Aöf Sosyal Sorunlar Dersi 8.Ünite Ders Notları

tremendous

Forum Yöneticisi
Katılım
11 Ara 2012
Mesajlar
1,782
Tepkime puanı
7
Puanları
0
Bölüm:
MEZUN
Şehir:
İstanbul
Aöf Sosyal Sorunlar Dersi 8.Ünite Ders Notları

Yaşlılık
Değişim genel kabul gören şekliyle; ekonomik, sosyal ve siyasal yaşantıda her çağda olagelmiş sürekli bir gerçeklik şeklinde tanımlanır. Dönüşüm ise, toplumun ya da sistemin felsefe, ideoloji ve kuralları ile önemli bir değişime uğraması halidir. Bu yaklaşımla değişim sürekli iken dönüşüm nadiren rastlanılan bir durumdur.
Bir disiplin ve meslek olarak sosyal çalışma, diğer disiplinlerden farklı olarak yaşlanmayı geciktirmeye ya da yaşlanma olgusunu anlamaya değil, yaşlanmanın, yaşlanan birey üzerinde ortaya çıkardığı olumsuz etkileri gidermeye yönelir
Yaşam bütün evreleri ile bir bütündür. Çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık olarak sınıflandırılır.
İnsan yaşam akışını ve sosyalleşme sürecini çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve ileri yaş olarak sınıflandırmak mümkündür.
YAŞLILIK KAVRAMI VE YAŞLI NÜFUSUN TANIMI
Yaşlılık Kavramı
Yaşlılık biyolojik (fiziksel), psikolojik ve sosyal boyutları ile değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Biyolojik boyutuyla yaşlılık, kronolojik yaşla birlikte görülen değişimleri ifade ederken; psikolojik boyutuyla yaşlılık, algı, öğrenme, psikomotor, problem çözme ve kişilik özellikleri açısından insanın uyum sağlama kapasitesinin kronolojik yaş ilerledikçe değişimini ifade etmektedir. Sosyolojik açıdan yaşlılık ise bir toplumda belirli yaş grubundan beklenen davranışlar ve toplumun o gruba verdiği değerlerle ilgilidir .
Yaşlanma dört farklı sürece göre değerlendirilebilir.
Kronolojik yaşlanma, ya da takvim yaşı, doğumdan itibaren geçen zaman esas alınarak yapılan
yaşlılık tanımıdır. Kronolojik yaşlanma, bürokratik işlemlerin uygulanabilmesi için gerekli
olan, bir şey için uygun olan/olmayan insanları birbirinden ayırmada kullanılan temel ölçüt
durumundadır. Kullanımı basit, göreli olarak objektif ve somut bir göstergedir.
Biyolojik yaşlanma, zamana bağlı olarak anatomik ve fizyolojik değişikliklerin yaşanmasıdır Biyolojik yaşlanmanın ana nedeni, kronolojik olarak yaşlanan organizmada hücre yenilenme
sayısının düşmesi ve belli tipteki hücrelerin yenilenmemesi nedeniyle hücre kaybı olmasıdır. Bu anlamda yaşlanma bireyin doğumundan hemen sonra başlar. Beyazlaşmış saç, buruşuk bir cilt ve çökük-kambur bir duruş, insanları yaşlı olarak sınıflandırmada kullanılan temel fiziksel-biyolojik ölçütler durumundadır.
Psikolojik yaşlanma, duyu organları ve algılama süreçlerinde, hafıza, öğrenme, zeka gibi zihinsel
fonksiyonlarda, kişilikte, güdüler ve dürtülerde kronolojik yaşın ilerlemesi ile görülen değişikliklerdir. Anılarda yaşama, geçmişe özlem, geçmişe takılıp kalma, geçmişten kopamama da bunun içindedir .
Sosyal yaşlanma, kişinin toplumsal rol, statü ve beklentilerinin değişmesidir. Yaşlıların ölüme terk edilmeleri Eskimoların Inuit ve Yuit kabileleri arasında kıtlık zamanlarında görülen bir uygulamadır. Son vaka 1939’da kaydedilmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü ise (WHO) bir çalışmasında kronolojik yaşı dikkate alarak, 45–59 yaş arasını
orta yaş, 60–74 yaş arasını yaşlılık, 75–89 yaş arasını ileri yaşlılık, 90 ve üstünü ihtiyarlık şeklinde
tasniflemiştir
Yaşlı Nüfusun Tanımı
Yaşlı nüfus nasıl tanımlanır? Nüfusun yaşlanması nasıl ölçülür? Bu kısımda yukarıdaki soruların
cevapları aranılacaktır.
Bir toplumun yaş yapısını anlamak için bazı ölçütlere ihtiyacımız vardır. Bunlar; nüfusun yaşa göre
basit yüzde dağılımı gibi göstergelerdir. Beklenen ömür, yaşlı bağımlılık oranı gibi göstergeler de
kullanılabilir. Yaş yapısını ortaya koymanın etkin bir yolu ise, nüfusu 5 yıllık yaş kategorilerine ayırmak ve her kategorideki nüfus yüzdelerini hesaplamaktır.
Nüfus Piramitleri
Nüfus piramidi ile toplam nüfus içinde yaşlı nüfusun oranını eş deyişle demografik yaşlanmayı ortaya koyabiliriz. Toplumda yaşlıların oranının artmasına, nüfus piramidinde tavan yaşlanması, gençlerin oranının azalmasına taban yaşlanması denilmektedir
Demografik yaşlanmanın iki nedeni vardır. Birincisi doğurganlığın azalması ikincisi ise ortalama yaşam ümidinin artmasıdır.
Yaşlı Nüfus Oranı
Toplam nüfus içindeki yaşlı nüfus oranı, dünyanın birçok ülkesinde hazır verilere dayanır ve
hesaplanması kolaydır
Ortalama Yaş Değişimi
Bir toplumun yaşlı veya genç olarak nitelendirilmesi için “ortalama yaş değişimi” kriteri değerlendiriliri
Bağımlılık Oranı
65 ve daha yukarı
yaştaki nüfusun, 15–64 yaş grubundaki nüfusa oranın yüzde olarak ifadesidir (TUİK). Bu oran yaşlı nüfus büyüklüğüne karşı, yaşlı nüfusu desteklemek için çalışan nüfusun kabaca bir endeksini vermek üzere düzenlenmiştir.
