Aöf Sosyal Sorunlar Dersi 7.Ünite Ders Notları

tremendous

Forum Yöneticisi
Katılım
11 Ara 2012
Mesajlar
1,782
Tepkime puanı
7
Puanları
0
Bölüm:
MEZUN
Şehir:
İstanbul
Aöf Sosyal Sorunlar Dersi 7.Ünite Ders Notları

ÇOCUK SORUNLARI
KİMLER ÇOCUK SAYILIR VE
BUNLARIN GENEL NÜFUS İÇİNDEKİ ORANLARI NEDİR

Terim olarak “çocuk”, bebeklik çağı ile erginlik çağı arasındaki gelişme döneminde bulunan insan
anlamına gelmektedir (TDK Büyük Türkçe Sözlük).
1990 yılında kabul edilen “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin” birinci maddesinde kimin çocuk sayılacağına değinilmektedir. Buna göre:
“Çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, 18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır”.
Türkiye İstatistik Kurumunun elde ettiği verilere göre 2010 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin nüfusu
73.722.988’dir. Ülke nüfusunun % 25,6’sı 0–14 yaş grubundaki kişilerden oluşmaktadır. 2010 yılında bölgelere göre genel doğurganlık hızının en yüksek olduğu bölge binde 119,2 ile Güneydoğu Anadolu, en düşük olduğu bölge ise binde 51,5 ile Batı Marmara Bölgesi’dir
Türkiye’deki doğum oranı şimdilik tehlike arz etmeyen bir seviyede görülmesine rağmen özellikle son 20 yılda genç nüfusun genel nüfus içindeki payının giderek azaldığı, yani nüfusun giderek yaşlanmakta olduğu gözlenmektedir. Örneğin 2009 yılında canlı doğan çocuk sayısı 1.254.946 iken bu sayı 2010 yılında 1.238.970’e gerilemiştir.

ÇOCUK HAKLARI
Çocuk hakları çerçevesinde evrensel boyutta en kapsamlı ve en yeni belge 1990 yılında kabul edilen “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi” dir. Türkiye’nin 1995’de onayladığı bu Sözleşme dünyadaki ülkelerin tamamına yakını tarafından imzalanmıştır.
Çocukların medeni, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını
gerek barış gerekse de savaş ve çatışma zamanlarında güvence altına almak üzere
hazırlanan Sözleşme, hem çok kısa bir zamanda gördüğü evrensel kabul, hem de geniş
kapsamı nedeniyle, benzersiz bir uluslararası hukuk kaynağıdır. Devletlerin
Sözleşmedeki yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirdiğini izlemek, Çocuk Hakları
Komitesi’nin görevidir. Taraf devletler, Sözleşmede belirlenen haklara ilişkin olarak
aldıkları önlemler ve kaydettikleri gelişmeleri, her 5 yılda bir BM Genel Sekreteri
aracılığıyla Komite’ye rapor etmektedirler. Komite, 2 yılda bir, Ekonomik ve Sosyal
Konsey aracılığıyla BM Genel Kurulu’na sunduğu raporlarında, taraf devletlerin
raporlarına ve gereğinde taraf devletlerden özel olarak talep ettiği bilgilere dayanarak
ülkelerin sözleşmenin uygulaması açısından durumlarına değinmekte ve önerilerini dile
getirmektedir
Bu uluslararası anlamda önemli belgenin yanı sıra T.C. Anayasasında da çocukların haklarını yasal çerçeve altına alan hükümler mevcuttur.
Anayasanın çocuklarla ilgili maddelerinin en kapsamlı olanları şunlardır:
Madde 41: “…Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile
planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.”
Madde 61: “…Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri
alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur.”
Anayasada temel olarak belirtilen hakların çeşitli alanlarda gerçekleşmesini düzenleyen yasalar da
mevcuttur. Bunların en önemlilerinden biri “5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunudur” .

