayan bireyler olduğu görülmektedir. İşi olmayan bireyleri kanun yapıcılar, yöneticiler, sanatkârlar ve
tarım, hayvancılık, ormancılıkla meşgul bireyler takip etmektedir. En az suç işleyen meslek grupları ise büro ve müşteri hizmetleri çalışanları, öğrenciler, emekliler, ev kadınları, profesyonel meslek sahipleri olarak sıralanabilir.
Medeni duruma göre Türkiye’de 2005-2008 yılları arasında suç işleyen bireylerin yarısından fazlasını evli erkekler oluşturmakta ve evli erkekleri hiç evlenmeyen erkekler izlemektedir.
Türkiye’de en çok İcraİflas Kanunu’na muhalefet edildiği göze çarpmaktadır. Bu suç türünü hırsızlık, adam öldürme, dövme ve yaralama, ırza geçme ve sarkıntılık, dolandırıcılık, ateşli silah kullanımı, uyuşturucu madde kullanımı ve satımıyla ilgili suçlar izlemektedir. Zina suçu yeni ceza yasası ile ceza kanunundan çıkartılırken; son yıllarda hırsızlık, sövme hakaret, dolandırıcılık, uyuşturucu madde kullanımı ve satımı suçlarında artışyaşanırken; rüşvet-irtikap ve sahtecilik, kız-erkek kaçırma suçlarında düşüşgözlenmektedir.Türkiye’de suçlulukla ilgili yapılan doktora çalışmalarıincelendiğinde araştırmaların daha çok suçluluğun nedenleri, çocuk suçlululuğu, işlenen suç türleri ve bölgelere göre dağılımı, ceza infazkurumları, insan hakları açısından suç, kişilerin suça yatkınlıkları, kentleşme ve suç örüntüsü gibi konularda yoğunlaştığıgörülmektedir. Daha detaylı bir inceleme yapıldığında çocuk suçluluğu üzerine suça itilen çocuklarda akıl ve ruh sağlığıproblemlerinin yaygınlığı ve çeşitliliği, çocuk suçluluğunda çocuk istismarı olgusunun değerlendirilmesi gibi konular çalışılmıştır.Kişilerin suça yatkınlığının farklı değişkenler açısından incelenmesiyle ilgili, üniversite öğrencilerinde utanca yatkınlık, suçluluğa yatkınlık ve bunların atıf biçimleri, başa çıkma stratejileri ve depresyon ile ilişkisi , depresyonda utanç, suçluluk, öfke ve kendilik değeri gibi konularda incelenmiştir. Kentleşme ve suç ilişkisini suçun kaynağı olarak ele alıpinceleyen çalışmalar da mevcuttur. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi kararlarında ve Türk hukukunda suçsuzluk karinesi,ceza muhakemesinde organize suçlulukla mücadele gibi suç kavramını hukuki ve insan hakları açısından inceleyen çalışmalar,suçlulukta sosyal kontrolün kırılma noktaları , bazısosyal değişkenler bağlamında Doğu Anadolu Bölgesinde suç ve suçluluk gibi suçu sosyolojik açıdan ele alan çalışmalarda mevcuttur.
SONUÇ: SUÇ VE SOSYAL YAŞAM
Büyük toplumsal değişimlerle birlikte norm ve değerlerin aşınması,kitle iletişim araçları ve teknolojilerinin doğru ve yerinde kullanılmaması suça teşviki hızlandıran etmenler olarak dikkat çekmektedir. Suç ve türleri, toplumdan topluma kültürden kültüre farklılık gösteren bir olgudur. Aile yapısının ve toplumsal normların zayıflaması sonucunda bireylerin suça yönelmelerinde bir artış gözlemlenmektedir.Bu bakımdan adli kolluk hizmetlerinin ve adalet sisteminin daha hızlı çalışması ve suçun önlenmesine yönelik tedbirlerin önceden alınmasını zorunlu kılmaktadır.
 

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
19,453
Mesajlar
150,271
Kullanıcılar
90,422
Son üye
Emre Akdoğan
Üst