Beklenen Ömür
Beklenen ömür, bir yaş kategorisinde ve temel alınan bir yılda, yaşanması beklenen ortalama yıl sayısıdır.
YAŞLILIĞIN SOSYAL BİR SORUN OLARAK ORTAYA ÇIKIŞININ NEDENLERİ
Yaşlılığın sosyal bir sorun olarak ortaya çıkışının nedenleri; nüfus yapısındaki değişim, aile yapısındaki değişim, insani nedenler, demokratik yönetimlerin giderek yaygınlaşması, benimsenen sosyal ve hukuk devleti ilkesi olarak sıralanabilir. Bu nedenler aşağıda ayrı ayrı incelenmektedir:
Nüfus Yapısındaki Değişim
Tıp, kimya, fizik, farmakoloji, biyoloji gibi bilimlerde ortaya çıkan büyük gelişmelerin yanı sıra, sosyal yaşamı da kökünden değiştiren ve bu anlamda büyük dönüşümlerin yaşandığı Sanayi Devrimi ve buna bağlı olarak değişen çalışma yaşamı ve koşulları, teknolojik atılımlar, sağlıklı yaşam ortamlarının oluşturulması ve daha bir çok gelişme, insan ömrünün, özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde aniden büyük bir sıçrama yaparak uzamasına yol açtı. Sanayi Devriminin ilk dönemlerinden itibaren yaşanılan bu dönüşümler sonrasında yeryüzündeki insan sayısı bir asırlık kısa sayılabilecek bir süre içinde %100’lük bir artış göstererek 1,1 milyara ulaşmıştır. 1950 yılında 2,4 milyar, 1989’da 5,2 milyar olan dünya nüfusu 2000’li yılların başlarında 6,2 milyara ulaşmıştır. 2025 yılında ise dünya nüfusunun 8,2 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık %80’i az gelişmiş ülkelerde yaşamakta ve gelişmiş ülkelerdeki nüfus artış hızı %1’in altında kalmakta ve bu ülkelerde nüfus hızla yaşlanmaktadır.
Bu sürecin yaşanmasının bir başka nedeni gelişmiş ülkelerde bireylerin ve ailelerin beklentilerinin
değişmesidir.
Sosyal Güvenlik Sistemlerinin Kapsam ve İçeriğindeki Gelişmeler
Bir ülkedeki iç barışın sağlanması için yaşlı insanların sosyal konumunu geliştirmek, gelecekle ilgili maddi yoksulluk korkularını gidermek gerektiği düşüncesi ilk olarak Almanya’da gelişmiş ve
emeklilik sigortası 19. Yüzyılın sonlarında uygulamaya konulmuştu . Bugün ise sosyal güvenliğin yaygınlaştırılması, çağdaş sosyal güvenlik anlayışına egemen olan ilkelerin başında yer almaktadır.
Aile Yapısındaki Değişim
Geleneksel aile yapısının fazla karmaşık olmayan yaşam ve ilişki bağları içinde yaşlının, aile içindeki
konum ve statüsü güvenceye alınmıştı. Yaşlı, ailenin en bilgili ve deneyimli kişisi olarak, aile içinde
saygı gösterilen ve aynı zamanda bakılan bir üyesiydi. Bu geleneksel geniş aile yapısının sanayileşme ve kentleşmenin etkilerine bağlı olarak çözülüp çekirdek aileye dönüşmesi sonucu, yaşlıların aile içindeki konum ve statüsü de eski önemini yitirmiştir. Aile, sosyal güvenlik sağlayan bir müessese olmaktan uzaklaşmıştır
Günümüz modern endüstri toplumlarında ailenin sosyal güvenlik işlevini yitirmesi ve yaşlının aile
içinde bakımını zorlaştıran nedenler beş temel başlıkta sıralandırılabilir.
1. Yetişkin çocukların, çoğu zaman iş bulmak amacıyla, farklı bir kente ya da yurt dışına gitmesi,
2. Dar ve orta gelirli alilerin ekonomik nedenlerle küçük konutlarda oturması ve yaşlı bireylere
ayrılabilecek bir mekânın bulunmaması,
3. Kentte değişen sosyal yaşam sonucu, kırsal kökenli yaşlılarla aile içi yaşanan uyumsuzluklar,
4. Kentte çalışmış, statü sahibi yaşlıların çocuklarının yanında bir yaşam biçimini kabullenmemesi,
5. Aile içindeki yetişkin kadınların çalışması ve yaşlıya bakacak ya da en azından eşlik edecek bir
kişinin bulunmaması
İnsani Nedenler
Yaşlıların; yıllarca yer aldıkları, maddi ve manevi değer kattıkları bir toplumun bireyleri tarafından takdir edilip, ödüllendirilmeleri ahlaki yönden de gereklidir. Bu yolla bireyler, yaşlılara olan toplumsal borçlarını bir anlamda ödemiş olacaklardır
Demokratik Yönetimlerin Giderek Yaygınlaşması
Birçok siyasal parti, programlarında yaşlı kesimin korunmasını öngören politikalara yer vermiş ya da artık vermeye başlamıştır. İktidara geldiklerinde ise bu partiler, gerçekleştirmeyi vaat ettikleri yaşlılara yönelik politikalara işlerlik kazandırmışladır. Bu nedenle yaşlılara yönelik sosyal politikaların kapsamının ve içeriğinin gelişmesinde, yaygınlaşan demokratik yönetim biçiminin de payı aranılmalıdır
Benimsenen Sosyal Hukuk Devleti İlkesi
Sosyal devlet ilkesini benimseyen ülkeler, tüm bireylerin korunması, toplum hayatı ile bütünleştirilmesi ve uyumlandırılması, kalkınmanın nimetlerinden, gelişmeden yararlandırılması görevlerini üstlenmelidir.