1990’da yayınlanan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde yer alan en önemli çocuk
haklarını şöyle özetleyebiliriz:
Korunmaya muhtaç durumlarda korunma ve sahip çıkılma
Sanatsal faaliyetlere katılma, boş zamanlarını iyi değerlendirme, oyun ve eğlence
İşkenceye maruz kalmama, idam ve müebbet hapis cezalarına çarptırılmama
Çocuğa uygun olmayan soruşturma ve yargı şekline maruz kalmama
Mutlu olma ve yaşama
Çocuğun istek ve iradesinin dikkate alınması
Din, düşünce ve vicdan özgürlüğü
Şiddetten korunma
Okuma ve meslek edinme
Özürlü ise yardım ve teşvik görme
Sosyal güvence
Sağlıklı yaşam sürdürme için gerekli önlemler
Kendisi için ağır olan bir işte çalıştırılmama ve sömürülmeme
Cinsel istismara karşı korunma
Uyuşturucu maddelere karşı korunma
Çocuğun ebeveyni ile beraber yaşaması ve onları görebilmesi
Ana ve babanın çocuk ile ilgili haklarına saygı
Çocuğun özel hayatına ve onura saygı
Azınlık çocuklarının kendi kültürünü, dilini ve dinini öğrenme ve yaşayabilmesi
Çocuk kaçırmalarına ve ticaretine karşı korunma
Silahlı çatışmalardan ve askeri eğitimden uzak tutulma
Kendisine zarar verilen çocuğun iyileştirilme ve uyumlu hale getirilmesi
Sığınmacı çocukların korunma, barınma ve diğer sosyal ihtiyaçlarının giderilmesi

ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN SORUNLARI
Maddi kazanç veya meslek edinebilmek için iş alanlarının herhangi birinde yer alan ve on sekiz yaşını geçmemiş çalışanlara çocuk çalışanlar denir. ABD’de de tarım işletmelerinden fast food merkezlerine ve hazır giyim sanayine dek pek çok alanda çocuk işçi bulunmaktadır
1990 yılında yürürlüğe giren “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi”
çocuk haklarıyla ilgili uluslararası hukuki bir belgedir.
Türkiye’de ise 958.000 çocuk, kazanç getiren herhangi bir işte çalışmaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu 2006 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarında Hane halkı İşgücü Anketi ile
birlikte Çocuk İşgücü Araştırması gerçekleştirmiştir. 6–17 yaş grubundaki çocukları kapsayan bu
araştırmada toplam 28.978 çocuk ile görüşülmüştür. Dönem ortası nüfus projeksiyonları esas alınarak ağırlıklandırma yapılan araştırma aşağıdaki sonuçları vermiştir
2006 yılında 6–17 yaş grubundaki çocuk nüfusu 16.264.000 dir. Bu yaş grubundaki çocukların %
60,9’u kentsel yerleşim yerlerinde, % 39,1’i ise kırsal yerleşim yerlerinde ikamet etmekte olup bunların % 84,7’si bir okula devam ederken, % 15,3’ü herhangi bir okula devam etmemektedir. Okula devam etmeyen çocukların % 58,8’ini ise kız çocukları teşkil etmektedir.
6–17 yaş grubunda bulunan 16 milyon 264 bin çocuktan % 5,9’u, yani 958.000 çocuk, kazanç getiren herhangi bir işte çalışmaktadır. Bu yaş grubunda istihdam edilen çocukların % 47,7’si kentsel, % 52,4’ü ise kırsal yerleşim yerlerinde yaşamaktadır. Bu çocukların % 66’sı erkek, % 34’ünü kızdır.

Türkiye İstatistik Kurumunun Ekim 1999 verilerine göre işinden memnun olmayan çocukların önemli gerekçeleri nelerdir?
Türkiye İstatistik Kurumunun Ekim 1999 verilerine göre işinden memnun olmayan çocuklar çalışan
çocuk nüfusun %44’ünü oluşturmaktadır. Bu çalışan çocuklar ücretlerin yetersizliği, çalışma koşullarının zorluğu ve yapılan işlerin onların fiziksel güçlerinin üzerinde olduğu gibi gerekçelerle işlerinden memnun olmadıklarını ifade etmektedirler.En çok çocuk işçinin Diyarbakır, İstanbul, Adana, Mersin ve Antep'te bulunduğu bildirilmektedir.
Çocukların Ülkemiz gibi gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde çalışma yaşamında yer alış, eş
deyişle çalıştırılma nedenlerini Şişman (2004) çalışmasında, yoksulluk, eğitim düzeyinin düşüklüğü,
geleneksel kültür olarak üç ana başlık altında toplamaktadır.
1.Yoksulluk:
2.Eğitim Düzeyi
3.Geleneksel Kültür
Çocuk Hakları Sözleşmesinin 32. maddesi çocukların iş gücünün sömürülmemesi, çalışma koşullarının çocuk çalışanların bedensel, ruhsal, zihinsel gelişimini engelleyici ve onlara ahlaki yönden zarar verici durumda olmaması gerektiğini belirterek ilgili devletlerin bu hususlarda önlemler almalarını hüküm altına almaktadır. Bir uluslararası hukuk belgesi olan bu Sözleşmenin dışında Türk ulusal hukukunda da çalışan çocukları koruyucu hükümler bulunmaktadır. Örneğin Türkiye Cumhuriyetinin mevcut Anayasasının 50. maddesinde “kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar” denilerek çalışma yaşamı içindeki çocukların korunması anayasal bir zorunluluk olarak düzenlemiştir.