YAŞLILIK KURAMLARI
Yaşlılığı açıklamakla ilgili birçok teori ve model geliştirilmiştir. Teori, “ampirik dünyayla ilgili kavramlarımızı ve anlayışlarımızı sistematik biçimde düzenleyen bir dizi birbiriyle ilintili tanım ve ilişkileri” açıklayan önermeler bütünüdür. Yaşlılıkla ilgili teorileri biyolojik, fizyolojik, bilişsel, gündelik yeterlilik, sosyal, fizyolojik, sosyolojik başlıklar altında toplayarak çok çeşitli teoriler olarak sınıflandırmak mümkündür. Bu teorilerin her birisi yaşlılık sürecini farklı açılardan değerlendirmekte ve incelemektedir.
Yaşlılıkla ilgili sosyolojik teorileri yedi başlık altında toplamak mümkündür.
1. Rol Teorisi
2. Etkinlik Teorisi
3. İlişki Kesme Teorisi
4. Süreklilik Teorisi
5. Sosyal Çevre Teorisi
6. Takas Teorisi
7. Sembolik Etkileşimcilik Teorisi
1. Rol Teorisi: Bu teori konusunda yapılan çalışmalar sonraki yaşama bireyin ayak uydurması veya
uyum rolleri üzerine yoğunlaşmaktadır.
2. Etkinlik Teorisi: Yaşlanma sürecini açıklayan üstü örtülü bir yaşlanma teorisidir. Etkinlik
teorisi, insan yaşamında devam eden sosyal faaliyetlerin önemine ve bu bağlamda bireyin
kendisini ileri yaşlılığa uyumlama ve yaşam doyumu sağlamasına atıfta bulunur. Bu teori, kişilerin ağırlıklı olarak fizyolojik, anatomik, sağlık ve psikolojik açılardan ciddi değişimler yaşamasına rağmen sosyal ihtiyaçlarının aynı kaldığı görüşünü ileri sürmektedir.
3. İlişki Kesme Teorisi: Bu yaklaşıma göre yaşlanma kaçınılmazdır. Yaşlanma sonucu kişinin
diğer insanlarla olan ilişkilerinde doğal olarak bir azalma görülür. Bu teoriye göre
bireyin toplum yaşamından çekilmesi gibi toplumun da yaşlının yaşamından çekilmesi söz
konusu olabilir
4. Süreklilik Teorisi: Bu teoriye göre insanlar orta yaştan ileri yaşa geçerken geçmiş deneyimlerini birlikte getirme ve koruma yönünde bir eğilim gösterirler
5. Sosyal Çevre Teorisi: Bu teori, sosyal çevrenin yaşlı insanların davranışları üzerindeki etkisini
açıklamaya çalışır. Araştırmacılara göre yaşlı bireylerin sosyal olaylarla etkileşiminde iki önemli değişken ve etken belirleyici rol oynar. Bunlardan bir tanesi fiziksel yatkınlık, bir diğer ise yaş homojenliğidir.
6. Takas Teorisi: İnsanlar belli bir beklenti ve çıkar için belli ilişkilere girerler. Bu ilişkilerden
belli ödüller çıkarırlar. Birey çalışma ve iş yaşamında daha çok pazarlık alanlarını yaşlılıkla
ortaya çıkan sorunları üzerine yoğunlaştırır. Söz gelimi çalışan yaşlılar, sosyal sigorta ve
güvence sistemleri üzerine yoğunlaşır veya vurgu yaparlar.
7. Sembolik Etkileşimcilik Teorisi: Kişi zamanla nesnelere, kişilere veya olaylara yüklediği anlamları farklı bir şekilde ifade etmeye çalışır. Bu bakış açısına göre dünya dinamik bir etkileşim ağıdır. Bu süreçte yaşlı birey bu dinamik ilişkilere farklı anlamlar yükleyebilir.
NORMAL VE SAĞLIKLI YAŞLANMA
Normal Yaşlanma
Yaşlanma sürecinde gözlenen değişimler fizyolojik, psikolojik ve duygusal olmak üzere üç başlıkta
toplanabilir.
Fizyolojik Değişimler
Yaşlanma ile birlikte ortaya çıkan fizyolojik değişimler bireylerin bazı aktivitelerinde olumsuzluk
yaratabilmektedir. Örneğin normal yaşlanmayla birlikte bireylerde genel olarak denge problemleri
görülmektedir. Bununla birlikte yaşlanan bireylerin saçları incelir ve griye döner, derileri incelir, elastikliğini kaybeder ve sarkar. Yetişkinlikle süregelen organların işlevi yavaşlar ve nihayetinde işlevlerini kaybetmesi de aşikârdır. Vücudumuzdaki her bir organın işlevleriyle ilgili olarak yaşla birlikte azalma meydana gelmektedir.
Vücudumuzda yer alan organların işlev bozukluklularına kısaca bakmak gerekirse:
• Kalbimizi oluşturan kaslar yaşla birlikte kalınlaşır ve kalbimiz vücudumuza daha verimsiz kan
pompalamaya başlar. Dolayısıyla, vücudumuzun kanımızdan aldığı oksijen miktarı yaşla birlikte
azalır.
• Akciğerlerimiz 20’li yaşlarda elastikiyetini kaybetmeye ve göğüs kafesi kasları küçülmeye
başlar. Hayat döngüsünün ilerleyen fazlarında ise, elastikiyetini yitirmiş ve iyi genişleyemeyen
akciğerlerle nefes alma kapasitesi azalır.
• Yaşlandıkça büzüşen ve etkililiğini yavaş yavaş kaybeden böbreklerimizle zararlı artıklardan
kurtulmak daha uzun sürer ve bu maddeler vücutta daha uzun süre kalır.
• Cildimizde fark edilen değişimler yaş ilerledikçe gözle görülür şekilde belirginleşir. Ciltte
kırışıklık en göze çarpan değişimdir. Kırışıklığın nedenini elastikiyetini kaybetmiş hücreler,
fazla güneşe maruz kalma, kalıtım ve sigara içme oluşturur. Ayrıca tükürük bezleri de
büzüldüğünden, ciltte terleme azalır, cilt kurulaşır ve daha geç iyileşir.
• Üreme sistemimiz de birçok açıdan yaşlanmadan etkilenir. Hem erkek hem de kadınların cinsel
tepkileri yavaşlarken, hormon seviyelerinde ise azalma gözlenir. Menopoza giren kadınlarda
vajinal yağlanma azalır ve hücreler körelmeye başlar. Erkeklerde ise, sperm üretimi azalırken
prostat büyümeye başlar.
• Atardamarlarımız yaşla birlikte sertleşmeye başlar.
• Vücut yağımız orta yaşlara doğru artar, ilerleyen yıllarda dengelenir ve daha sonraki yıllarda
azalır
Fiziksel yaşlanmayı daha detaylı olarak ele almak gerekirse, vücut organlarının işlev yavaşlamasına
ek olarak normal yaşlanmanın bireye getirmiş olduğu bazı değişiklikler şöyle sıralanabilir: Fiziksel güç, dayanıklılık ve elastikiyet kaybı, kemik kütlesinde azalma, metabolizmada yavaşlama, reflekslerde yavaşlama ve duyularda yavaşlama. Yaş ilerledikçe kaslarımızın gücü ve elastikiyeti de azalmaya başlar. Kaslarda gözlenen bu güç kaybının en önemli nedeni kullanmamadan kaynaklanan kaslarda büzülme ve kas zayıflığıdır. Yaşla birlikte küçülen iskelet kasları ise yürüme kaybına yol açabilir. Tat alma da 50’li yaşlardan sonra azalmaya başlar. Tat alma tomurcuklarımızın %50’sini 80 yaşına kadar kaybederiz.
Fiziksel Yaşlanmayı Etkileyen Faktörler
Fiziksel yaşlanmayı etkileyen en önemli faktörler sahip olduğumuz genler, sürdürdüğümüz yaşam biçimi ve geçirdiğimiz hastalıklardır.
Psikolojik ve Duygusal Değişimler
Depresyonun yaşlanma sürecinde oluşabilen önemli bir psikolojik sorun olduğu görülebilir.
Yaşlılığın getirdiği en önemli psikolojik sorunlarından bir diğeri de bunamadır. Bunamanın belirtileri arasında akıl karışıklığı, yolunu kaybetme, hafıza kaybı ve davranış değişiklikleri bulunmaktadır. Yaşlılıkla meydana gelen tüm bunama olaylarının %50–60 kadarı Alzheimer hastalığına bağlıdır Bunamanın nedenleri arasında çok ilaç kullanımından kaynaklanan toksik zehirlenmesi, depresyon gibi bir durumun hafıza problemi yaratması, tiroit veya böbrek kaynaklı problemler, hipoksi (beynin oksijensiz kalması), vücutta sıvı kaybı, duyu kaybı, beslenme bozukluğu, travma veya başta yaralanma, zatürree, yüksek ateş veya frengi gibi enfeksiyonel rahatsızlıklar ve alkolizm yer almaktadır
Sağlıklı Yaşlanma
Bireylerin fiziksel, sosyal ve ruhsal açılardan sağlıklarının korunması, bağımsız yaşayabilme yetisinin devamı, yaşam niteliğinin korunması ve iyileştirilmesi ve yaşam süreçlerinde sağlıklı geçişler yaşayabilmeleri için mevcut imkânların ömür boyunca en iyi şekilde kullanılmasına sağlıklı yaşlanma denir. Sağlıklı yaşlanmanın sağlanması için öngörülen bazı unsurlar vardır. Bunlar;
beslenme, fiziksel aktivite, sigara ve alkol kullanımı, güneşlenme alışkanlığı, sosyal birtakım aktivitelere katılım ve düzenli uyku alışkanlığıdır. Yaşlılık sürecinde yapılacak olan egzersizlerin yaşlılarda denge, dayanıklılık, barsak problemleri, uyku, sosyal yaşam, zihinsel faaliyetler ve duygusal durumlarına katkısı bulunmaktadır.
Son olarak, düzenli uykunun sağlık ve zindelik için vazgeçilmez olduğu bilinmektedir, çünkü düzenli uyku bireylerin ruh sağlıklarını etkilemektedir
DUYUSAL VE MOTOR BECERİLER
Yaşlılıkta duyusal işlevlerdeki ve motor becerilerdeki düşüş bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal
sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Yaşlı bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal bakımdan sağlıklı bir yaşlanma süreci geçirmeleri ve toplumla bütünleşmeleri için yaşlıların psikolojik ve
sosyal yönlerden desteklenmesi ve yaşlılara yönelik fiziksel destek aktivitelerinin sürdürülmesi gerekmektedir.
Duyusal İşlevler ve Motor Becerilerde Değişiklikler
Yaşlılık döneminde duyusal işlevlerde değişiklikler görülmektedir. Görme keskinliğinde azalma, yaşlılık döneminde yaşam kalitesini olumsuz etkileyen başlıca sorunlardan biridir. Yaşlı bireylerde görmeye ek olarak işitme duyusunda da değişiklikler olduğu göze çarpmaktadır.
Hareket ve motor beceriler alanında görülen değişikliklere bakıldığında, yaşlı bireylerin kas
gücündeki düşüşe bağlı olarak daha yavaş hareket ettikleri ve hareketlerinin eskiye nazaran daha kısıtlı olduğu görülebilir.
Duyusal işlevlerdeki değişiklikler yaşlı bireylerin belleğini de olumsuz yönde etkileyebilir. Bilgi
işleme yaklaşımı, duyusal kayıt belleği, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek kavramlarından söz etmektedir. Duyusal bellekte bilgiler çok kısa süre kalır. Her ne kadar yaşlanma sürecinde duyusal kayıt belleğinin neredeyse hiç etkilenmediği bilinse de duyu organlarından gelen bilgilerin doğru ve yeterli olması söz konusu belleğin işleyişini etkiler. Bu bakımdan duyusal-algısal bozulmalar, duyusal kayıt belleğini olumsuz yönde etkileyebilmektedir
Yaşlılık Dönemindeki Değişikliklerin Psiko-Sosyal Uyuma Etkileri
İletişim kurmada yaşanan sorunlar hem bireylerin kendi yaşamlarını bağımsız şekilde sürdürebilmesinde güçlüklere yol açmakta hem de bireyi yalnızlığa itmektedir. Karşısındakini anlamakta ve kendini yeterli şekilde ifade etmekte zorluk çeken birey zamanla iletişim kuramamanın yarattığı endişe ve korku sonucu iletişim kurmaktan kaçınabilmekte ve toplumdan soyutlanarak kendi içine kapanmaktadır.