ILO En Kötü Durumdaki Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı, kısa adıyla IPEC olarak adlandırılan programı 1991 yılında başlatmış ve
Kölelik ve zorla çalıştırma,
Çocukların fuhşa zorlanması
Ağır ve tehlikeli işleri
çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri olarak sıralayarak, yapılan çalışmalarda da bu alanlarda yer alan
çocuklara özel öncelik tanımıştır.
Sokakta çalışan çocukların ILO tarafından en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliği türleri arasında açık olarak sayılmadığı görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, ailesi ile bağları kopmuş ve zamanının tümünü sokakta geçiren, yani sokakta yasayan çocukları “sokağın çocukları” olarak tanımlamaktadır. Sokakta çalışan çocuk ise, ailesinin geçimine katkıda bulunmak ya da kendi masraflarını karşılamak amacıyla günün belirli bir bölümünde sokakta çalışan çocuktur

ÇOCUK VE YOKSULLUK
Yoksulluk ailenin eğitim düzeyinin düşük olması ile ailede huzur ve güven ortamının bulunmamasının
yanında çocuk sorunlarının temelinde yatan en önemli etkendir. Çocukların eğitimini tamamlayamama, işçi çocuk ve sokak çocuğu olma durumu yoksulluğun tetiklediği önemli sorunlardır. Yoksulluğu ve buna bağlı çocuk sorunlarını sıkça yaşayan önemli guruplardan birisi Romanlar, diğeri ise kırsaldan şehirlere göç edip oralarda ekonomik ve sosyal alanlarda kendilerine yeterince yer edinemeyen çok çocuklu ailelerdir.
2002–2009 yılları arasında Türkiye’deki fakirlik durumunu gösteren aşağıdaki tabloya baktığımızda olumlu yönde bir değişmenin olduğunu açıkça görmekteyiz. Bu olumlu gelişmeye rağmen Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasındaki fark oldukça barizdir. Örneğin Federal Almanya’nın 2008 yılına ait çocuk tüketimi analizi verileri bu ülkede 6 -13 yaş gurubundaki 5,73 milyon çocuğun 3,79 milyar Avro tutarında mevduata sahip olduğunu göstermektedir. Bu rakam 2006 yılında 3,59 milyar Avro idi. Federal Almanya’da çocukların ayda ebeveynlerinden aldıkları cep harçlıkları ve parasal hediyeler ortalama 23,30 Avrodur. Türkiye’de ise her çocuğun düzenli olarak aldığı ortalama harçlık meblağının bu miktara ulaşması şu an itibariyle mümkün görünmemektedir
2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de yoksulluk gitgide azalmıştır. Avrupa Birliği ölçülerine
göre günlük 4.40 Dolardan daha az kazanç sahibi olanlar yoksul kabul edilmektedir. Bu ölçüye göre
Türkiye’de yoksulluk oranı 2002 yılında %30.30 iken bu oran sürekli gerileyerek 2009 yılına
gelindiğinde %4.35’e düşmüştür. Bu olumlu gelişme yoksul çocukların oranları bağlamında da gözlenmektedir.
Ama yoksulluktan etkilenen çocukların oranlarının yetişkinlere göre daima daha yüksek olduğu da bilinen bir durumdur. Örneğin 2008 yılında on beş yaşından küçük çocukların % 24,5’i gıda ve
gıda dışı yoksullukla karşı karşıya kalmıştı. Anılan % 24,5’lik bu oran ülkedeki genel yoksulluk oranının7,32 puan üzerinde gözükmektedir.
(1) Satınalma gücü paritesine (SGP) göre hesaplama yapılmıştır. 2009 yılı için 1 $'ın SGP’ne göre
karşılığı olarak 0,917 kullanılmıştır.
(2) Eşdeğer fert başına tüketim harcaması medyan değerinin %50'si esas alınmıştır.
(*) Yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiştir.
2009 verilerine göre zaruri harcamalar esas alındığında fakirlik oranı (göreli fakirlik oranı) Türkiye’de %15.12 gibi gözükmektedir.

ÇOCUKLARIN EĞİTİM, ÖĞRETİM VE MESLEK EDİNMEYLE
İLGİLİ SORUNLARI
Milli Eğim Bakanlığının istatistiklerine göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki okullaşma oranı diğer bölgelerden daha geridedir. Bu geri kalmışlık sadece nicelik, yani sayısal yönden değil, aynı zamanda okul kalitesi, yani nitelik yönündendir de.
Daha büyük problemler ise özürlü insanların eğitimi alanında gözlemlenmektedir. Türkiye İstatistik Kurumunun “Özürlülerin Sorun ve Beklentileri Araştırması. Survey on Problems and Expectations of Disabled People 2010” isimli raporu (s. 5) bu konuda şu rakamsal verileri içermektedir:
“Kayıtlı olan özürlü bireylerin en son bitirilen okula göre eğitim durumu yüzdeleri incelendiğinde;
erkeklerde eğitim durumu seviyelerinin, kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Okuryazar olmayanların oranı, erkeklerde % 32,1, kadınlarda ise % 54,9’dur. Okuryazar olup bir okul bitirmeyenlerin oranı, erkeklerde % 19,2, kadınlarda ise % 16,8’dir. İlkokulu bitirenlerin oranı, erkeklerde % 26,3, kadınlarda ise % 16,5’dir. İlköğretim veya ortaokul ve dengi mezunların oranı, erkeklerde % 12,5, kadınlarda ise % 7,1’dir. Lise ve daha üstü mezunların oranı, erkeklerde % 9,8, kadınlarda ise % 4,7’dir”.
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce hazırlanan “Türkiye'de Kadının Durumu Aralık 2010” raporuna göre ilköğretimde kız çocuklarının okullaşma oranının en düşük olduğu iller Bitlis (% 84.27), Van (%84.57) ve Hakkâri (% 85.05), en yüksek olduğu iller ise Ankara (% 99.31), İzmir (% 99.18) ve Mersin (% 99,01) olarak görülmektedir.

ÖZEL İLGİYE MUHTAÇ ÇOCUKLARIN SORUNLARI
Özürlü Çocuklar
“Birleşmiş Milletler Özürlü Hakları Bildirgesi” özürlü insanları şöyle tarif etmektedir: özürlüler, “kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendine yapması gereken işleri (doğuştan ya da sonradan olma) herhangi bir noksanlık sonucu yapamayan” insanlardır
Ülkemizde nüfusun % 12.29’u (8.431.937 kişi) özürlüdür. Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlülerin oranı %2.58 iken süreğen hastalığı olanların oranı % 9.70’dir
Anayasamızın 42. maddesinde ise “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” ve “Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır”
denilerek, özürlülerin özel ve temel eğitim gereksinimlerinin karşılanması doğrultusunda korunmalarına hukuki bir dayanak oluşturulmuştur.
Özürlüler Kanununun eğitim ve öğretim başlıklı 15. maddesi ise “Hiçbir gerekçeyle özürlülerin eğitim alması engellenemez. Özürlü çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve özürlü olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır” demektedir
2002 yılında Türkiye’de gerçekleştirilen Özürlüler Araştırması’na ait verilerin ikincil analizleri özürlülerin ciddi olumsuzluklara ve sosyal dışlanmışlığa maruz kaldıklarını göstermektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ortaklaşa yayınladığı
“Özürlülerin Sorun ve Beklentileri Araştırması. Survey on Problems and Expectations of Disabled People 2010” başlıklı raporda (s. 2 ve 5) aşağıdaki bilgiler yer almaktadır:
“Ulusal Özürlüler Veri Tabanına kayıtlı olan özürlülerin, % 58,6’sı erkek, % 41,4’ü kadındır.
Yerleşim yerine göre, % 62,4’ü kentte, % 37,6’sı kırda yaşamaktadır. %20-%39 arası özür oranına sahip olanlar % 15,2’dir. %40-%69 arası ile % 70 ve üstü özür oranına sahip olanlar % 42,4’tür. Kayıtlı özürlülerin % 4,9’u 0-6 yaş grubu, % 16,2’si 7-14 yaş grubu, % 17,2’si 15-24 yaş grubu, % 27,7’si 25-44 yaş grubu, % 18,9’u 45-64 yaş grubu, % 15,2’si 65 ve üzeri yaş grubundadır. Kayıtlı özürlülerin % 29,2’si zihinsel özürlüler, % 25,6’sı süreğen hastalığı olan özürlüler, % 8,8’i ortopedik özürlüler, % 8,4’ü görme özürlüler, % 5,9’u işitme özürlüler, % 3,9’u ruhsal ve duygusal özürlüler, % 0,2’si dil ve konuşma özürlüler ve % 18’i birden fazla özre sahip olanlardır.”