Fiziksel yetilerin kaybı ve kronik hastalıklar, bağımsızlığını sürdürememe kaygısı, huzurevine gitmek zorunda kalma korkusu ve toplumsal ilişkilerde azalma yaşlı bireylerde ön plana çıkan başlıca stres nedenlerindendir
İyi Yaşlanma için Psikolojik ve Sosyal Destek
İyi ve sağlıklı yaşlanma kavramı, bireylerin mutlu, üretken ve aktif olabildikleri bir yaşlanma sürecini ifade etmektedir. İyi yaşlanmayı sağlayabilmek için yaşlıların psikolojik, sosyal ve fiziksel destek aktivitelerinden yararlanmalarının önemli olduğu söylenebilir.
İyi yaşlanmayı gerçekleştirebilmek için sürdürülecek psikolojik destek kapsamında, yaşlı bireyler için psikolojik danışma hizmetleri yaygınlaştırılarak telefon/ internet yoluyla ya da yüz yüze görüşmeler yapılması ve bu sayede yaşlı bireylerin uzman kişilerden yardım alması sağlanabilir. Onur , yaşlılara psikolojik yardım ve destek sağlamaya yönelik teknikler içinde yaşamı gözden geçirme terapisine ve yaşam döngüsü terapisine yer vermektedir. Onur’a göre yaşamı gözden geçirme terapisi yaşlı bireyden ve diğer aile üyelerinden detaylı bir öz yaşam öyküsü alınması esasına dayanır. Yaşam döngüsü terapisinde ise ergen, yetişkin ve yaşlı bireyler bir arada bulunur. Amaç hem kuşaklar arasındaki duygu ve deneyim alışverişini sağlayarak içsel sorunların çözülmesini hem de yaşamın farklı dönemlerinde insanın yaşadığı değişimin getirdiği sorunların çözülmesini sağlamaktır.
Yaşlılara sağlanacak sosyal destek söz konusu olduğunda, yaşlı birey için ailenin başlıca sosyal destek kurumu olduğu görülmektedir. Ailenin yanı sıra akrabalar, komşular ve arkadaşlar ile sosyal ilişkilerin sürdürülmesi, onlardan maddi ve manevi yardım alabilmek ve toplum içinde bir yere ait olma duygusunu yaşamak, yaşlıların, yaşlılığın getirdiği yalnızlık, işe yaramazlık ve ölüm korkusu gibi olumsuz duygular ile başa çıkabilmesine yardımcı olur.
Yaşlı bireylerin sosyalleşmesinin, üretken ve aktif hale gelmesinin bir yolu da sanatsal aktivitelere
katılmalarıdır.
Yaşlılık döneminde fiziksel aktivite ve egzersizin yararları kalp- dolaşım sisteminin işlevinin gelişmesi; kas kuvvetinin gelişmesi; kemik kaybının azalması; obezitenin azalması; esnekliğin artması; psikomotor becerileri artması; denge ve koordinasyondaki azalmanın engellenmesi/ geciktirilmesi; zihinsel faaliyetlerin artması; reaksiyon zamanının kısalması; uyku kalitesinin artması; yeni yeteneklerin kazanılması; sosyalleşme için ortam oluşturması; kendini iyi hissetme durumunun artması; gevşeme ve rahatlamayı sağlaması; sosyal ve kültürel bakımdan destekleyici iletişim ağlarını sağlaması; yaşlılara karşı ayrımcılık yapılmasına yol açan yaşlılığa ilişkin tipik algıları azaltması ve yaşam kalitesinin artması olarak sıralanabilir
Düşük şiddetli egzersizlere örnek olarak yavaş yürüme, bahçe işleri, dans etme, golf sıralanabilir. Orta şiddetli egzersizlere örnek olarak ise tempolu yürüme, yüzme, tenis ve ağır ev/bahçe işleri örnek gösterilebilir.
HASTALIK, ÖZÜRLÜ HALE GELME VE SAĞLIK YARDIMI
Yaşlılıkta Hastalık
Türkiye yaşlı nüfusunun en hızlı yükseldiği ülkeler arasındadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2010 yılında Türkiye’deki yaşlı nüfus oranı % 7.2 olmuştur. Hastalık, organizmada meydana gelen bazı değişikliklerin neticesinde sağlığın bozulması durumudur . Hastalık başta olmak üzere yaşlılığın bütün yönlerini inceleyen, psikoloji, biyoloji, sosyoloji ve kent planlamasıyla yakından ilişkili olan bilim dalı gerontolojidir.Geriatri ise yaşlıların sağlık sorunlarını, sosyal ve fonksiyonel yaşamlarını, yaşam kalitelerini açıklamaya ve hastalıklarını tedavi etmeye yönelik etkinlikleri içerir
Kendi kendini yenileme yeteneğine sahip olmaları, canlıların en önemli özelliklerinden biridir.
Yaşlılıkla birlikte hücre, doku, organ ve organ sistemlerinde meydana gelen yıpranma ve bozulma, vücudun dengesinin korunmasını oldukça güçleştirir.
Uzundikme ve Çakıroğlu (2007), yaşlılarda en sık rastlanan hastalıkların hipertansiyon, kalp damar
hastalıkları, sindirim ve solunum sistemi hastalıkları, kas ve iskelet sistemi hastalıkları, kanser, obezite, diyabet, sinir sistemi hastalıkları olduğunu belirtmiştir. Bunların yanında, alzheimer, görme, işitme ve tat alma duyularında azalma ve düşme, felç gibi nedenlerle özürlü hale gelme gibi problemlerde yaşanmaktadır.