Uyuşturucu Bağımlısı Çocuklar
Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi (AMATEM)’in 2004–2009 yılları arasında topladığı verilere dayanarak hazırladığı rapora göre uyuşturucu madde kullanma yaşı 10–63 arasında değişmektedir. Yatarak tedavi gören 18 yaş altı toplam çocuk hasta sayısı 399 olarak verilmektedir. Çocuk yaştaki hastalardan yola çıkarak tespit edilen diğer bir durum ise, yıllar içinde uçucu madde kullanımında azalma, buna karşın eroin kullanım oranında ciddi artış olduğudur. 2004'te eroin bağımlılığı tedavisi için yatan 18 yaş altı çocuk hasta sayısı bir iken, 2009'da 32'ye yükselmiştir Çocuk bağımlıların en çok olduğu iller arasında Ankara, İçel, Antalya ve Hatay bulunmaktadır. Toplamda yatan hastaların yüzde 10'unu 18 yaş altı gençler oluşturmakta ve bu gençlerin %77'si aileleri ile %6'sı ise sokakta yaşamaktadırlar. Adı geçen rapora göre tüm yaş guruplarında alkol kullanımı nedeniyle tedavi için başvuran hasta sayısında bir azalma gözlenirken, eroin bağımlılığı nedeniyle yapılan başvurularda bir artış görülmektedir. Eroin bağımlılığı tedavisi için başvuran hastaların tüm hastalara oranı 2004'te yüzde 8.7 iken bu oranın 2009'da yüzde 38'e çıktığı tespit olunmuştur. Raporda hastaların 11'inin alkol, 127'sinin katı uyuşturucu madde, 204'ünün uçucu madde, 55'inin eroin ve 2'sinin de diğer uyuşturucu türlerini kullanmaktan dolayı tedavi gördüğü bildirilmektedir

2009 yılı verilerine göre Türkiye’de uyuşturucu kullanımı nedeniyle 153 kişinin öldüğü bildirilmiştir. Bu sayı 2008 için 159, 2007 için 147 ve 2006 için 51 olarak verilmiştir. 2009 yılında ölenlerin %87,5’u erkektir. Uyuşturucudan ölenlerin yaş ortalaması ise 38,5 olarak tespit edilmiştir.
Çocukların kendilerinin bağımlı olabilme durumlarının yanında onları etkileyen diğer bir husus ise
onların kendileri bağımlı olmasalar bile uyuşturucu bağımlılığı yaşayan aile fertlerinin bulunduğu ortamda büyümek zorunda kalmalarıdır
Suça İtilen Çocuklar
Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre Ekim 2011 itibarıyla ceza infaz kurumlarında 2.317 çocuk
bulunmaktadır. Bu çocukların 106’sı okuma yazma bilmemektedir. 248 çocuk ise okuma yazması
olmasına rağmen herhangi bir okul mezunu değildir. Burada görülen şey eğitim ve öğretimden
mahrumiyetin suç işleyen çocuklar arasında oldukça yüksek olduğudur. 30.11.2011 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında toplam 120.984 erkek, 4.530 kadın tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Bunların 2.317’si çocuk tutuklu ve hükümlü olup bu sayı da toplam mevcudun takriben %2'sine tekabül etmektedir
T.C. 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununun 3. Maddesi korunma ihtiyacı olan çocuğu “bedensel,
zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar
edilen ya da suç mağduru” olan çocuk olarak tarif etmektedir. Bu Kanun ayrıca suça sürüklenen çocuk olarak tarif ettiği “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen” çocuklar için de bir dizi tedbiri öngörmektedir.
Yukarda anılan kanunun ilgili bölümünde korunmaya muhtaç çocuklar için alınması gerekli yasal güvenlik tedbirleri şöyle sıralanmaktadır:

Madde 5 - (1) Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında
korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak
tedbirlerdir. Bunlardan;
a. Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda;
çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye,
b. Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek
edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir
ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine,
c. Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine
getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden
yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine,
d. Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici
veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan Maddeleri kullananların
tedavilerinin yapılmasına,
e. Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile
kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya, Yönelik tedbirdir.
(2) Hakkında, birinci fıkranın (e) bendinde tanımlanan barınma tedbiri uygulanan kimselerin, talepleri hâlinde kimlikleri ve adresleri gizli tutulur.
(3) Tehlike altında bulunmadığının tespiti ya da tehlike altında bulunmakla birlikte veli veya vasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlu kimsenin desteklenmesi suretiyle tehlikenin bertaraf edileceğinin anlaşılması hâlinde; çocuk, bu kişilere teslim edilir. Bu fıkranın uygulanmasında, çocuk hakkında birinci fıkrada belirtilen tedbirlerden birisine de karar verilebilir.

UNICEF’in “Türkiye’de Çocukların Durumu Raporu 2011” isimli belgesi “Çocuklar için adalet” başlığı altında şu tespitlere yer vermektedir:
“Adalet Bakanlığı Yargı Reformu Stratejisi, bu alandaki uluslararası belgeler, çocuğun yararı ve hapse son çare olarak başvurma ilkesi doğrultusunda çocuk adaleti sistemini iyileştirmeye yönelik sürekli çabalar öngörmektedir. 2008 yılında çocuklar için ortalama yargılama süresi 414 gün, ağır ceza söz konusu olduğunda ise 502 gündü. Oysa bu süre yetişkinler için ortalama 258 gündür. Haziran 2009 itibarıyla tüm ülkede büyük çoğunluğu erkekler olmak üzere toplam 2.721 çocuk özgürlüklerinden yoksundur. Bu çocukların yaklaşık yüzde 90’ının davaları hala sürmektedir.
Haziran 2009’da denetim altında bulunan çocukların sayısı 6.207’dir.
Şiddete ve Cinsel İstismara Uğrayan Çocuklar
Çocuğa Karşı Şiddet
Şiddeti ana hatlarıyla iki şekilde kendini göstermektedir:
Fiziksel Şiddet: Bu çocuğa bedenen acı verecek şiddettir ki bu dövme ve yaralama fiili şeklinde
kendini gösterir.
Psikolojik Şiddet: Bu şiddet türü çocuğu korkutma, tedirgin etme, baskı altına alma, onu küçümseme, ona küfür etme, ondan aşırı talepte bulunma ve çocuğun ailedeki fertler arasındaki şiddete şahit olma durumunda bırakılması şeklinde kendini göstermektedir.

Çocuğa Karşı Cinsel İstismar
Cinsel istismar çocuğun çaresizliğinden, güçsüzlüğünden, tecrübesizliğinden ve zaaflarından yararlanarak ona karşı cinsel yönden tavizkâr ve tecavüzkâr davranmaktır.
Oğuz Polat çocuğa karşı gözlenen şiddet ve cinsel istismar suçlarının özetini şöyle vermektedir
“Jandarma kuvvetlerinin tespit ettiği asayiş olaylarında mağdur olan çocuklarla ilgili yapılan
incelemede; 2001 yılında (8.477), 2002 yılında (15.772) ve 2003 yılında ise (19.608) çocuğun asayiş olaylarında suça maruz kaldığı, 2003 yılında Çocukların suça maruz kaldığı olay türleri incelendiğinde; Kız-Kadın-Erkek Kaçırmak (1.649), Cinsel suçlar (Müstehcen Hareketler, Irza Geçmek, Irza Tasaddi, Evlenme Vaadiyle Kızlık Bozma, Fuhuşa Teş. Kadın. Tic. ve Aracılık) (735), olayları görüldüğü bildirilmiştir.”
 

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
19,453
Mesajlar
150,271
Kullanıcılar
90,422
Son üye
Emre Akdoğan
Üst