Hastanelerde en uzun süre kalan hastalar ileri yaş grubundaki hastalardır. İleri yaş grubundaki kişilerde baş ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, baş dönmesi ve kabızlık gibi belirtilere mutlaka dikkat edilmelidir
Yaşlılıkta Özürlü Hale Gelme
Özürlülük, insan vücudunun bazı bölümlerinin kendinden beklenen işlevlerini yerine getirememesi olarak tanımlanır isi, yaşlıların genç ve yetişkinlere göre özürlü hale gelme olasılıklarının daha yüksek olduğu söylenilebilir. Kutsal (2007), yaşlılıkta yeti kaybı ve özürlü hale gelmenin nedenlerini şu şekilde sıralamaktadır: felç, şeker hastalığı, hipertansiyon, parkinson hastalığı, kalça kırıkları, omurilik zedelenmesi ve beyin hasarları. Yaşlıların en sık karşılaştıkları ve onların özürlü hale gelmelerine neden olan sorunların başında felç ve kırıklar gelmektedir.
Yaşlılıkta özürlü hale gelmenin bir diğer boyutu da bir başkasının bakımına muhtaç hale gelmektir.
Sertbaş ve Bahar (2003), yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan sorunların sadece yaşlanmanın olağan seyriyle ilgili olmadığını vurgulamışlardır. Nüfus artışında yaşanan hızlı yükselmeyle birlikte; kentleşme, ailenin küçülmesi, ekonomik sorunlar, kadınların çalışma yaşamına katılması, çekirdek aileye dönüşümle birlikte konutların küçülmesi nedeniyle yaşlılar için uygun ve yeterli ortam
olmaması, gençlerin yaşlılığa bakış açısı, kuşaklar arası iletişim bozuklukları, yaşlanmayla birlikte sağlığın bozulması ve bağımlılık, yaşlıların evde bakımını güçleştirmiştir
Yaşlılık ve Sağlık Yardımı
Sosyal güvenlik kapsamı dışında kalan 65 yaş ve üzerindeki bireyler; 1976 yılında yürürlüğe giren
2022 sayılı Kanunla devlet tarafından sosyal güvence altına alınmıştır. “Altmış beş yaşını doldurmuş, kendisine kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan, sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi bir gelir veya aylık hakkından yararlanmayan, nafaka bağlanmamış veya bağlanması mümkün olmayan, mahkeme kararıyla veya doğrudan doğruya kanunla bağlanmış herhangi bir devamlı gelire sahip bulunmayan ve bu durumlarını belgeleyen Türk vatandaşlarına hayatta bulundukları sürece belirli bir miktarda aylık bağlanır ve bu vatandaşların sağlık giderleri devlet tarafından karşılanır.” Türkiye’de yaşlılara yönelik bakım hizmetleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın sorumluluğunda yürütülmektedir.
Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü; “Özürlülerin ve yaşlıların her türlü engel,
ihmal ve dışlanmaya karşı toplumsal hayata ayrımcılığa uğramadan ve etkin biçimde katılmalarını
sağlamak üzere; ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesini koordine etmek, özürlülere ve yaşlılara yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini yürütmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak” görevlerini üstlenmiştir. Türkiye’de Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı 101, diğer kamu kuruluşlarına ait 6, yerel yönetimlere ait 21, dernek ve vakıflara ait 32, azınlıklara ait 7 ve özel kişilere ait 120 olmak üzere toplam 287 huzur evi bulunmaktadır.
YAŞLILIĞIN BOYUTLARI
Fiziksel Değişimler
Bireyler yaşlandıkça doğal olarak gerek psikolojik, gerekse fizyolojik birtakım değişikliklere uğrarlar. Bunlar arasında en belirgin olarak derinin buruşması, saçların ağarması gibi dışarıdan görülebilen pek de önemli olmayan belirtilerin yanında yaslıların dış uyaranlara verdiği tepkilerde yavaşlama, zayıflama, vücutlarının tamir hızlarının ağırlaşması, besin ihtiyaçlarının azalması ve buna karşın besin yetersizliklerine tahammül kabiliyetlerinde düşme ve nihayet, fonksiyonel kapasitede devamlı ve ilerleyici bir gerileme dikkat çekmektedir .
Yaşlılığa bağlı fiziksel değişimlerin psiko-sosyal uyumu büyük ölçüde etkilediği bilinmektedir. Özellikle görme ve işitme duyusundaki azalmalar başka insanlarla etkileşimi ve iletişimi etkiler ve duygusalgüçlüklere yol açabilir .
Psikolojik ve Sosyal Açıdan Yaşlılık
Yalnızlık, sosyal uyumsuzluk, sosyal iletişimde güçlük çekme ve toplumda statü yitiminin getirdiği sorunlar yaşlıların üzerinde yeterince durulmayan sosyal problemlerdir Kişiyi yakınları ve çevresiyle bir bütün olarak algılayarak, onu bir birey olarak ele almak; sosyal ortamlara girmesini programlamak, bir iletişim ağına dâhil etmek esastır. Sosyal rehabilitasyonun araçları anne, baba, kardeşler, akrabalar, arkadaşlar, sevdiği medyatik kişiler olurken, gidilebilecek kahvehane, pastane, sinema, tiyatro, panayır, şenlik, lunapark, orman, müze gibi yerler; yapılan ev ziyaretleri, yürüyüşler, geziler, alışveriş, konferans, sohbet, panel gibi etkinlikler de olabilir.
Yaşlanmayla Birlikte Ortaya Çıkan Bilişsel Değişiklikler
Normal yaşlanma süreci ile birlikte ortaya çıkan bilişsel değişiklikler ile ilgili olarak elde edilen bazı bilimsel araştırma bulguları aşağıda özetlenmektedir:
• Yaşlanmayla beraber bilgi işleme hızı yavaşlar. Dolayısıyla yeni bilgi öğrenme süreci uzar ve
yeni bilgi edinmek için daha fazla bilişsel çaba göstermek gerekir.
• Dikkatin farklı boyutları yaşlanmadan olumsuz yönde etkilenir. Buna göre, dikkatin aynı anda eş
zamanlı iki göreve bölünmesini gerektiren durumlarda yaşa bağlı gerileme olur. Dikkatin
sürdürülmesini gerektiren görevlerde başarısızlık görülür. İlişkisiz bilgilerin veya çeldiricilerin
elimine edilmesini ve sadece ilgilenilecek hedef uyarıcının belirlenmesini gerektiren görevlerde
güçlükler yaşanır, bu tür görevlerde hata yapma olasılığı artar.
• Kısa süreli bellek yaşa bağlı gerilemeden görece daha az etkilenir.
• Uzun süreli bellekte hatırlama, tanıma veya ipucuyla hatırlama performansına göre daha ciddi
bir gerileme gözlenir.
• Bazı bellek işlevleri bozulurken, bazıları yaşa rağmen korur. Örneğin; episodik bellek
(kahvaltıda neler yedim?), kaynak belleği (hasta olduğumu söyleyen doktorun adı, soyadı
nedir?), flaş bellekte (Marmara depreminde neredeydim?) önemli ölçüde gerileme görülürken;
semantik (kelime bilgisi, kavram bilgisi) ve işlemsel bellek (bisiklete binmek, piyano çalmak)
korunur.
• Konuşma, anlamlı kelime ve cümleler üretme, sözlü anlatım ve dil bilgisi gibi dile ait beceriler
yaşlanmaya rağmen korunur. Buna rağmen, kelime bulma ve adlandırma, kategoriye uygun
kelime bulma (sözel akıcılık) gibi dil beceri bozulmaktadır.
• Üç boyutlu yapılandırma ve şekil kopyalama gibi görsel-mekânsal görevlerde gerileme gözlenir.
Bilişsel esneklik gerektiren görevlerde başarısızdırlar.
• Yıllar boyunca biriken bilgi birikimi sonucu oluşan pratik deneyimler ve bunun doğal bir sonucu
olan ‘bilgelik’ yaşamın sonuna kadar devam eder
Birleşmiş Milletler Yaşlı İlkeleri
Yaşlıların bağımsızlık, katılım, bakım, kendini gerçekleştirme ve itibar konularında yaşlılardan ve
çevrelerindekilerden beklenenler Birleşmiş Milletler’in belirlediği ilkelerde açıkça görülmektedir
Bağımsızlık
Yaşlı bireyler;
• Beslenme, barınma, giyim gibi temel gereksinimlerini karşılamak ve sağlık bakımından
yararlanmak için yeterli gelire sahip olmalıdır.
• Sayılan gereksinimlerini karşılayabilmeleri için ailelerinden ve toplumun her kesiminden destek
almalıdır.
• Gereksinimlerini karşılama konusunda kendi kendilerine yardımcı olabilmeleri yönünde destek
almalıdır.
• Gelir getirici bir işte çalışabilmeli ya da toplumdaki diğer gelir getirici faaliyetlerden
yararlanmalıdır.
• Emeklilik yaşının belirlenmesi ve emeklilik koşullarının tanımlanmasında söz sahibi olmalıdır.
• Yaşlarına, yeteneklerine uygun eğitim ve öğretim programlarına sahip olmalıdır.
• Bireysel tercihlerine uygun, güvenli bir çevrede yaşamalıdır.
• Yaşadıkları çevre aynı zamanda onlara kapasitelerini geliştirebilecek fırsatlar sunmalıdır.
• Mümkün olduğunca uzun süre kendi evlerinde ya da aile ortamında yaşamalıdır.
Katılım
Yaşlı bireyler;
• Toplumla ilişkilerini sürdürmelidir.
• Refah düzeylerini doğrudan etkileyecek politikaların hazırlanması ve uygulanması aşamalarına
aktif bir biçimde katılımda bulunmalıdır.
• Bilgi ve becerilerini genç kuşaklar ile paylaşmalıdır.
• Topluma hizmet etmek için çeşitli fırsatlar geliştirebilmelidir.
• Kendi ilgi ve yeteneklerine uygun etkinliklere gönüllü olarak katılımda bulunmalı ve hizmet
edebilmelidir.
Bakım
Yaşlı bireyler;
• Aile ve toplum tarafından desteklenmeli, ihtiyacı olanlara uygun bakım hizmetleri verilmelidir.
• Her toplumun kültürel değerler sistemine uygun bir biçimde korunmalı ve gözetilmelidir.
• Asgari düzeyde fiziksel, zihinsel ve ruhsal iyiliği kazandıracak ve sürdürecek sağlık bakımına
sahip olmalıdır.
• Yaşamlarını kendi başlarına sürdürebilecekleri, gereksinim duyduklarında korunabilecekleri ve
bakılabilecekleri çeşitli sosyal hizmetlere ve yasal düzenlemelere sahip olmalıdır.
• İnsana yakışır ve güvenli bir ortamda, sosyal ve zihinsel yönden desteklenecekleri, kendilerini
geliştirebilecekleri, koruma ve rehabilitasyon hizmeti alabilecekleri, uygun kurumsal bakım
modellerinden yararlanmalıdır.
• Bir huzurevi ya da rehabilitasyon merkezinde yaşamaları durumunda; ihtiyaçlarına, inançlarına,
haysiyetlerine, özel yaşamlarına (mahremiyetlerine), bakımları ve yaşam biçimleri hakkında
kendi kararlarını vermelerine tam olarak saygı görmelidir. İnsan haklarından ve temel
özgürlüklerden tam olarak yararlanmalıdır.
Kendini Gerçekleştirme
Yaşlı bireyler;
• Bireysel potansiyellerini (yetenek ve becerilerini) tam olarak geliştirebilecek fırsatlar yaratmalı, var olan uygulamalardan yararlanmalıdır.
• Toplumun eğitim ve kültür etkinliklerine aktif olarak katılabilmelidir.
İtibar
Yaşlı bireyler;
• İtibar görmeli ve güven içerisinde yaşamalıdır.
• Sömürüden, fiziksel ya da zihinsel istismardan uzak tutulmalıdır.
• Hizmetlerden yararlanırken; yaş, cinsiyet, ırk, etnik köken, özür durumu ya da diğer konumları
nedeniyle bir ayırım görmemelidir.
• Gelir durumları belirleyici bir unsur olmamalı, gelir düzeyinden bağımsız olarak gereksinimleri
karşılanacak şekilde uygun hizmetlerden yararlanmalıdır.
YAŞLANMA VE ÖLÜM
Batı Kültüründe Yaşlanma ve Ölüm
Batı kültüründe yapılan araştırmalar insanların dine eğilimi/yönelimi, kilise veya sinagog gibi dini kurumlara devam oranlarında yaşa göre ciddi artış gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Bütün kültürlerde ölme/ölüm süreci benzer olmasına rağmen her toplumun kendine özgü kültür ve
inançları bu sürece farklı anlamlar yüklemektedir. Ölme veya ölüm, tasa ve üzüntü sürecidir. Bu süreci Batı kültürlerinde açıklayan birçok yaklaşım ve teori vardır. Burada sadece örnek olması bakımından Elisabeth Kübler-Ross (1969, 1997) tarafından kavramlaştırılan üzüntünün basamakları başlıklı çalışmasına yer verilmiştir.
Yazara göre üzüntünün beş aşaması bulunmaktadır. Bunlar; yadsıma [inkar], öfke, pazarlık, depresyon ve kabuldür.
İnkâr: Bu aşama, birey için geçici bir savunma basamağıdır. Birey hislerini bu aşamada ölümden
sonra arkada bırakacağı mala mülke ve kişilere yöneltir. Ölümle birlikte gelen bu hissi, birey inkâr
etmeye başlar. “Kendimi iyi hissediyorum” “Sadece ben ölmeyeceğim.” gibi ifadeler bu dönemi
karakterize etmektedir.
Öfke: İyileşme süreci için gerekli bir aşamadır. Bu aşamada birey inkârın devam edemeyeceğini anlar. Kişi arkadaşlarına, dostlarına herkese karşı bir kızgınlık duyabilir.
Pazarlık: Bu aşamada birey ölümü ertelemek için çaba sarf eder. “Birkaç yıl daha fazla yaşamak için her şeyi yapabilirim.” ifadesi bu aşamayı anlatan bir ifadedir.
Depresyon: Bu aşamada birey ölüm gerçeğini kabul eder Yaşamdan kopma,mutsuzluk, çaresizlik bu süreci destekleyen durumlar bütünüdür. Çok sevdiğiniz yakın bir arkadaşınızın ya da sevdiğiniz birinin kaybı depresif bir durumdur.
Kabul: Bu aşamada birey ölüm gerçeğini kabul eder veya anlamaya çalışır. Bu süreç, ölüm gerçeği ile yaşama ve onu öğrenme.Kabul aşaması, eski kötü günlerden daha ziyade iyi günler
yaşamak için bir süreçtir.
Türk İslam Kültüründe Yaşlanma ve Ölüm
Batı kültürünün aksine Türk-İslam kültürü ölümü daha olgunlukla karşılar. Yaşlılık döneminde, hayatın bir gün son bulacağı gerçeği insanı ölüm üzerine düşünmeye yöneltir. Bu konuda Niyazi-i Mısrî, “Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere/ Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber” dizelerinde ömür binasından her gün bir taşın yere düştüğü ifade eder. Kuranda ölüm ile ilgili birçok ayet bulunmaktadır: "Her canlı ölümü mutlaka tadacaktır" "Yeryüzünde olan her şey fanidir" (Rahman, 55/26), "Sizi ondan (topraktan) yarattık, oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız" (Taha, 20/55).
Sadece Kuran’da değil ayrıca hadislerde de, yani Hz. Muhammed’in sözlerinde de ölüm kavramı
çokça ele alınmıştır. Örneğin, "Lezzetleri yok eden ölümü çok anın" "Nasihat olarak sana ölüm yeter" ,"Dünya mümin için zindan, kâfir için cennettir"İslam anlayışına göre ölüm, inananı geçici dünyadan ebedî âleme taşır.
Kültürümüzde yine ölümle ilgili sıkça dile getirilen bazı hadisler bulunmaktadır:
“Ölmeden önce ölünüz.”, “Ölülerinizi rahmetle anınız.” ve “Mezarları sıkça ziyaret ediniz.” ifade
edilerek ölümün doğal bir olgu olduğuna vurgu yapılır. Kısaca İslam inancına göre ölüm mümin için
korkulacak bir kavram değil, cennete açılan bir kapıdır.
Yaşlılıkla İlgili Türkiye’de Yapılan Çalışmalar
Üniversitelerde yürütülen doktora araştırmalarında en çok çalışılan konular; kamusal mal olarak yaşlılık sigortası ve Türkiye uygulaması yaşlılık normları bakımından sosyal güvenlik normlarının uyumlaştırılması , Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin incelenmesi ve emeklilik sorunları, aktif yaşlanmaya yönelik sosyal güvenlik politikaları, yaşlılar için gelir güvencesi ve Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi ve bireysel sistemin etkinliğine yönelik konulardır.
Çalışılan diğer konular ise, genç yetişkin, orta yaşlı ve yaşlı bireylerin kontrol stratejileri, kurumlarda kalan yaşlıların yaşam kalitesi ve bunu etkileyen faktörler ve etik açıdan huzurevlerinde yaşlı mahremiyeti üzerinedir.
Yaşlılıkta sağlıkla ilgili ise çok az doktora çalışmasına rastlamak mümkündür. Yaşlılıkta sağlıkla ilgili çalışılan konular ise az sayıda olmakla birlikte şöyle sıralanmaktadır: pilates egzersizinin 65 yaş üstü kadınların denge, denge, reaksiyon zamanı ve kas kuvveti gibi değişkenlere etkileri , östrojenin erişkin ve yaşlılıkta hipokampal dendritik spine (öğrenmede ve hafızada denge ve işlev)
değişikliklerine etkisi ve insan yürüyüşünün destekleyici dış iskelet tasarımı ve kontrolü
SONUÇ: YAŞLILIK VE SOSYAL YAŞAM
İnsan yaşam döngüsünün en önemli ve son aşamalarından biri de yaşlılıktır. Yaşlılıktan sonraki dönem ise ölümdür Burada 2 teorik sınıflandırma vardır Biyolojik teoriler, yaşla birlikte insan anatomisi ve fizyolojisinde meydana gelen değişiklikleri incelemektedir. ikinci grup teoriler
yaşlılığın sosyolojik boyutunu inceleyen teorilerdir. Sosyolojik teoriler, yaşlanan bireylerin düşünce ve eylemlerindeki değişmeleri
açıklamaya çalışmaktadırlar.

 

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

REKLAMLAR

Forum istatistikleri

Konular
19,453
Mesajlar
150,271
Kullanıcılar
90,422
Son üye
Emre Akdoğan
Üst